Çarşamba, 13 Aralık 2017

Ankara Tabip Odası Basın Açıklaması

28  Ekim 2015 

Sağlık Bakanı’nın ATO’ya yönelik asılsız suçlamaları etik ve yasal kusurdur.

Gerekli hukuki süreçleri başlatıyoruz. 

10 Ekim 2015 günü Türkiye tarihinin en vahşi ve alçak saldırılarından birinde, Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi için toplanan 100’den fazla yurttaşımız ölmüş, 400’den fazla yurttaşımız  yaralanmıştır.

Ankara Tabip Odası olayın ilk dakikalarından itibaren can kaybının asgaride tutulması için elinden gelen bütün çabayı göstermiş, bu olağanüstü durumun gerektirdiği tıbbi yardımın sağlanması için üyelerine gerekli çağrıları yapmış, bizzat yönetim kurulu üyeleri hem olay gününde hem de izleyen günlerde yaralıların durumunu anlık olarak takip etmiştir.

14 Ekim 2015 gecesi bir televizyon kanalında Sağlık Bakanı Dr. Mehmet Müezzinoğlu Ankara Tabip Odası’nın olay günü üyelerine gönderdiği sms ile gereksiz bir kan bağışı anonsu yaptığını, bunun bir provokasyona destek anlamına geldiğini ifade etmiş, bizi can kaybına vesile olan bir ortam yaratmakla suçlamıştır. Kan bağışı çağrımızın, yoğun bağışçı talebiyle kaos ortamı yaratarak yaralıların tedavisini aksatmayı ve bu yolla can kaybını artırmayı amaçladığını ima etmiştir. Bakan, bu televizyon programında bizleri “tedaviye destek olmak değil köstek olmak, hizmeti felç etmek, kayıpları artırmaya çalışmak, provokatörlere destek olmak, hastaneleri kilitlemek, ölü sayısının artmasına uğraşmak” ile suçlamıştır.

16 Ekim 2015 günü yaptığımız basın duyurusu ile bu durumun gerçeği yansıtmadığını kanıtlarıyla birlikte ortaya koymuş ve Sağlık Bakanı Dr. Mehmet Müezzinoğlu’nu asılsız açıklamaları nedeniyle kınamıştık.

Ancak Bakan gerçeğe aykırı bu beyanlarına daha sonra da devam   etmiştir.

16 Ekim günü Bursa’da yaptığı miting konuşmasında, ATO’nun art niyetli olarak kan anonsu yaptığını ifade etmiştir.

19 Ekim’de İstanbul’da bir hastane açılışında yaptığı konuşmada kan ihtiyacı var diyerek provokasyona giriştiğimizi, yaralıların kan kaybından öldüğü şeklinde anons yaptığımızı, hastanelere  binlerce  insanın  kan  bağışı için gelmesine yol açarak hemşirelerin ve doktorların tedaviyle değil, kan almakla uğraşmasını, böylece kargaşa ve olay çıkmasını, yaralıların ölmesini hedeflediğimizi söylemiş, “ATO hastanelerde kan ihtiyacı var diyerek bin beşyüz vatandaşımızı hastanelere göndererek yaralıların tedavisini aksatmak amacını güdüyor ve bile bile bu toplumu tahrik ediyor” demiştir. Aynı gün Çiğli’de yaptığı konuşmada kısa mesajla kan çağrısı yaptığımızı ve iki hastanemize vatandaşları yönlendirdiğimizi ifade ederek ATO’yu acillerde tedaviyi aksatan bir oda olarak nitelendirmiştir.

Sayın Bakan halkı yanıltmakta ve hekimlerin saygın meslek örgütü Türk Tabipleri Birliği ve Ankara Tabip Odası’nın itibarını azaltmayı amaçlamaktadır. Bu ifadeler asılsızdır. Şöyle ki;

Ankara Tabip Odası 10 Ekim 2015 günü aldığı 0 Rh(-) kan gereksinimi duyumu üzerine hastaneleri aramış, İbni Sina Hastanesi Kan Merkezi’nde böyle bir gereksinim olduğunu öğrenmiş, bunun üzerine saat 12.19’da üyelerine 0 Rh(-) kan ihtiyacı olduğunu, kan vermek isteyenlerin İbni Sina Hastanesi Kan Bankası’na başvurması gerektiğini belirten bir kısa mesaj göndermiştir.

Görüleceği üzere, ATO’nun kan bağışı çağrısı bütün hastanelere ve bütün kan gruplarına yönelik değildir. Çağrı sadece İbni Sina Hastanesi’ne yönelik olarak yapılmıştır.

İkinci olarak çağrı sadece 0Rh(-) kan grubuna sahip odamız üyesi hekimleri ilgilendirmektedir. Sayın Bakan çok iyi bilmektedir ki 0Rh(-) kan az bulunan, bu tür toplu yaralanmalarda en çok gereksinim duyulan bir kan grubudur. Sayın Bakan çok sayıda yurttaşın bu çağrı üzerine hastanelere akın ettiğini ve bu durumun kaos yarattığını ileri sürmüştür. Oysa söz konusu mesaj sadece ATO üyesi hekimlere gitmiştir ve bu mesajı alan hekimlerden uygun kan grubuna sahip olanların hepsinin İbni Sina hastanesine kan bağışı için başvurduğu varsayılsa bile bu sayının orada bir kaos yaratmayacağını aritmetik bilen herkes kolayca tahmin edebilir. Nitekim araştırmalarımız İbni Sina Hastanesinde kan bağışı başvurusundan kaynaklanan ve yönetilemeyecek bir durumun yaşanmadığını göstermektedir.

10 Ekim günü hastanelerde olan arkadaşlarımızdan edindiğimiz bilgiler gerçekten de çok sayıda yurttaşın   kan gereksinimi olabileceği öngörüsüyle kendiliğinden hastanelere kan bağışı yapmak için başvurduğunu gösteriyor. Sayın Bakan bunun kendi sorumluluğunda olan, bakanlıkça yönetilmesi gereken ve böylesine fazla sayıda ölü ve yaralıya yol açan katliamlarda beklenmesi gereken bir tepki olduğunu biliyor olmalıdır. Bunun yönetilememesinden ileri gelen bir sorun oluşmuşsa, ki gözlemlerimiz bu durumun sağlık hizmetine olumsuz bir etkisinin olmadığı yönündedir, bakanlık nedeni başkalarında değil kendisinde aramalıdır.

Yine gözlemlerimiz o gün çeşitli hastanelerde bizzat Bakanlığa bağlı sağlık personeli tarafından vatandaşlardan kan bağışı istendiğini ortaya koymaktadır. HaberTürk kanalında yer alan bir haberde örneğin Numune Hastanesi’nde hemşirelerin kan bağışı çağrısı yaptığı muhabir tarafından anlatılmaktadır. Anlaşılan odur        ki sayın Bakan, alandan yeterli bilgi alamadığından olsa gerek gerçek gereksinimleri veya yaşananları değerlendirememektedir.

Kendisi de bir hekim olan Dr. Mehmet Müezzinoğlu’nun bu haksız ve gerçeğe aykırı ithamları odamız tüzel kişiliğinin ve hekimlik mesleğinin saygınlığına, şeref ve haysiyetine zarar verici niteliktedir. Eylemleri 6023 sayılı TTB Yasası, Tıbbi Deontoloji Tüzüğü ve TTB Disiplin Yönetmeliği hükümleri kapsamında bir mesleki disiplin suçu teşkil etmektedir. Bu nedenle Ankara Tabip Odası kendisi hakkında TTB Disiplin Yönetmeliği’nin 9 ve 12 nci maddeleri uyarınca disiplin süreçlerinin gerçekleştirilmesi için Türk Tabipler Birliği’ne gerekli başvuruda bulunmuştur.

Odamızın tüzel kişiliği Dr. Mehmet Müezzinoğlu’nun bu eylemlerinden dolayı manevi zarar görmüştür. Bu nedenle odamız Sağlık Bakanı Dr. Mehmet Müezzinoğlu hakkında manevi tazminat talebini içeren yasal girişimlere de başlamıştır.

Bu iki gelişmeyi kamuoyuna saygılarımızla   duyururuz.

Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu