ANKARA TABİP ODASI

NÜKLEER TEHLİKEYE KARŞI BARIŞ VE ÇEVRE İÇİN SAĞLIKÇILAR DERNEĞİ

ORTAK BASIN AÇIKLAMASI

05 Ağustos 2012 

Hiroşima Nükleer Kıyımının Yıldönümünde

Savaş Tehlikesine Karşı Çağrı 

İnsanlık, 67 yıl önce 6 Ağustos’ta Hiroşima'ya, 9 Ağustos’ta da Nagazaki’ye atılan atom bombaları ile tarihinin en büyük kitle kırım ve çevre yıkım silahıyla karşılaştı. Böylece, gezegenimizi kana bulayan İkinci Dünya Savaşı, 1945 yılında ilk nükleer kitle kıyım silahlarının kullanımıyla sona erdi. Hiroşima’da 120 bin, Nagazaki’de 75 bin kişi öldü, bir o kadarı da sonraki günler, yıllar içinde sakatlıklar, kanserler, diğer sistem hastalıkları ve doğuştan olma bozukluklarla acılar içinde yaşamlarını yitirdi. Öyle ki, Japonya'da hâlâ 6 Ağustoslarda, bu kırımla ilgili olarak o yıl ölen kurbanların listesi açıklanarak anılmaktadır.

İnsanlığın tanık olduğu ilk nükleer saldırının etkisiyle yalnız insanlar değil, kentler de biyolojik ve fiziksel çevreleriyle tam bir yıkıma uğradılar; çevrede kalan ve yıllar boyu giderilemeyen radyoaktivite yaşamı tehdit etmeyi sürdürdü. Kısacası, emperyalizm, sömürü düzenini sürdürmede ne kadar güçlü ve kararlı olduğunu insanlığa acımasızca göstermiş oldu.

Hiroşima ve Nagazaki, dünyaya artık tek bir kutuptan egemen olan kapitalist-emperyalist sistemin, bunalımlarını şiddet yoluyla çözmesinin ne ilk, ne de son örneğidir. Bunalımı derinleştikçe, sistem bilincini yitirmeye ve başka yollarla elde edemediklerini sınır tanımayan şiddet ve savaş yoluyla sağlamaya çalışmaktadır. Bu gibi dönemlerde kapitalizm, görece demokrasiyle birlikte insan hak ve özgürlüklerini askıya alarak, açık zorbalık ve her düzeyde savaş aşamasına geçmektedir. Dünyanın güncel durumu da, böylesi özellikleri nedeniyle, “yüzyılın en büyük tasfiyesi, değişimi” olarak nitelendirilmektedir.

Kapitalizm ve egemen sermaye, bunalımından çıkmaya çabalamakta, çıkmak için yaptıkları ise gezegenin ekolojik-biyolojik varlığını tehdit etmekte, yıkıma sürüklemektedir. Bugün dünyada yaklaşık 24 bin nükleer silah bulunmaktadır. Bu silahların tahrip gücü 1945 yılında Hiroşima’ya atılan bombanın 400 bin katıdır. Bir başka deyişle, bu silahlar gezegenimizi ve insanlığı tümüyle yok edecek güçtedir. Geride bıraktığımız 2011 yılında, askersel harcamalar 1,63 trilyon ABD dolarını bulmuştur. Buna karşılık, günde 24 bin 5 yaş altı çocuk, önlenebilir nedenlerden ölmektedir. Kısacası, silahların bedeli çocukların yaşamıyla ödenmektedir. Oysa dünya silahlanma harcamalarının yalnızca beşte biri kadarıyla, “Birleşmiş Milletler Binyıl Kalkınma Hedefleri” arasında bulunan, milyonlarca insanın açlıktan, yoksulluktan kurtarılması, temel sağlık hizmetleriyle anne ve çocuk ölümlerinin önlenmesi olanaklı olabilirdi.

Yerel savaşlar; dinci, ırkçı, milliyetçi ideolojiler; baskıcı devlet biçimleri; emperyalist savaş politikaları büyük kapitalist devletlerin ortak politikaları durumuna gelmiştir. Gerek ülkeler, gerekse toplumsal sınıflar arasındaki eşitsizlikleri derinleştiren sömürüye dayalı sistem, her tür çelişkiyi kullanarak, teknolojik araçlar ve medya gücüyle, baskıcı rejimlerle ayakta tutulmak istenmektedir. Ortadoğu, Kafkasya ve Afrika’da şiddet kol gezmekte, yüz binlerce insan çevreleriyle birlikte kırdırılmaktadır. Bu açıdan, kapitalizmin yalnızca insan emeğini değil, canlı yaşamını tehdit eden bir toplumsal örgütlenme biçimine dönüştüğü değerlendirmeleri yapılmaktadır.

