ANKARA TABİP ODASI

BASIN AÇIKLAMASI 

18 NİSAN 2012                                                             

Dr. Ersin Arslan 30 yaşındaydı. Dün hasta bakıyordu. Bugün yok. Onu, MEMNUN EDEMEDİĞİ bir hasta yakını öldürdü.

 

Değerli Basın Mensupları, 

Bugün burada Dr. Ersin Arslan için toplandık.

Meslektaşımız dün Gaziantep’te hastanede görevi başında iken, bir hasta yakını tarafından katledildi. Hatırası önünde saygıyla eğiliyoruz. 

Orada, Gaziantep'te, bizler gibi yıllar önce kimbilir aklında ne hayallerle hekim olmayı seçmiş bir insan, sırf doktorluk yaptığı için, sırf "işini yaptığı için" öldürüldü.

 

Aslında bugün Türkiye her bakımdan karanlıklar içinde. Kadın cinayetleri, Pozantı vakası, hapishanelerin gazetecilerle, milletvekilleriyle dolup taşması, komşu ülkelere müdahale hevesi, muhalif tek bir sese bile tahammül edememe, ağzını açana cop, su, biber gazı bugünkü Türkiye tablosu. Bugün Türkiye’de şiddet meşru!

Ve korkarız ki yarın bugünü aratabilir. 

İşte Dr. Ersin Arslan böyle bir Türkiye’de katledildi. 

Bugün burada onun için toplandık.

Hiç tanımadığımız,

ama bizim okuduğumuz kitapları okuduğunu,

nöbetlerde bizim gibi sabahladığını,

hastaları için bizim gibi çırpındığını,

bir insana bizim gibi dokunduğunu bildiğimiz bir insan için... 

Hiç tanımadığımız,

ama hayatını “adımız gibi ezbere bildiğimiz” bir insan için... 

Cinayetin neden işlendiğini bilmiyoruz. Söylenene göre, zanlının dedesi Dr. Arslan’ın da içinde bulunduğu ekibin hastasıymış ve bir süre önce hayatını kaybetmiş.

 

Dr. Ersin Arslan bir kamu görevlisiydi. Soruyoruz: Dr. Ersin Arslan neden öldü?

Dr. Ersin Arslan devletin hastanesinde, il sağlık müdürlüğü emrinde çalışan bir hekimdi. Soruyoruz: Dr. Arslan neden öldü?

Ersin Arslan bir hekimdi. Dün de hastanede görevi başındaydı. İşi hasta bakmaktı. Biri bize anlatsın, Dr. Ersin Arslan neden öldü?

 

  1. ERSİN ARSLAN DOĞAL NEDENLERLE ÖLDÜ!

 

Lütfen söyleyin. Dr. Arslan doğal nedenlerle mi öldü?

Evet.

Bir meslektaşımız, işi insanların hastalıklarını iyileştirmek olan bir insan, eşi, anası babası, evi barkı, bir geçmişi ve gelecek hayalleri olan, hepimiz gibi sıradan bir doktor doğal bir nedenle öldü.

Neydi o doğal neden?

Memnun etme becerisi noksanlığı! Belli ki sevgili arkadaşımız, hastasının yakınını memnun edememişti. 

Çünkü bugün ülkemizde görevi yurttaşların bedensel, ruhsal ve sosyal sağlığını korumak olanlar; verilen sağlık hizmetinin niteliğini iyileştirmek yerine, “müşteri” memnuniyetine bakıyorlar. 

Sayın Sağlık Bakanı saldırı sonrası bakın ne diyor:

“Sağlık hizmetlerinde sağlanan yüzde 76'lık vatandaş memnuniyetinde, sağlık çalışanlarının alın terinin büyük yeri olduğu unutulmamalıdır.”

 

Yüzde 76’lık memnuniyet! Bir hekim bıçaklanmış, can çekişirken, ölümle pençeleşirken, Sayın Bakan vatandaş memnuniyetinden bahsediyor!

 

Sağlık çalışanlarının alın teri olmasaymış, vatandaş memnuniyeti olmazmış. 

Belki de Dr. Ersin Arslan’ın hastaları geri kalan mutsuz %24’ün içindeydi. Belki de Dr. Ersin Arslan hastayı tedavi etmeyi, ameliyat etmeyi, iyileştirmeyi biliyor; ama “memnun etmeyi” bilmiyordu. Bilemeyebilir de. Zira bize tıp fakültesinde hasta tedavi etmek öğretilir; memnun etmek değil. 

Madem ki anketlerle konuşuyoruz; şu anketin sonucunu hatırlatalım sizlere:

Geçtiğimiz yıl Ankara Tabip Odası hekimlere “Hastalarınıza iyi sağlık hizmeti verdiğinizi düşünüyor musunuz?” diye sordu. Bu soruyu hekimlerin %84’ü “Hayır” diye yanıtladı. 

Burada bir gariplik var! Hekimler “İyi sağlık hizmeti veremiyoruz” diyor. Ama halk memnun! İşte biz buna pazarlama başarısı diyoruz. 

VATANDAŞ MEMNUNSA NİYE SALDIRIYOR? 

Çok enteresan! Türkiye’de hastaların sağlık hizmetinden memnuniyeti arttığı söyleniyor. Ama memnuniyet arttıkça hekimlere saldırılar da artıyor!

