Ortak Basın Açıklaması

12 Şubat 2016

Haksız Soruşturmalara Maruz Bırakılan Akademisyenlerimize Sahip Çıkıyoruz!

 

10 Ocak 2016’da “Barış İçin Akademisyenler Girişimi” adı altında, ülkemizin içinde bulunduğu çatışmalı ortam hakkındaki görüşlerini ve çözüm önerilerini dile getirdikleri bir bildiriye imza atan 1128 akademisyene yönelik olarak o günden bu yana yaygın bir sindirme ve yıldırma politikası uygulanmaktadır. Akademisyenler gözaltına alınmış, hedef gösterilmiş, işlerine son verilmiş ve son olarak da bazı üniversiteler tarafından haklarında disiplin soruşturması başlatılmıştır.

Bu akademisyenlerden üçü Ankara Tabip Odası’nın da üyesidir.

Toplumsal yaşamı geniş olarak ilgilendiren konularda görüş beyan etmede en yetkin kurum ve kişiler kuşkusuz üniversiteler ve akademisyenlerdir. Düşünce ve ifade özgürlüğü, üzerinde evrensel olarak uzlaşılan kavramlardır. Bu özgürlüklerin kullanılması bütün toplum için hak, üniversiteler ve akademisyenler içinse ayrıca ödevdir.

İfade özgürlüğü evrensel olarak tanınmanın ötesinde ulusal mevzuatımızca da koruma altına alınmıştır. Anayasamıza göre herkes, düşünce ve kanaatlerini açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Türk Ceza Kanunu’na göre eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz. İfade özgürlüğüne, Türkiye Cumhuriyeti olarak kabul ettiğimiz ve iç hukuk açısından bizi bağlayan Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde de özel vurgu yapılmaktadır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına göre ifade özgürlüğünün yalnız toplumda beğenilen fikir ve düşünceler açısından değil, toplumu sarsan ve şoka uğratan fikirler açısından da geçerli olduğu kabul  edilmelidir. Hükümetler için getirilebilecek eleştirinin sınırları daha geniştir ve hükümetlerin cezai prosedürleri işletme konusunda oldukça hassas davranmaları gerekir.

Üniversitelerin bildiriyi imzalayan akademisyenler hakkında disiplin soruşturması açma girişimleri akademik özgürlüklerle bağdaşmayan, çağdaş üniversiteye yakışmayan bir tutumdur. Oysa üniversite yönetimlerinin yapması gereken, akademinin çok sesli yapısına sahip çıkmak, öğretim üyelerinin arkasında durabilmek, akademik linçe karşı açık bir tavır takınabilmekti.

Öğretim üyelerine açılan disiplin soruşturmaları 657 sayılı Kanun’a dayandırılmaktadır. Oysa hukuk fakültelerinin çok değerli öğretim üyeleri, üniversitelerin başlattığı bu disiplin soruşturmalarının usul açısından temelsiz olduğunu ortaya koyan görüşler ortaya koymakta, 657 sayılı Kanun’a dayanılarak öğretim elemanları hakkında disiplin soruşturması açılmasını mümkün görmemektedir. Şu an için hukuk sistemimizde öğretim elemanlarının fiillerini disiplin suçu olarak nitelemeye, bunlar hakkında disiplin soruşturması açmaya ve disiplin cezası vermeye elverişli bir norm bulunmadığı ifade edilmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin öğretim elemanlarının disiplin işlemleri ile ilgili olarak verdiği iptal kararına dayanılarak yapılan yorumlarda öğretim elemanlarının disiplin işleri hakkında düzenleme yapmanın yasama organının yetkisinde olduğu, henüz bir yasal düzenleme yapılmamış bir alanda Üniversite idarelerinin hukukun sınırları dışına çıktığı ve yetkisini aştığı ileri sürülmektedir.

Sonuç olarak, şiddet çağrısı içermedikçe görüşlerini toplumla paylaşmak akademisyenler için hem hak hem de görevdir. Evrensel metinlerde ve iç hukukumuzda güvence altına alınan ifade özgürlüğünün kullanılmasının Üniversitelerce soruşturma konusu yapılması hem hukuksuzdur, hem de yasal değildir.

Nihai amacı barışa çağrı olan bir bildirgeyle akademik hak ve özgürlüklerini kullanan bütün akademisyenlerimize ve sağlık emekçisi arkadaşlarımıza sahip çıkıyor, üniversiteleri hukuksuz soruşturmalardan, görevden almalardan vazgeçmeye davet ediyoruz.

  

Saygılarımızla,

Ankara Tabip Odası

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Ankara Şubesi