Emperyalist rekabetin kızışması nedeniyle, Ortadoğu’daki devletlerin ve sınırların bir önemi kalmamıştır. Ortadoğu’da kaynakların yeniden paylaşımı için her yol geçerli sayılmakta, uluslararası hukuk ve kurallar, toplumsal değerler ve etik ilkeler çiğnenmektedir. Bu nedenle, tüm aykırı seslerin susturulması gerekmektedir. Bu bağlamda, hedeflenen ülkelerde baskıcı-faşist devlet, onların uzantıları olarak taban hareketleri ve örgütleri palazlandırılmaktadır. Bu arada Orta Doğu gizli ve açık ellerce silahlandırılmaktadır. Bir Alman şirketinin, uluslararası hukuka aykırı biçimde İsrail'e nükleer silah taşıyıcı sistemi satışı yaptığı bildirilmektedir. Oysa bölgenin gereksinimi silahlanma değil, silahsızlanmadır.

Bugün, ne yazık ki Suriye merkezli, İran, Lübnan, Türkiye, Irak ve İsrail’i, Kürt bölgelerini kapsayan, Körfez ülkelerine, Suudi Krallığı'na uzanan bir alanda yeni bir savaş olasılığının hızla güçlendiği dillendirilmektedir. Bu olasılık, bölge halkları ve ülkeleri için kan, gözyaşı ve yıkım anlamına gelmektedir. Emperyalist çıkarlar için yer yerinden oynayacak, sayısı bilinmeyecek kadar insan ölecek, insanlığın bölgedeki tüm birikimi yakılıp yıkılacaktır. Yakın zamanlarda yaşanmış olan Mısır, Irak ve Libya örnekleri ortadadır. Mısır'da “devrim söylemleri”yle ve halk hareketi olarak başlayan “Bahar” süreci, giderek dinci gericiliğin egemen olduğu bir yönetimle sonuçlanmış, toplumsal beklentileri olan kitleleri düş kırıklığına uğratmıştır. Bu ülkedeki akıl almaz geriye gidiş, dünyanın ilerici kamuoyunca kaygıyla izlenmektedir. Irak'ta savaş süreci ve sonrasında, bir milyondan fazla kişinin öldürüldüğü, beyin gücünün önemli bir bölümünün acımasızca yok edildiği, insanlığın binlerce yıllık tarihsel-kültürel birikiminin yakılıp yıkıldığı bilinmektedir. Libya'da ise, yaratılan kargaşada, insanlar birbirine kırdırılmış, ülkenin meşru yöneticileri vahşice öldürülerek ülke yönetimine el konmuştur.

Olanlar olacakların göstergesidir

Neo-Osmanlı düşleri gören Dışişleri Bakanı, doğru tarafta yer almaktan söz ederken, dönüşü olmayan bir yola girildiğinin farkında olmadığını ortaya koyuyor. Henüz fırsat varken, yol yakınken bu yoldan geri dönülmelidir. Ülkemizin bu emperyalist savaşta taraf olmasına, yer almasına izin verilmemelidir. Kamuoyu yoklamalarında da açıkça görüldüğü gibi, halkımızın ezici çoğunluğu kesinlikle bir savaşa girilmesine karşıdır ve hükümetin politikalarını desteklememektedir.

Başta Hatay olmak üzere, güney illerimizde konuşlanmış, sınır barışımız için ciddi tehdit oluşturan yabancı silahlı güçler ivedilikle sınır dışı edilmelidir.

Orta Doğu'da barış için en önemli adım, bölgenin tüm taraf ülkelerini bir araya getirerek silahsızlanma koşullarını tartışmalarını sağlamak olacaktır.

Hiroşima kırımının 67. yıldönümünde, dünyanın barış ve demokrasiden yana güçlerinin, ne nükleer savaş, ne de herhangi bir savaşın kazanan tarafı olmayacağını, tek korunma yolunun nükleer silahların tamamen yasaklanması, genel silahsızlanma koşullarının sağlanması, savaşlara ve savaş kışkırtıcılığına son verilmesi olduğunu vurgulayarak seslerini yükselttiklerini duyurmak istiyoruz. 

Ankara Tabip Odası

Nükleer Tehlikeye Karşı Barış ve Çevre için Sağlıkçılar Derneği