Çarşamba, 13 Aralık 2017

Ortak Basın Açıklaması

09 Eylül 2017

Emperyalist saldırganlığa, savaşa, faşizme karşı Barış Hemen Şimdi… 

1 Eylül 1939 tarihinde Hitler ordularının Polonya’yı işgaliyle başlayan ve 60 milyon insanın yaşamına mal olan 2. Dünya Savaşı üzerinden tam 78 yıl geçti… O tarihten bu yana dünyanın birçok farklı bölgelerinde hala silahlar konuşuyor. Bütün insanlık ağır bedeller ödüyor, eşitliğe, özgürlüğe, demokrasiye dair temel kazanımlar her gün biraz daha gasp ediliyor. Sermayenin sömürü ve kar hırsı, hegemonik güçler arasındaki paylaşım ve iktidar mücadeleleri, savaşları süreğen hale getiriyor. 

Savaşların coğrafyası ve biçimi zaman içerisinde değişse de tarafların biri hep aynı kalıyor. Dünyanın neresinde bir savaş yaşanıyorsa, orada daima emperyalistlerin izlerine rastlıyoruz. Emperyalist güçlerin tüm dünyayı tahakküm altına alma hırsı ve enerji kaynaklarını kontrol etme arzusu yaşadığımız savaşların, şiddetin ve yıkımın en büyük nedenidir. Yaşanan bu savaşlara ve şiddete dur diyebilmenin ilk adımı, emperyalizme dur diyebilmekten geçmektedir. 

Özellikle Ortadoğu’ da başta Suriye ve Irak olmak üzere bir çok ülkede İŞİD ve El  Nusra gibi katliamcı, vahşi paramiliter  güçler eliyle bölgemiz kan gölüne çevriliyor. Bölgenin insanlığa mal olmuş kültürel mirasları yok ediliyor. Doğal kaynakları emperyalizme peşkeş çekiliyor. Yaşanan çatışmalar, patlayan bombalar nedeniyle her gün yüzlerce insan ölüyor, binlercesi yaralanıyor. Milyonlarca insan yaşadıkları topraklardan göç etmek zorunda kalıyor. Savaşın yarattığı şiddet ve düşmanlık, dünyanın her yerini savaş alanı, özellikle kadınlar ve çocuklar olmak üzere herkesi savaşın hedefi haline getiriyor. 

Değerli Basın Emekçileri; 

Dünya Barış Gününe nükleer silahların denendiği, etnik ve mezhepsel çatışmaların yoğunlaştığı, ülkeler arası sorunların çözümünde barış dilinin yerine şiddet ve savaş dilinin egemen olduğu bir süreçle giriyoruz. Savaşın özellikle emekçiler, kadınlar ve çocuklar üzerindeki yıkımı ortadadır. Böylesi dönemlerde emekçilerin çalışma koşulları, savaş kamplarındaki koşullara dönüşür. Kadınlara ve çocuklara yönelik taciz ve tecavüz gibi cinsel saldırılarda artışlar olur. Kadınların ve çocukların köle pazarlarında satılmaları, toplu katliamlar dünyanın gözü önünde gerçekleşir. Bu vahşet karşısında egemenlerin, emperyalistlerin tepkileri “ timsah gözyaşı dökmekten” öteye geçmez. Nerede olursa olsun barışa, kardeşliğe karşı atılan kurşunlara, bombalara ve saldırılara karşı durmak insani ve vicdani bir görevdir. 

Dünya üzerinde süren savaşların en uzunlarından birisi de Türkiye’ de yaşanmaktadır. 33 yıldır devam eden çatışmaların ülkeye yaşattığı acılar, hiçbir kelimeyle tarif edilemeyecek kadar büyük ve derindir. Çatışmalar sürdükçe yaşanan acılar daha da büyümekte ve halkların bir arada yaşama arzusu zarar görmektedir. “Terör ve güvenlik” söylemine dayalı politikaların sorunu çözmediği gün gibi ortadadır. Sokağa çıkma yasakları, hukuka aykırı şekilde ilan edilen güvenlik bölgelerinin yaygınlaşması, doğal varlıklara, insanlığın tarihsel miraslarına dönük yıkımlar, işkence vakaları, toplu gözaltı ve tutuklamalar devletin “ rutin uygulamaları” haline getiriliyor. Muhalif basın yayın organlarına yönelik baskılar, kapatmalar, basın emekçilerine, seçilmiş Milletvekilleri ve Belediye Başkanlarına yönelik gözaltı ve tutuklamalar artarak devam ediyor. OHAL ilanıyla birlikte uygulanan OHAL rejimi toplumsal barışa büyük zararlar veriyor. Toplumsal barışı sağlayabilmek için çatışmalar derhal durdurularak, Kürt sorununda demokratik bir çözümün koşulları yaratılmalıdır. 

Ülkede, bölgede ve dünyada barışa ihtiyacımız var. Silahın ve şiddetin yarattığı korkuya karşı, barışın umuduna ihtiyacımız var. Ülkemizdeki siyasi gelişmeler barış için daha fazla mücadele etmemiz gerektiğini işaret ediyor.  Eşitlikten, özgürlükten, adaletten yana tüm insanları, barış umudunu yükseltmeye çağırıyoruz. Bizler; eşit, özgür, insanca ve kardeşçe yaşayacağımız bir ülke ve dünyayı kendi ellerimizle kurana kadar mücadele etmeye ve mücadeleyi her gün biraz daha büyütmeye devam edeceğiz. Ve sözlerimize Bertolt  Brecht’in dizeleriyle bitirmek istiyoruz.

“Bittiği gün en son savaş.

Bir yanda yenilenler vardı gene, bir yanda yenenler vardı.

Yenilenlerin yanında kırılıyordu halk açlıktan.

Yenenlerin yanında halk açlıktan kırılıyordu.”

 

Ankara Tabip Odası

TMMOB İl Koordinasyon Kurulu

DİSK Ankara Bölge Temsilciliği

KESK Ankara Şubeler Platformu

Ankara Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası