1 Mayıs Ortak Basın Açıklaması

1 Mayıs 2016

 

Selam olsun Türkiye işçi sınıfına…

Selam olsun Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanında kol kola giren işçilere

Selam olsun köleliğin zincirlerini kırmak için yollara düşenlere,

Selam olsun insanca, özgürce ve kardeşçe yaşamak için direnen herkese!

1 Mayıs’ta burada yine yan yana duruyor ve hep birlikte 1 Mayıs şarkısı söylüyorsak, bu hepimizin, Türkiye işçi sınıfının eseridir. Hepinizi, bu mücadelede alın teri, gözyaşı döken işçi sınıfının ve dostlarının demokrasi mücadelesini kutluyorum.

Bugün burada bizlerle olamayan;

İşçi sınıfının mücadelesine önderlik eden Kemal Türkler’i, Abdullah Baştürk’ü, 1Mayıs’77 de ve 15-16 Haziran şanlı işçi direnişinde yitirdiğimiz yoldaşlarımızı saygıyla anıyorum.

Soma’da, Ermenek’te maden ocaklarında göz göre göre katledilenleri ve iş cinayetlerinde yitirdiğimiz canları saygıyla anıyorum.

Yine Türkiye Devrimci Mücadelesinde yer alan ser verip sır vermeyen İbrahim Kaypakkaya’yı, idam sehpasına gülümseyerek çıkan Denizi, Yusuf’u, Hüseyin’i selamlıyorum.

Kendilerini Türkiye halklarının kurtuluşuna adayan Hüseyin Cevahir’i, Ulaş’ı yiğit devrimci Mahir Çayan’ı saygıyla selamlıyorum. Faşizme hayır diyen demokrasiyi savunan Musa Anterlere, Uğur Mumculara selam olsun.

İşçi sınıfı mücadelesine, halkların kardeşliğine, başka bir dünya başka bir Türkiye’ mümkün diyen ve ismini söyleyemediğimiz binlerce işçiye, emekçiye ve  devrimciye, faşizme inat, selam olsun.

1 Mayıs, vahşi kapitalist sisteme, gözünü kar hırsı bürümüşlere, doğayı talan edenlere, küresel sermaye ve siyasi iktidara itiraz günümüzdür.

1 Mayıs ezilenlerin, dışlananların, yok sayılanların, yoksulların, işsizlerin, köle koşullarında insafsızca çalıştırılanların, mücadelelerini birleştirdikleri bir gündür.

Bugün burada söyleyecek sözümüz söylemeye yüzümüz var. Bu alanda hep birlikte bir kez daha tekrar ediyoruz.

İnsanca ve onurlu yaşayacak iş ve  aş istiyoruz.

Güvencesiz çalışma istemiyoruz.

Sözleşmeli çalışmak istemiyoruz.

Taşeron şirketleri istemiyoruz.

Kiralık işçilik adı altında köleci çalışma düzeni istemiyoruz.

Kıdem tazminatlarımızın gasp edilmesini istemiyoruz.

 İş güvencesi, sendikalı ve toplu sözleşmeli çalışma düzeni, parasız eğitim ve parasız sağlık hakkı istiyoruz.

Kürt sorununun barışçıl çözümü için demokrasi istiyoruz. Çocuklar ölmesin, insanlarımız ölmesin istiyoruz.

Evet arkadaşlar! Bugün burada on binler olarak gücümüzü göstermeye, birbirimize söz vermeye geldik. Eşit, özgür, demokratik, laik ve aydınlık bir Türkiye umudunu büyütmek için geldik.

Bu ülkenin karanlıklarını aydınlatmadan, darbeciler, işkenceciler yargılanmadan, 1 Mayıs 1977'nin, Kahramanmaraş’ın , Çorum’un , 16 Mart katliamlarının, Sivas’ın, Roboski’nin failleri adaletin önüne çıkarılmadan, bunların hesabı sorulmadan, Abdi İpekçi, Kemal Türkler, Doğan Öz, Uğur Mumcu, Musa Anter, Tahir Elçi, Hrant Dink cinayetlerinin ardındaki sırlar açıklığa kavuşmadan, 10 Ekim katliamının gerçek failleri bulunmadan ve daha sayamadığımız birçok katliam ile yüzleşilmeden Türkiye'de yeni bir sayfa açılamaz.

AKP iktidarı yılların birikmiş sorunlarını çözmek bir yana her geçen gün daha da derinleştiriyor. İşçinin emekçinin, yoksulun, dışlananların üzerine bir karabasan gibi çökmeye devam ediyor.

İşçilerin en basit hak arama mücadeleleri baskıyla, zorla, işten atılarak, sürgün edilerek hukuk çiğnenerek yok edilmeye çalışılıyor. Siyasi iktidar sendikaları büyük tehdit olarak görüyor. İşçi sınıfını bölmeye, işçi sınıfı örgütlülüğünü zayıflatmaya, kendisine muhalif olarak gördüğü her odağı meslek örgütlerini, basını, gazetecileri, doktorları, öğrencileri yok etmeye çalışıyor.

İstikrar vaadiyle geldiler işsizlik tavan yaptı. Bu ülkede işsiz sayısı 6 milyona ulaşmış. Peki işsizliğin çözümü yok mu, tabii ki var. Ama onlar diyor ki, ucuza çalıştıralım, çok çalıştıralım. Mümkünse köle gibi çalıştıralım. Şimdi size soruyorum. Türkiye’yi ucuz işçi cenneti haline getirmek isteyenlere karşı birlik olmaya, mücadele etmeye, dayanışmaya söz veriyor muyuz?

Bu iktidar  “Kadının yeri evidir” diyerek kadınları eve kapatmak istiyor. Kadınlara yarı-zamanlı çalışmayı, evden çalışmayı, ucuz işçi olmayı dayatıyor. Kadınlara kölelik dayatanlara, kadınları eve kapatmaya çalışanlara karşı birlik olmaya, mücadele etmeye, dayanışmaya söz veriyor musunuz?

Evet güvencesiz kuralsız çalışma biçimi her geçen gün daha fazla yaygınlaşmaya devam ediyor. Kayıt dışı çalışma artıyor. Üniversite mezunlarında işsizlik sayısı her geçen gün artıyor. Yoksulluk çığ gibi büyüyor, esnaf kepenk kapatıyor, her on kişiden dördü geçimini borçla sağlıyor.

Bu koşullar altında sosyal devlet yok olurken umutsuzluk, huzursuzluk ve karamsarlık tüm toplumu kuşatıyor.

Güneydoğuda çocuklar okullarına, işçiler işyerlerine gidemiyor. Evinden işe gitmek için çıkan üyemiz kapısının önünde öldürülüyor günlerce ailesi cenazesini alamıyor. Sivil, suçsuz insanlar öldürülüyor. Bu mu sizin ileri demokrasiniz?
Bu koşullar altında iktidar bizimle alay eder gibi, bunlar yetmezmiş gibi, kölelik yasalarını meclisten geçirmeye çalışıyor. Özel İstihdam Büroları’na geçici iş ilişkisini de kapsayacak biçimde işçi kiralama yetkisi verilmesi başta olmak üzere, güvencesiz çalışmayı yaygınlaştıracak düzenlemeler TBMM gündemine getiriliyor.

Kiralık İşçilik yasası ile simsarlığı, üçkağıtçılığı hayata geçirmeye çalışıyorlar. Bu üçkağıtçılara izin verecek misiniz?

Bir başka emeğe saldırıyı ise kıdem tazminatını fona devretmeye çalışarak yapıyorlar. Kıdem tazminatlarını hiç etmeye çalışıyorlar. Neymiş alınterimizle kazandığımız kıdem tazminatlarını fona devredeceklermiş. Bizler çok iyi biliyoruz ki fon demek yağma demek. Kıdem tazminatlarımızın yağmalanmasına izin verecek misiniz?

Sendikal barajlar, örgütlenmenin ve grev hakkının önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır çünkü biliyoruz ki örgütlü işçinin kıdem tazminatını gasp etmek mümkün olmayacaktır. Örgütlü işçiyi köle yapmak mümkün olmayacaktır.  İşte bu yüzden örgütlü işçi sınıfı istemiyorlar.

Şimdi gelelim seçim meydanlarında söz verip işçileri kandıracaklarını düşünen bu iktidarın Taşerona Kadro yalanına ...

Taşeron şirket işçilerinin kadroya alınacağına ilişkin Başbakan’ın söyleminin hemen ertesi bunun tam bir aldatmaca olduğu zaten ortaya çıktı. Sözleşmeli personel adı altında yapmaya çalıştıkları şey taşeron şirket işçilerinin açtığı muvazaa davalarından kurtulmak ve kazanılmış haklarını ortadan kaldırmaktır. Bunlar sözleşmeli personel diye yeni bir ucube yaratarak işçileri güvencesiz çalışmaya mahkum edecektir. Peki soruyorum size bu oyunu bozacak mısınız?

Ayrımsız, şartsız tüm taşeron şirket işçilerine kadro alana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. Taşeron köleliğine her ne pahasına olursa olsun son vereceğiz. Seçimlerden önce “Taşerona kadro” deyip, seçimden sonra sözünden dönenlere işçiyi kandırmanın bedelini göstereceğiz!

Türkiyeli işçiler çok çalışıyor, ucuza çalışıyor, güvencesiz çalışıyor, bu da yetmiyor, Ölümüne çalışıyor. 2015 yılında 1730 işçi arkadaşımız iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. Ülkeyi yönetenler bu ölümlere  “fıtrat” diyor, “kader” diyor. Biz ise “cinayet” diyoruz. Çünkü bu insanlarımız, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri alınmadığı için ölüyor. Kâr hırsıyla işçiler ölüme gönderiliyor. Bunun adı düpedüz cinayettir!

657 Sayılı Devlet Memurları Kanundaki değişikliklerle kamu çalışanlarının iş güvencesini ortadan kaldıran yasal düzenlemeler yapılıyor.

Sendikal hak ve özgürlüklere yönelik baskı, tehdit, soruşturma ve görevden almalar, barış isteyenlere yönelik baskı ve tutuklamalar gibi hukuksuz bir süreç işletilmeye devam ediyor.

Kamu emekçilerinin grevli gerçek toplu sözleşme hakkı, örgütlenme ve siyaset yapma hakkı yok sayılıyor, grev hakları idari işlemlerle ortadan kaldırılıyor.

Barış isteyen akademisyen, haber yapan gazeteci, sanal ortamda paylaşımda bulunan sorgulanıyor, tutuklanıyor, yıllarca hapis istemiyle yargılanıyor.

Suyuna, ağacına, toprağına sahip çıkanlar “terörist” ilan edilerek güvenlik güçleri tarafından saldırıya uğruyor.

Kadına şiddet, taciz ve tecavüz daha da artıyor. Hükümet gerekli tedbirleri almak yerine bütün olaylarda kadını suçluyor.

Çocuklara yönelik cinsel istismarlar gün geçtikçe artıyor. Gerekli soruşturmalar açılması yerine çocuk tecavüzcüleri ve vakıflar hükümet tarafından korumaya alınıyor.

Suriyeli göçmenlerin çaresizlikleri fırsata çevrilerek ucuz işgücü olarak kaçak çalıştırılıyor. Siyasi şantaj malzemesi haline getiriliyor. Göçmen işçiler hiç bir hak ve sosyal güvencesi olmadan köle koşullarında çalıştırılıyor.

Kısaca tek derdi kendi ayakkabı kutularını doldurmayı, kendi çocuklarına gemicikler almayı, yandaşlarını zengin etmeyi önüne almış  AKP İktidarı kendi kar, rant, ve siyasi çıkarları uğruna doğaya, canlılara, işçilere ülkemize zulüm etmeye devam ediyor.
Son söz olarak şunları belirtmek istiyorum.
Karar süreçlerine emekçileri katmadan, demokrasi olamaz. İşçi sınıfının örgütlü gücü olamadan demokrasi olmaz.  Kürt sorunu, demokratik barışçı bir biçimde kardeşlik temelinde çözülmeden demokrasi olgunlaşamaz.

Bizim umudumuz bu alanı dolduranların birlikte ve ortak mücadele azmidir. Ayrılıklarımızı değil aynılıklarımızı ortaya çıkararak ve bu aynılıkları arttırarak bu ülkeyi kuşatan AKP iktidarına karşı yan yana, omuz omuza direnmeye devam edeceğiz.

Şu iyi bilinmelidir ki demokratik, özgür, bağımsız, ayrımsız, sömürüsüz bir dünya ve Türkiye, bizim işçi sınıfının ellerinde yükselecektir. Yaşasın 1 Mayıs, yaşasın işçi sınıfının birliği ve dayanışması!

KESK

DİSK

TMMOB

Ankara Tabip Odası

Türk-İş