ANKARA TABİP ODASI

BASIN AÇIKLAMASI

15 Mayıs 2012 

Bu sağlık politikalarıyla şiddet şu ya da bu biçimde kendini gösterecektir 

Genç arkadaşımız Dr.Ersin Arslan’ı toprağa vereli dört hafta oluyor. Bildiğiniz gibi bu son derece üzücü kaybın ardından yeni can kayıpları yaşamayalım, sağlıkta şiddete yeni kurbanlar vermeyelim diye bir yol haritası belirlemiştik. Yaptığımız görüşmede taleplerimizi makul karşıladığını belirten Sağlık Bakanı’na da söz konusu taleplerin tamamı yerine getirilene kadar konunun takipçisi olacağımızı belirtmiştik. Bugün burada, tam da meslektaşımızın öldürüldüğü şu saatlerde sizlerle buluşarak sözümüzün arkasında durduğumuzu bir kez daha vurgulamak isteriz.

Bu talepleri bir kez daha tekrarlamıyoruz çünkü muhataplarının artık ezbere bildiğini düşünüyoruz.

Düne kadar yalnızca, hekime ve sağlık çalışanına yönelik şiddetin nedenlerinin ve alınması gerekli önlemlerin belirlenmesi amacıyla TBMM’de bir araştırma komisyonu kurulması talebimiz karşılık bulmuştu. Dün yani 14 Mayıs 2012 tarihi itibarıyla Sağlık Bakanlığı taleplerimizden birini daha yerine getirerek bir “Çalışan Güvenliği Genelgesi” yayınladı. Taleplerimizin kısmen ve geç de olsa karşılık görmesi bizleri hem sevindirmiş ve hem de şiddetin son bulması doğrultusunda son derece haklı ve meşru bir mücadele vermekte olduğumuz inancımızı pekiştirmiştir.

Bununla birlikte, söz konusu genelgenin mantıksal kurgusunda şiddeti üreten sağlık ortamına yine değinilmemiş, sağlıkta dönüşüm yol aldıkça belirginleşen hekime ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olgusu arasındaki neden-sonuç ilişkisi yine dışarıda bırakılmıştır.

Sağlıkta şiddet tek başına bir genel asayiş sorunu değildir ve tam da bu nedenle asayiş önlemleri alınarak ortadan kaldırılamaz, dahası kaldırılamamıştır.

Çalışan Güvenliği Genelgesinin ilk paragrafında sağlık çalışanlarının güvenli ortamlarda ve yüksek motivasyonla çalışmasının sağlanmasının Sağlıkta Dönüşüm Programının temel hedeflerinden olduğu belirtilmektedir. B bendinde ise, “…çalışma ortamından kaynaklanan risklerin bertaraf edilmesi amacıyla şiddet ve iletişim konularını da kapsayacak şekilde risk değerlendirmesi yapılarak gerekli tedbirlerin alınması” önerilmektedir.

Sağlık Bakanlığı ile aramızdaki görüş ayrılığı işte bu iki cümlede özetleniyor aslında. Bizce hekimleri ve sağlık çalışanlarını tükenmenin eşiğine getiren performans ve ciro baskısı altında çalışmak durumunda bırakılmak, yani sağlıkta dönüşümdür. Bu baskı altında yüksek motivasyonla nasıl çalışılabilir? Bu sağlık politikalarıyla devam edildiği sürece, istediğiniz kadar teknik risk analizleri yapın şiddet şu ya da bu biçimde kendisini gösterecektir. Genelgenin 3. Maddesinin C bendindeki ifadeye de dikkatinizi çekmek isteriz: Bu maddede “...hasta mahremiyeti dikkate alınmak şartıyla, kurumların tüm alanlarını gözetleyebilecek şekilde güvenlik kameraları yerleştirilecek ve kamera görüntüleri sürekli takip edilecektir. Şüpheli durumlara ve kişilere bu konuda eğitilmiş özel güvenlik elemanları anında müdahale edecektir” deniliyor. Burada çalışan mahremiyetinin nasıl korunacağı da belirsizdir.

Çalışan Güvenliği Genelgesinde belirtildiği gibi iletişim becerilerimizi geliştirmiş, öfke kontrolü eğitimi ve öfkeli hasta ve hasta yakınıyla iletişim eğitimi almış ve hatta gerekirse şiddet davranışına karşı tedbir eğitimleri de almış olduğumuzda şiddetle karşılaşmayacağımıza inanan var mı?  On yıl içinde zayıflayan iletişim becerilerimizden dolayı mı bugün her hafta yeni bir şiddet olayı ile karşılaşıyoruz?

Sağlık politikaları değişmeden şiddetin ortadan kalkmayacağına Bakan da inanıyor olmalı ki, son çare olarak “hizmetten çekilme”yi dahi önerebiliyor.

SABİM konusundaki haklılığımız ise bir kez daha ortaya çıktı. Genelgedeki SABİM maddesinde “...soyut nitelikte olan, şikayet sahibinin adı ve adresi belli olmayan veya personelin kusuru bulunmadığı açıkça görülen ihbar ve şikayetler değerlendirmeye alınmayacaktır” denilerek bugüne kadar tam da böyle yapıldığı ilk kez bu açıklıkta itiraf edilmiş oluyor. Bu örtük itiraftan sonra bu kez daha da güçlü biçimde SABİM’in kaldırılması gerektiğini vurgulayabiliriz.

Sevgili meslektaşlarım, sevgili sağlık çalışanları

Taleplerimizin tamamı yerine getirilene ve Sağlıkta Yıkım Programı son bulana kadar mücadelemiz sürecektir.  Bize kulak veren, bizi destekleyen tüm dostlarımıza ve değerli basın mensuplarına da teşekkür ederiz.

Ankara Tabip Odası