Çarşamba, 13 Aralık 2017

Ankara Tabip Odası-Türk Tabipleri Birliği Ortak Basın Bülteni

20.07.2016

Adli Muayene ve Raporlama Süreçlerinde Hekimlik Değerlerinden Taviz Verilemez!

 

TTB ve Ankara Tabip Odası olarak, hekim-hasta ilişkisinin bütününde, yani gerek muayene ve tedavi sırasında, gerekse raporlama ve tıbbi belgeleme (gözaltı muayeneleri, işkence vb. kötü muamele iddiaları gibi) süreçlerinin tamamında hiçbir otoritenin baskısı, talepleri ya da olağanüstü durum gerekçe gösterilerek hekimler üzerinde baskı ya da yönlendirme yapılmasının kabul edilemeyeceğini açıklıkla ifade etmek istiyoruz.

Nasıl ki, her türlü demokratik hakkı ortadan kaldıran ve kendi hukukunu dayatan darbeci anlayışa karşı çıkmış ve her koşulda demokratik mekanizmaların işletilmesi gerektiğini savunmuşsak, aynı biçimde darbe girişimleri gerekçe gösterilerek hukukun askıya alınmasına, fiilen bir başka keyfi hukuk anlayışının hakim kılınmasına ve bu süreçte hekimlerin hastaları ile olan ilişkilerine müdahale edilmesine aynı kararlılıkla karşı çıkıyoruz.

Son iki günde ülkemizde yaşanan bu olağanüstü durum gerekçe gösterilerek, hastane idarecileri tarafından hekimlere yapılan sözlü uyarılar ve gönderilen SMS mesajları ile “istirahat raporu verilmemesi, olası haklı istirahat durumlarının dahi rapora dönüştürülmemesi, sadece bu durum ve taleplerin idarecilere bildirilmesi gerektiği”ni dikte eden bir tutum gözlemekteyiz. Yine bu olağanüstü durum gerekçe gösterilerek gözaltı giriş ve çıkış muayenelerinin sağlık kurumları yerine emniyet vb. yerlerde yapıldığı, hekimlerin bu raporlandırmayı yapmak üzere sağlık kurumu dışında başka kurumlara çağrıldıkları ya da gitmeye zorlandıkları biçiminde resmi yazışmalar yapılabilmektedir.

Bir kez daha ifade etmek istiyoruz ki, bu ülke daha önce de askeri darbeleri, darbe girişimlerini gördü. Darbe olmadan fiilen darbe hukukunun işletildiği zamanları yaşadı. Tüm bu karanlık dönemlerde TTB olarak her zaman ve kararlılıkla; insan haklarının korunmasını, insan onurunun zedelenmemesini, kim olursa olsun ve kendisine isnat edilen suç ne olursa olsun herkesin temel insan haklarına sahip olduğunun unutulmaması gerektiğini ve bunun başat kriterinin hiç kimseye işkence uygulanamayacağı, herkesin adil yargılanma hakkı olduğu ve adli raporlama süreçlerinde hekimlerin üzerinde hiçbir baskının olmaması gerektiğini savunduk.

Bu nedenle, dün olduğu gibi bugün de darbe girişimi sonrası yaratılan olağandışı sağlık ortamında hekimlik değerlerinin çiğnenmesine izin vermeyeceğimizin bilinmesini istiyoruz. Sağlık idarecileri başta olmak üzere tüm yöneticilere, hekimlerin tıbbi uygulama ve belgeleme süreçlerinde kendilerine verilen görev ve sorumluluğu hakkıyla ve tarafsızca yerine getirebilmesi için baskı uygulamaktan vazgeçmelerini, hekim bağımsızlığına saygı göstermeleri gerektiğini bir kez daha hatırlatıyoruz.

Hekimliğin zor ve daha da önemlisi zor zamanların mesleği olduğunu hatırlatarak tüm meslektaşlarımıza; kimden ve nereden gelirse gelsin hekimlik pratiğimize yönelik her türlü müdahaleye karşı çıkmalarını, hekimliğin emir-komuta ya da birilerinin beklenti ve çıkarlarına uygun işletilebilen bir mekanizmaya tabi olmadığını, Hipokrat’tan bugüne karşısına gelen herkesi ırk, dil, din, statü, politik tutum ya da başka herhangi bir kritere tabi tutmadan sadece hasta ya da hak kaybına uğrama iddiasında bulunabilecek ve bu durumu ancak doktor raporu ile belgeleyebilecek bir insan olarak görmeye devam etmeleri gerektiğini önemle hatırlatırız.

Herkes için, her zaman ve her koşulda insan hakları ve iyi hekimliği savunmaya devam edeceğiz.

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi

Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu