Ankara Tabip Odası ve SES Ankara Şubesi Ortak Basın Açıklaması

5  Ekim 2015

Sağlıkçılar ve Sağlık Tesisleri Hedef Alınmaktan Vazgeçilmelidir! 

7 Haziran Genel Seçimlerinden sonra AKP kaybettiği iktidarını kazanmak için ülkemizi hızla derinleşen bir savaş ortamına sürüklemiştir. Hemen her gün çok sayıda yurttaşımızı bombalara, mayınlara,  kurşunlara kurban veriyoruz.

Savaş ve çatışma durumu biz sağlık emekçileri için en önemli halk sağlığı sorunudur. Tıpkı dünyadaki bütün sağlıkçılar ve onların meslek örgütleri gibi Türkiye’deki sağlıkçılar ve sağlık meslek örgütleri de yaşamı ve      barışı savunmakta, savaşa karşı durmakta, silahların bir an önce susmasını talep etmekte, bunlar için mücadele etmektedir.

Şiddetini giderek arttıran çatışma ortamı halkın sağlık hakkını çok ağır biçimde tehdit etmektedir. Uzun süren sokağa çıkma yasakları nedeniyle halkımızın sağlık kuruluşlarına başvurmalarının güçleştiği, çok sayıda kronik hastanın kaybedildiği rapor edilmektedir.

Sağlık çalışanlarının sağlık yardımına gereksinimi olanlara ulaşmalarının engellendiği de bildirilmektedir. Doğrudan sağlık tesisleri silahlı saldırılara maruz kalmaktadır. En acısı, sağlık çalışanları bu çatışmalı ortamda yaşamlarından olmaktadır.

Cizre Devlet Hastanesi’nde görev yapan hemşire Eyüp Ergen nöbetten çıkıp evine giderken keskin nişancılar tarafından hedef gözetilerek vurulmuş, polisin ambulansa izin vermemesi nedeniyle yaralı halde bir saati aşkın bir süre bekletilmiş ve hayatını kaybetmiştir.

Diyarbakır Kulp’ta Toplum Sağlığı Merkezinde çalışan doktor Abdullah Biroğul PKK tarafından vurularak öldürülmüştür.

Son olarak da 26 Eylül’de Beytüşşebap’ta kaymakamın talimatı ile yaralı almaya giden ambulans şoförü Şeyhmus Dursun güvenlik güçlerinin bulunduğu noktadan açılan ateşle öldürülmüştür. 

Oysa, Türkiye Cumhuriyeti’nin de tarafı olduğu uluslararası insancıl hukuk iç çatışmalar da dahil olmak üzere savaş ortamlarında çatışan tarafların hak ve sorumluluklarını tanımlar ve savaşta rol almış veya artık rol alamayacak olan herkesi korumayı amaçlar. Bu insanlara tüm taraflarca saygı gösterilmeli, korunmalı ve insanca tedavi edilmelidir. Bütün hasta ve yaralılar durumlarının gerektirdiği tıbbi bakımı alabilmelidir. Bu bakımı sağlayanlar, yani sağlık çalışanları bu insani görevlerini yaptıkları sürece saygı görmeli ve korunmalıdır.

Sağlık personelinin savaş esnasında hakları ve yükümlülükleri vardır. Sağlık personeli, hastaları milliyet, ırk ve zümre, dini veya siyasi inancı konusunda hiçbir önyargı olmaksızın sadece ihtiyaçları temelinde tedavi etme konusunda tıbbi etik ve uluslararası insancıl hukuk ile bağlıdır. Sağlık personeli herhangi bir saldırının hedefi olmamalı ve hastalarla yaralıların tedavilerini engellenmeden yapabilmelidirler. Tıbbi etiğe aykırı davranışlarda bulunmaya zorlanmamalı veya tıbbi etik için gereken davranışları göstermekten alıkonulmamalıdırlar.(*)

Ülkemizde devam eden bu çatışma ortamında sağlık emekçilerinin de hedef alınması evrensel normlara açık olarak aykırıdır ve bu tutumdan bütün tarafların bir an önce vazgeçmesi zorunludur. Kamu idaresi ve onun denetiminde olan kolluk kuvvetlerinin hem sağlık tesislerini ve sağlık emekçilerini kollama, hem de halkın sağlık hakkına erişim hakkını koruma görevleri vardır.

Kamu idaresinin bu görevini yerine getirmediğini ve sorumluluğu çok ağır olan bir görev ihmaliyle karşı karşıya bulunduğumuzu görüyoruz. Bu açıdan en sorumlu kamu görevlisi ise kuşkusuz Sağlık Bakanı sayın Mehmet Müezzinoğlu’dur. Sayın Bakanı, halkın sağlık hakkına sahip çıkmaya, etik yükümlülüklerini yerine getirmeye çalışan sağlık emekçisi arkadaşlarımızın görevlerini güven içinde yapmalarını sağlamaya çağırıyoruz. Ancak üzülerek izliyoruz ki kendilerinin gündemi başkadır. Bakan “Başkan seçseydik bu kaos olmayacaktı” diyerek hem halka açıkça oyu için adres gösteriyor, hem de ima ettiği kaos ortamında üzerine düşen sorumlulukları gözlerden kaçırmaya çalışıyor.

Sayın Bakan en son kaybettiğimiz SES üyesi ambulans şoförü Şeyhmus Dursun’un öldürülmesiyle ilgili olarak alelacele yaptığı açıklamada arkadaşımızın PKK tarafından öldürüldüğünü söylemiştir. Ancak daha sonra birçok görgü tanığı, arkadaşımızın keskin nişancılar tarafından hedef gözetilerek öldürüldüğünü ifade etmiştir. Biz sağlık emekçileri için önemli olan ölenin ve öldürenin kim olduğu değildir. Biz ölüme, silaha, savaşa karşıyız. Sağlık emekçisi arkadaşlarımız ister PKK, ister kolluk kuvvetleri, kim tarafından öldürülmüş olursa olsun, bunu şiddetle kınıyoruz. En son örneklerinden birini yaşadığımız Afganistan’ın Kunduz kentinde sınır tanımayan doktorların çalıştığı hastanenin ABD savaş uçakları tarafından vurulması ve çok sayıda sağlık emekçisi ve aralarında 3 çocuğun da bulunduğu hastaların ölmesini olduğu gibi hem ülkemizde hem de bütün dünyada sağlık kuruluşlarının hedef alınmasını lanetliyoruz. Savaşın bir an önce bitmesini talep ediyoruz. Çatışan tarafları insancıl hukukun öngördüğü şekilde tutum almaya, sağlık tesislerini ve sağlıkçıları kollamaya davet ediyoruz.

Bütün sağlık emekçilerini 10 Ekim’de Ankara’da buluşmaya, emek, barış ve demokrasi taleplerimizi hep birlikte yüksek sesle haykırmaya çağırıyoruz.

Saygılarımızla, Ankara Tabip Odası SES Ankara Şubesi

(*)    Savaş  Cerrahisi,  Silahlı  Çatışmalar  ve  Şiddet  İçeren  Diğer  Tüm  Koşullarda  Kısıtlı  Olanaklarla  Çalışmak…  Cilt 1.

Yazarlar: Christos Giannou, Marco Baldan; Çeviri Editörü: Mehmet Eryılmaz