Çarşamba, 13 Aralık 2017

Ankara Tabip Odası Basın Açıklaması

10.9.2015

Sağlık Bilimleri Üniversitesi Neye ve Kime Hizmet Edecek? 

Sağlık Bilimleri Üniversitesi hızla kuruldu. YÖK değil AKP Hükümeti 16 Ocak’ta TBMM’ye Sağlık Bilimleri Üniversitesi kurulması için bir teklif verdi. Kanun Cumhurbaşkanı tarafından onaylanarak 15 Nisan günü 29327 sayılı Resmi Gazete’de yayınlandı. 28/3/1983 tarihli ve 2809 sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu’na eklenen 158 sayılı madde ile İstanbul’da “Sağlık Bilimleri Üniversitesi” adıyla yeni bir üniversite kurulduğu açıklandı. YÖK’ün bu sürece bir müdahalesi olmadı. Oysa üniversite kurma gerekçelerinin ve teklifinin Bakanlar Kurulu ve TBMM’ye YÖK tarafından götürülmesi gerekmekteydi.

Bu 158 sayılı ek maddede; üniversitenin Tıp Fakültesi, Hemşirelik Fakültesi, Yaşam Bilimleri Fakültesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu, Sağlık Bilimleri Enstitüsünden oluştuğu belirtilmektedir. Üniversitenin yönetim organları, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nda  öngörülen  organlar ile Mütevelli heyetinden oluşmaktadır. Mütevelli Heyeti; Sağlık Bakanlığı Müsteşarı, Rektör, Sağlık Bakanlığı’nın seçeceği iki üye ile Yükseköğretim Kurulu tarafından seçilen profesör unvanına sahip bir üye olmak üzere toplam 5 üyeden oluşmaktadır. Meclise verilen teklifte Üniversitenin mütevelli heyetinin; Sağlık Bakanı, Sağlık Bakanlığı Müsteşarı, Rektör, Bakanın seçeceği bir üye ile Yükseköğretim Kurulu tarafından seçilen profesör unvanına sahip bir üye olmak üzere toplam 5 üyeden oluşacağı belirtilmekte iken başkanın Sağlık Bakanı olmasına gelen tepkiler üzerine olsa gerek heyetten Sağlık Bakanı çıkarılıyor ama diğer taraftan bakanın seçtiği üye sayısı bir yerine ikiye çıkarılıp bir şaşırtmaca yapılıyor. Mütevelli heyetinin 5 üyesinden 4’ünün Sağlık Bakanlığı tarafından belirlendiği bir üniversite ile, siyasi iradenin denetiminde bir üniversite ile karşı karşıyayız. Bu konu üzerine Temmuz 2014’te yaptığımız basın açıklamasında bu üniversiteyi “Sağlık Bakanlığı Üniversitesi” olarak adlandırmıştık, gelişmeler bizi haklı çıkardı. 

AKP hükümetinde akademik yaşamda jet uygulamalara tanık olduk. Ders anlatmayan kişiler jet hızıyla profesör yapıldı. Şimdi de SBÜ rektörü jet hızıyla belirlendi: YÖK 15 Temmuzda rektörlük için başvuran adaylardan   3 ismi, birinci sırada Prof. Dr. Cevdet Erdöl, ikinci sırada Prof. Dr. Fatma Aydın ve üçüncü sırada Prof. Dr. Uğur Koçer olmak üzere, Cumhurbaşkanı’na sundu. Atama süreci bayram, tatil dinlemedi. Resmi tatil olan Ramazan Bayramının ikinci gününde, 18 Temmuz Cumartesi günü Resmi Gazete’de atama kararı yayınlandı. Artık SBÜ üç dönem AKP milletvekilliği yapmış bir rektör tarafından yönetilecektir. Akademik özerklik, bağımsızlık gibi kavramların ruhuna Fatiha okumak gerekecektir.

Ek 158. maddeye göre ‘Üniversite, Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumuna bağlı eğitim ve araştırma hastaneleriyle 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun Ek 9 uncu maddesi çerçevesinde birlikte kullanım protokolleri yaparak sağlık uygulama ve araştırma faaliyetlerini yürütür. Üniversitenin birlikte kullanım protokolü imzaladığı eğitim ve araştırma hastaneleri, aynı zamanda Üniversitenin uygulama ve araştırma merkezi statüsü kazanır. Üniversiteye tahsis edilecek öğretim elemanı kadroları, temel bilimler hariç olmak üzere, birlikte kullanılan eğitim ve araştırma hastanesinin eğitim birimleri ve ihtiyacı dikkate alınarak, Rektörün önerisi üzerine Mütevelli Heyeti tarafından il bazında belirlenir ve öğretim üyesi atamaları bu kadrolara yapılır. Üniversitenin birimlerine tahsis edilecek öğretim üyesi norm kadro sayısı, Rektörün önerisi ve Mütevelli Heyetinin onayı ile Yükseköğretim Kurulu tarafından tespit edilir.’

Üniversitenin Sağlık Bakanlığı’nın denetimindeki bir mütevelli heyet ile yönetilmesi ve akademik kadronun belirleniş tarzı siyasi kadrolaşmaya imkan vermektedir. Ankara Tabip Odası’nın geçmişte belgelerle ortaya koyduğu, hukuki mücadele konusu yaptığı çok sayıda subjektif akademik ilan ve atama, bu yeni Üniversitede akademik kadroların nasıl kullanılacağının ipuçlarını vermektedir. Şimdiye dek eğitim ve araştırma hastanelerine yapılan eğitim görevlisi atamalarında hastane ihtiyaçları değil, kayırmacılık ve yandaşlık belirleyici olmuştur. Bazı eğitim ve araştırma hastanelerine asistan ve uzman sayısından fazla eğitim görevlisi görevlendirilmiştir. Kamu yararına aykırı olan benzer örneklerin bu üniversitede de yaşanmaması için konuyu takip edeceğimizi, uygun olmayan uygulamaları kamuoyu ile paylaşacağımızı, gereken hukuki mücadeleyi vereceğimizi belirtiriz.

TKHK’ya bağlı hastanelerin ve SBÜ’nün kadroları aynı ortamda farklı koşullarda çalışmak zorunda kalacaktır. İş yükü ve özlük hakları bakımından eşitsizliklerin, adaletsizliklerin ve haksızlıkların yaşanacağını tahmin etmek zor değildir. Çünkü üniversite-EAH arasında işbirliği yapılan önceki uygulamalarda, örneğin İzmir Katip Çelebi Üniversitesi/Atatürk EAH işbirliğinde ve Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi/Atatürk EAH işbirliğinde, bunlar sıkça yaşanmıştır, yaşanmaya devam etmektedir. Sağlık Bilimleri Üniversitesi ile işbirliği yapılan 55 eğitim ve araştırma hastanesinin birçoğunda çok sayıda akademik unvanlı hekim bulunmaktadır. Kadro beklentisi bulunan bu meslektaşlarımızın bir bölümünün Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nde yer bulamayacaklarını tahmin etmek zor değildir. Nitekim halen işbirliği yapılan Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 32 doçent, İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 4 profesör, 59 doçent unvanlı hekim üniversite kadrosunda değildir.

Olası  sorunları  şöyle sıralayabiliriz:

SBÜ, yurt çapında farklı illerde toplam 55 Eğitim ve Araştırma hastanesi ile işbirliği yapmıştır. EAH’lerinde Kulak Burun Boğaz, Genel cerrahi, Göz, FTR, Enfeksiyon hastalıkları, Dermatoloji gibi bazı branşlarda akademik unvanlı hekimlerin çok sayıda olduğu bilinmektedir. A ilinde çalışmakta olan bir meslektaşımız üniversite kadrosuna başvurup atandığında, B ilinde görevlendirilebilecektir. Atamalarda liyakata, nesnelliğe ve kamu yararına uygun davranılmadığı takdirde, performansın bozduğu çalışma barışı kadro adaletsizlikleri nedeniyle daha da kötüleşebilecektir.

EAH’lerde akademik unvanı bulunmayan ama eski tanımlara göre Klinik Şef ve Şef  Muavini  olup  da onlarca  uzman  yetiştiren,  yüzlerce  makale  yayınlamış  olan  429  eğitim  görevlisi,  1258  başasistan vardır. 

Bu meslektaşlarımızın durumu belirsizdir. EAH kadrosunda kaldıkları sürece özlük haklarında ve emekliliğe yansıyan iyileştirme olmayacaktır. Ek göstergelerini iyileştirerek yeni durumda karşılaşacakları adaletsizliğin giderileceği yönünde bir düzenleme yapılmamıştır.

Üniversite kadrosuna atanan bir doçent 4800 ek göstergeye, profesör 5300 göstergeye sahip olacakken, üniversite kadrosuna atanma şansı bulamayan bir doçent veya profesör aynı işi yapmasına karşın 3600 ek gösterge üzerinden maaş alacaktır.

Mağduriyet sadece maaşlar ve özlük haklarıyla sınırlı olmayacak, bilimsel araştırma, yayın, kongre desteği gibi konularda da yaşanacaktır. Üniversiteler ile birlikte kullanımda olan hastanelerde Eğitim Planlama Kurulunun görevinin sona ermesi nedeniyle bilimsel araştırma planlama ve yapma görevi de üniversiteye verilecek, EAH kadrolarından alınmış olacaktır. İdari ve Eğitim Sorumluluğu kadroları da Üniversite kadrosundan belirleneceği için EAH’de olan akademik kadronun yetkileri ellerinden alınacak ya da sınırlanacaktır. Bu durum araştırma planlama ve yapma, bilimsel destek, kongre desteği konularında sorunlara neden   olacaktır.

Sonuç olarak, Sağlık Bilimleri Üniversitesi siyasi iradenin denetiminde kurulmuştur. Bu üniversiteye tahsis edilen akademik kadroların bilimsel nitelik, nesnel gereksinimler, kamu yararı, liyakat ve hakkaniyet gözetilerek kullanılacağı konusunda çok ciddi kaygılarımız bulunmaktadır. Daha önce itiraz ettiğimiz, kamuoyuna duyurduğumuz çok sayıda olumsuz örnek bu kaygılarımızı daha da derinleştirmektedir. Yandaş kayırmacılığının devam etmesi durumunda çok sayıda meslektaşımız haksızlığa uğrayacaktır. Bu haksızlıklara karşı kamuoyunu, meslektaşlarımızı dikkatli olmaya davet ediyoruz. Yetkilileri kamu yararı ve liyakat ilkelerine uygun davranmaları konusunda uyarıyoruz. Yüksek Öğrenim Kurumu’nu olası subjektif atama ve yükseltme uygulamalarına karşı denetim görevini yerine getirmeye çağırıyoruz. Ankara Tabip Odası olası haksızlıkları takip edecek, kamuoyunu bilgilendirmeye devam edecek, hukuksal mücadelesini  sürdürecektir.

Saygılarımızla,

Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu