Ankara Tabip Odası-Türk Tabipleri Birliği Ortak Basın Açıklaması

20  Şubat  2015

Yargılanan Ankara Tabip Odası Değil, “İyi Hekimlik  Değerleri”dir!

Saldırı Hekimlere Değil, Halkın Sağlık  Hakkınadır!

Sağlık Bakanlığı Ankara Tabip Odası’nı Haziran Direnişi sırasında göstericilere sağlık yardımı sağlamakla suçlamakta ve Yönetim ve Onur Kurullarının görevden alınmasını talep  etmektedir.

Anımsanacağı üzere, yurttaşlarımızın yaşam alanlarının rant uğruna talan edilmesine karşı başlattığı Haziran Direnişi sırasında Türkiye’nin hemen her yerinde olduğu gibi Ankara’da da kolluk kuvvetlerinin yoğun şiddeti sonucu binlerce kişi yaralanmış, biber gazının zararlı etkilerine maruz kalmıştır. Yaralı sayısı Türkiye’de 8163 kişiye, Ankara’da 1549 kişiye ulaşmıştır. Yaralanmaların önemli bir kısmı tazyikli suyun ölçüsüz kullanımı, biber gazının doğrudan göstericilerin üzerine sıkılması, biber gazı kapsüllerinin göstericilere fırlatılması, plastik mermilerin yakın mesafeden ateşlenmesi sonucu gerçekleşmiştir. Çok sayıda yurttaşımız hayatını kaybetmiştir.

Gezi Parkı eylemlerinde, anayasa ve evrensel sözleşmeler tarafından korunan barışçıl toplanma ve gösteri hakkını kullanan yurttaşlarımıza uygulananlar bütün Dünyanın da kabul ettiği gibi haksızdır, orantısızdır ve vahşet boyutundadır. Öyle ki, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri bile, hükümeti şiddeti durdurmaya çağırmıştır. Ama hiç oralı olunmamış, tencere-tava çalmak bile suç sayılmış; doktorlar, avukatlar, gazeteciler, hatta “duran adam”lar gözaltına alınmış, kötü muameleye maruz bırakılmıştır. Şiddet giderek büyütülmüştür. Olayların yaygınlığı ve niceliksel büyüklüğünün de etkisiyle Sağlık Bakanlığı yaralılara müdahalede etkisiz kalmıştır.

Bütün bunlar yaşanırken, Ankara’nın, İstanbul’un, İzmir’in, Adana’nın meydanları kan ve gözyaşıyla yıkanırken, ambulanslar gösteri alanlarına gitmiyorken, hekimler eli kolu bağlı, duracaklar mıydı? Kuşkusuz, hayır! Hayır, çünkü, “halk sağlığını korumak” Türk Tabipleri Birliği’ne ve tabip odalarına  yasa  ile  verilmiş  bir  görevdir. Hayır, çünkü, yeminlerine ve etik değerlerine göre hekimler  sağlık  yardımına  gereksinim  duyanlara  hiçbir  ayrım gözetmeden yardım etmekle yükümlüdür. Haziran Direnişi’nde olduğu gibi, tıbbi yardım ihtiyacının çok  açık ve acil olduğu durumlarda bu gereksinimi görmezden gelemeyiz, yoksa mesleki ve etik sorumluluklarımızı ihmal etmiş oluruz. Evet, hekimler ihtiyaç olan her yerdeydi. Pencereleri kırılarak içlerine göz yaşartıcı gaz      atılan acil sağlık noktalarındaydı. Acil sağlık hizmeti verilen noktaları basıp yaralıları dövmenin cezasız kaldığı bu ülkede, o noktalarda kendi güvenliğini hiçe sayıp can kurtarmaya çalışmak suç ise, kabul, bu “suç” işlenmiştir.    Bu “suç” ve bu dava, hekimliğin ve o hekimlerin onur plaketidir.

Dünya Tabipler Birliği’nin Cenevre Bildirgesi’nde hekimlerin kendi yaşamlarını insanların hizmetine adayacaklarına dair yemin etmesi öngörülmüştür. Hekim yeminindeki başlıca değerler merhamet, adanmışlık ve yardıma hazır olmaktır. Türk Ceza Kanunu acil durumlarda temel yardımı herkes için bir zorunluluk saymıştır. Türk Tabipleri Birliği’nin Meslek Etiği Kuralları’nda, Tıbbi Deontoloji Tüzüğü’nde ve Dünya Tabipler Birliği’nin çeşitli bildirgelerinde acil durumlarda ilk yardımda bulunmak hekimin açık bir yükümlülüğü olarak tanımlanmıştır. Dünya Tabipler Birliği’nin bildirgelerine göre hekimlerin görevlerini yapmaları suç sayılamaz, hastalarının çıkarlarını savunabilmek adına hekimlerin mesleki özerkliği güvenceye alınmalıdır. Sağlık Bakanlığı hekimlerin adanmışlıklarına, mesleki özerkliklerine karşı giriştiği bu saldırı ile sorumlu olduğu yaşam hakkını tehlikeye attığının farkında mıdır?

Hatırlayalım, Sağlık Bakanlığı o günlerde hastanelere yaralı eylemcilerin kaydedileceği özel formlar göndermişti. Fişleneceği kaygısıyla yaralılar hastanelere başvurmaktan kaçınmışlardı. Böylelikle yaralılara neredeyse “hastaneye gelme” diyen bakanlık, bugün onlara ilk yardımı dışarıda veren hekimleri yargılamaya kalkıyor. Hem suçlu, hem güçlü! Daha doğrusu,onlar suçlu, biz haklı; onlar zayıf, biz güçlü!

Hatırlayalım, Haziran Direnişi’nde hekimler hizmet sundukları sırada darp edilmiş, gözaltına alınmışlardı. Bugün daha da ileri gidiyorlar, tek tek hekimleri değil, hekimliği bütünüyle tutsak etmeye çalışıyorlar. TOMA’lardaki suya kattıkları ilacın hesabını vermeyenler, hekimliğe ruhsat soruyorlar. Hekimliği izine, emire bağlamak istiyorlar. Hekimliği tehdit ediyorlar. Buna boyun eğmeyeceğiz.

Tıpkı  bugün  burada  özgür  ve  iyi  hekimliğe  savaş  açanlara  “hodri  meydan”  dediğimiz   gibi,   bu  ülkenin insanları ülkede giderek yükselen şiddete, otoriterleşmeye, gericileşmeye karşı direnmeye devam ediyor. TMMOB’u etkisizleştirmeye çalışan düzenlemelere, baskıyı daha da artıracak İç Güvenlik Yasa Tasarısı’na, Özgecan’ın canına mal olan kadın düşmanı, gerici politikalara teslim  olmayacağız.

Bu dava ile “iyi hekimlik” değerleri yargılanmakta, hekim örgütleri toplumsal sorunlara duyarsız kılınmak istenmektedir. Türk Tabipleri Birliği ve tabip odaları Sağlık Bakanlığı’nın bu baskıcı tutumu karşısında yılmayacaktır. Çünkü, bizce, halkın sağlık hakkını umursamayan hekimlik “iyi hekimlik” değildir.

Bu davada uluslararası hekim ve insan hakları örgütleri Türkiye’deki hekimlerin, Ankara Tabip Odası’nın yanındadır, temsilcileri buradadır. Türkiye’deki emek ve meslek örgütleri, demokratik kitle örgütleri ve milletvekilleri mesleğinin gereğini yapan hekimlerin yanındadır. Türk Tabipleri Birliği ve Ankara Tabip Odası olarak bu utanç davasında bizlere desteğini sunan duyarlı tüm kişi ve kurumlara teşekkür  ederiz.

Yaşasın iyi hekimlik değerlerimiz, yaşasın hekimlerin halktan yana örgütlülüğü, yaşasın halktan yana örgütlerin dayanışması!

Saygılarımızla,

Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi