Çarşamba, 13 Aralık 2017

ANKARA TABİP ODASI

BASIN AÇIKLAMASI

02 Temmuz 2012 

Türkiye İleri Demokrasi Krizi Yaşıyor!

Ülkemiz kişi hak ve hürriyetleri ve demokrasi bakımından oldukça karanlık bir dönemden geçiyor. Türkiye’de eğer egemen güçten farklı düşünceleriniz varsa tehdit altındasınız demektir.

Belki kişiler ya da gruplar, kendilerinde en az olanı bayraklaştırıyorlar. Belki de o yüzden “ileri demokrasi” sözü ortaya atılıyor. Türkiye’de sağlık hizmetlerinin niteliğinin en bozulduğu dönemde, “sağlıkta devrim” yaptık denildiği gibi.

Onlar Geleceğin Hekimleri, Onlar Tıp Fakültesi Öğrencisidir!

6 Haziran günü gözaltına alınan 47 öğrencinin 13'ü tutuklanmıştır. Tutuklular şu anda Sincan F tipi Cezaevindeler. Tutuklanan öğrencilerden 11'i tıp fakültesi öğrencisidir. Öğrencilerin sınav, okul durumları gözetilmemiştir. Bu öğrencilerin arasında iki gün sonra sınavı olanlar, intörn hekimlik için fakültelerine kayıt yaptırmak zorunda olanlar vardı. Ortak özellikleri, hepsinin Kürt olmaları.

Bu tıp öğrencilerinin ifadeleri alınırken Hacettepe Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Topluluğu (HASAT) bir örgüt olarak sunulmuş. Hacettepe Tıp Fakültesi’nin öğretim yöntemi olan “komite” bir delil olarak masaya konulmuş.  Neyse ki, sorguda Hacettepe Tıp Fakültesi’nin tüm öğretim üyeleri ile birlikte on yıllardan beri “komite” işinin içinde olduğu,  “HASAT” adlı örgütün başının da bizatihi Hacettepe Rektörü olduğu iddia edilmemiş.

Bu öğrenciler TTB Tıp Öğrencileri Kolu üyesi, bu öğrenciler KESK’e bağlı SES Sendikasının Öğrenci Kolu üyesi. Peki neymiş bu “komiteci” öğrencilerin eylemleri?  “Parasız eğitim, parasız sağlık” pankartı taşımak, Kürtçe marş söylemek, sağlık alanındaki meslek örgütlerinin düzenlediği “Sağlık Hakkı” mitingine katılmak gibi faaliyetler.

Geleceğin hekimleri olacak bu gençlere yönelik bu operasyonu aklımız almıyor ve bu öğrenciler serbest bırakılana dek, onlar fakültelerine dönene dek susmayacağız!

KESK’e Yönelik Saldırı Bu Ülkede Emek, Demokrasi ve Kardeşliğe Yönelik Bir Saldırıdır!

25 Haziran 2012 günü Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’nun (KESK) Başkan ve çok sayıda yönetici/üyesi gözaltına alındı. KESK’e tahammül edemediler. Çünkü KESK emekten, emekçiden, barış ve kardeşlikten yana bir sendikadır.

KESK’e tahammül edemediler, çünkü KESK onurlu duruşuyla egemenlere kaygı veriyor.  “Yurtta savaş,  cihanda savaş” diye bir tutumu şiar edinmiş olanlar, KESK’in mücadelesini sınırlama çabasına girmek zorunda kalıyorlar.

 21 Mart grevini, 4+4+4 direnişini, 23 Mayıs grevini, şimdi içerde olan KESK’lilerle birlikte yaptık. Gözaltına alınan KESK’lilerin ortak özelliği de Kürt olmaları görünüyor. Hak mücadelesi veren, emek mücadelesi veren hem Kürtlere hem Türklere gözdağı verilmeye çalışılıyor.

Hukuk Muhalefeti Yok Etmek İçin Bir Araç; Cezaevleri İnsanlara, Baskı, Tehdit, Zor İçin Bir Zulümhane Olamaz!

Cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü sayısının 132 bine ulaştığı, bu sayının son bir yıl içinde 7 bin kişi arttığını biliyoruz. Ergenekon’dan Balyoz’a, Oda TV’den KCK’ye, siyasi örgütlerden düşünce suçlarına, adli vakalara kadar 132 bin insan hayatlarından alıkonuyor.

100 civarında gazeteci hala içeride. 600 civarında üniversite öğrencisi tutuklu. KCK davasından 6 binin üzerinde tutuklu var.

Cezaevinde bulunan insanların sağlık durumları kaygı vermektedir.30 yılı aşkın zamandır çok sayıda insan cezaevlerinde hastalık nedeniyle, darp/travma nedeniyle, intihar nedeniyle yaşamını yitirmiştir. Bir çok insan, cezaevi koşulları nedeniyle hasta olmuş, kalıcı sakatlığa uğramıştır. Pek çoğu da bu sebeplerle hala hastadır ve desteksiz hayatını sürdürememektedir. Dolayısıyla, ülkemiz cezaevlerinde sağlık koşullarının durumu kaygı vericidir. Cezaevleri sebebiyle oluşan hastalık ve sakatlıklar ciddi bir halk sağlığı sorunu haline gelmiştir.

16 Haziran Cumartesi akşamı Şanlıurfa Cezaevi'nde,  6 kişilik olmasına rağmen 18 kişinin kaldığı bir koğuşta mahkumlar“isyan” etti ve isyan sonucu 13 mahkum hayatını kaybetti. Bizzat Adalet Bakanlığı, Urfa Cezaevi`nin 400 olan kapasitesine rağmen 1000 mahkûm barındırdığını kabul etti. 

Pozantı Çocuk Cezaevinde yaşananlar üzerine Adalet Bakanlığı bu cezaevini kapattı. Pozantı Cezaevinde tecavüze uğrayan çocuklardan biri nakledildiği cezaevinde benzer olaylar yaşadı, intihara yöneldi. Hastaneye kaldırıldığında görevli asker “Bu PKK’lı” deyince de diğer hastaların saldırısına uğradı. Kendisini ziyarete gelen babasına “Baba beni kurtar” diye seslenen F.G. hangi devletin vatandaşıdır, babası onu kimden kurtaracaktır? Kürt çocuklarını, yoksul çocuklarını cezaevlerine kapatıyoruz. Onların hayatları mevcut yasaların içine sığmıyor. Bu çocukları rehabilite etmeyi düşünecek yerde,  onlara baskı, tehdit ve zoru mu reva görüyoruz?

Cezaevlerinde 12-17 yaş arası toplam 2921 çocuk tutuluyor.  Son zamanlarda çocuk hükümlülerin sayısı niye giderek artıyor? Yoksulluk çözülmezse, anti-demokratik tutumlara devam edilirse,  Kürt sorunu çözülmezse daha çok sayıda çocuğu hapislerde görebiliriz.

Devlet, cezaevindeki insanların canının, ırzının, sağlığının sorumlusudur.

 

Bu Karanlığı Aşacağız! Bu Karanlığı Aşmak Zorundayız!

KESK ve TÖK gözaltı ve tutuklamalarında ortak noktasında, bu insanların hepsinin Kürt olması yatıyor. Türkiye’de emekten, barıştan, insani olandan yana olanlar sindirilmeye çalışılıyor. Bu ülkede Kürtler Türklerden; Türkler Kürtlerden izole edilmeye çalışılıyor. Suriye’ye demokrasi dersi veren egemen güç, Türkiye’de muhalefete sistematik-ideolojik bir baskı ve zor uyguluyor. Emek ve demokrasi mücadelesinin sahici aktörü olan KESK’in mücadele gücü düşürülmeye çalışılıyor.

Komşuları ile ilişkilerini savaş ihtimalleri zeminine getiren ve Türkiye’yi çok tehlikeli bir açmaza sürükleyen iktidar, haklarını her geçen gün biraz daha tırpanladığı emekçilerin örgütlü güçlerini hizaya getirmeye çalışıyor.

Bu ülkede “sağlık hakkı”, “eğitim hakkı” mücadelesi yasadışı ilan edilmeye çalışılıyor! Bu hakların temel insan hakları olduğunu düşünüyoruz. Bizler eşit, ulaşılabilir, nitelikli ve ücretsiz bir sağlık hizmeti için yıllardır mücadele veriyoruz ve vermeye devam edeceğiz. Eğer bu illegalse, eğer bu yasadışıysa biz hekimler ve sağlık hizmeti almaya çalışan tüm halk, eğitim görmeye çalışan tüm yoksul çocukları yasadışıdır. Sizin cezaevlerinize biz sığmayız. Eğer emeğin hakkını aramak, eğer sağlık-eğitim hakkını aramak, eğer adalet aramak, eğer barış için çaba harcamak, eğer bu ülkede egemenlerin yandaşı olmamak suç ise; bu ülkeye cezaevi yetiştiremezsiniz.  Bir gün gelir kim aslında içerde, kim aslında dışarda karıştırırsınız.

Bu ülkenin hekimleri, her zaman olduğu gibi mesleklerine sahip çıkacak ve vicdanlarının sesini dinleyerek karanlığa boyun eğmeyecektir. Ankara Tabip Odası olarak, bu ülkede vicdanı olan herkese sesleniyoruz: Bu karanlığın yırtılması gerekiyor. Bugün sağlıkçıların, mühendislerin, öğretmenlerin, işçilerin, memurların, üniversitelerin… bir adım öne çıkması gerekiyor.

Eğer kendisi olarak kalacaksa, kimse kendini bu zordan, bu baskıdan, bu tahakkümden azade düşünmesin. Susanlar, bir gün sıranın kendilerine geleceğini bilsinler.

Bu ülkenin insanları,  barış içinde, kardeşçe, adil, emekten ve insani olandan yana bir hayatı kurabilecek kuvvete sahiptir. Bu ülkede insandan yana olanlar çok bedeller ödediler.  Sivas’ta 2 Temmuz’da yakılan canlar boşuna ölmediler.

Daha güzel bir ülke için meşru zeminlerde birlikte mücadele verdiğimiz, şu anda cezaevinde olan tüm arkadaşlarımıza dost selamlarımızı gönderiyoruz! 

Em hevale xwe dıgirtigeha de slavdıkın

 

Ankara Tabip Odası