2009 ve 2010 yıllarında yani iki yılda hekime saldırı sayısı 65 iken, sadece 2011’de bu sayı 57.

Neden acaba? 

Hizmetten memnun olan halkımız neden doktorlara saldırıyor acaba? 

Bu; yanıtı biz hekimler için kolay bir soru. Saldırıyorlar; çünkü televizyondan kendilerine reklamı yapılan “sağlık hizmetlerindeki iyileşmeyi” hastaneye gittiklerinde göremiyorlar. 

Eskiden kuyruk vardı. Bir doktorun kapısında 100 hasta vardı. Bugün de bir doktor günde 150 hasta bakmak zorunda bırakılabiliyor. İtiraz yok. Bakılacak. Yeter ki hasta memnun olsun.

  1. hasta olarak muayene odasına giriyorsunuz. Doktor ne yapsın? Şikayetlerinizi sormak, sizi muayene etmek, bulgularını bilgisayara yazmak, bilgisayardan tetkiklerinizi istemek için sadece 3 dakikası var. Kapıda 101. hasta bekliyor çünkü homurdanarak. 

Peki; eskiden olmayan ne var bugün? Katkı payı var, katılım payı var, reçete parası var, telefonla randevu parası var, “istisnai” denen sağlık hizmetlerine devletin hastanesinde devletin hastadan aldığı bıçak parası var, acilde yeşil alan uygulaması var. 

Yani kuyruklar duruyor; bir de üste para veriyoruz. Halkın zararına olanı halkın yararına gibi göstermek üzere televizyonlarda, gazetelerde kampanyalar yürütülüyor; anketler açıklanıyor. 

Sağlık Bakanı’nın açıklamasına bakacak olursak, şu anda %24’lük bir memnuniyet açığımız var. 

Değerli Basın Mensupları, 

Sizlerin aracılığınızla yurttaşlarımıza sesleniyoruz. Sağlıkta dönüşüm bir kandırmacadır. Siz verginizi vererek, çalışmıyor olsanız dahi sosyal devlet prensibi çerçevesinde hastalandığınızda bakılmayı zaten hak ediyorsunuz. Ama onlar “Size sağlık hizmeti veriyoruz” diyerek sizden bir kez daha paranızı talep ediyorlar. Çok hasta bakılmasını istiyorlar. Sağlığa “ekonominin lokomotifi” diyorlar. Doktora çok gitmenizi istiyorlar. Doktorları “bakamayacakları kadar çok” hasta bakmaya zorluyorlar.

 

Sevgili Halkımıza sesleniyoruz:

Hasta kuyruklarının ve hastaya yeterli zaman ayrılamamasının sorumlusu doktorlar değildir. Beğenmediğiniz hizmetin sorumlusu hekim değildir. Hastaların cebindeki el de hekimlerin eli değildir. Hekimler bugüne dek, dönüşüm programıyla kendilerine verilen görevi fedakarca yapmaya çalışmışlardır. Ama hayır! Olmuyor. Bu program yürümüyor. Hekimler bunun farkındadırlar ve yetkilileri uyarmaktadırlar. 

Bugün doktorlar hastaların nitelikli sağlık hizmeti almadıklarını ve yarın durumun daha kötü olacağını açıkça söylemektedirler. 

Sağlık hizmetini veren kişiler olan doktorlar “bu sistem yanlış, hastalarımıza iyi bakamıyoruz, buradan şifa çıkmıyor, çıkmayacak” diyorlarsa, buna herkes kulak vermelidir. 

Hekime yönelik şiddetteki hızlı tırmanış bize tek bir şey söylemektedir: “Halk aldığı sağlık hizmetinden memnun değildir.” Doktorlar da aynı şeyi söylemekteler: “Verdiğimiz sağlık hizmetinden memnun değiliz.” 

Hekime yönelik şiddeti önlemenin yolu;

 -       Günde 6000 başvurunun olduğu acil servislere 3 doktor bırakmak değildir.

 

-       Poliklinikte bir doktora 150 hastaya bakma talimatı verip hali mecali tükenen, 151. hastaya bakamayan doktora soruşturma açmak değildir.

 

-                        Doktorları 33 saat aralıksız çalıştırmak değildir.

-                        Hekimleri şikayet etmek için özel hatlar açmak değildir.

 

-      “Benim yapabileceğim bir şey yok, başlarının çaresine baksınlar” demek değildir.

 

-       “Bütün hekimleri himayeme alıyorum” demek de değildir.

 

Hekime, sağlık çalışanına yönelik şiddet, bu sağlık politikasının ve onun uygulayıcılarının eseridir. Halkın ve hekimlerin yararına olmayan bu sağlık politikalarından derhal vazgeçilmelidir. 

Şu anda Türkiye’nin doğru sağlık politikası için en acil ihtiyaç, hastaların sayı veya müşteri değil insan, hekimlerin de robot veya köle değil insan olduğunu kavramış sağlık yöneticileridir. 

Değerli Basın Mensupları,

Dün meydana gelen korkunç olay Ersin’i aramızdan aldı. Çok çok ama çok üzgünüz, bir o kadar da kırgın ve öfkeliyiz. 

YASTAYIZ! 

Yarın bütün Türkiye’de, kamuda, özelde, birinci basamakta sadece nöbet düzeninde hizmet verebileceğiz. 

Sizlerin aracılığınızla kamuoyuna duyururuz. 

Ankara Tabip Odası 

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Ankara Şubesi