ANKARA TABİP ODASI

ORTAK BASIN AÇIKLAMASI

31 Ekim 2012 

Ankara Cezaevleri İzleme Heyeti Oluşturuldu

Türkiye hapishanelerinde 12 Eylül 2012 günü başlayan süresiz, dönüşümsüz açlık grevleri bugün itibariyle 50. gününe girmiştir. Bugün itibariyle 65 hapishanede toplam 700’ü aşkın tutuklu ve hükümlü süresiz/dönüşümsüz açlık grevi yapmaktadır. Bu sayı her geçen gün artmaktadır.

“Kritik” denilen günler yaşıyoruz. Artık her an hapishanelerden tabutlar çıkabilir. Sadece su, tuz ve şekerle beslenme şimdiden iç organlarında geri dönülmez komplikasyonlara,  sakatlıklara, bozulmalara yol açabilir.

Bazı hapishanelerdeki basına yansıyan insanlık dışı uygulamalar riski daha da arttırıyor. Bu hapishanelerde açlık grevine girenler tek kişilik hücrelere atılıyor, su, tuz, şeker ve B1 vitamini verilmiyor, musluk suyuyla açlık grevi yapıyorlar.

Kiminde kusma, bulantı, ishal, iç organlarda kanamalar, halsizlik, algılama güçlüğü vb. baş göstermiş. Kan kusanlar, vücudu artık sıvıya dahi intolerans gösterenler var.

Hükümet cephesinde ise tutuklu ve hükümlülerin taleplerini değerlendirip diyalog ve müzakere yoluyla sorunu çözmek yerine tehlikeli yaklaşımlar gelişiyor.

Bir yandan Adalet Bakanı, Kurban Bayramı arifesinde Sincan Cezaevinde tutuklu ve hükümlüleri ziyaret edip diyalogla çözecekmiş gibi bir görüntü verirken, öte yandan önce Hükümet Sözcüsü Başbakan Yardımcısı Ali BABACAN’ın, ardından bizzat Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN’ın ağzından “müdahale ederiz” tehditleri savruluyor.

Zorla müdahalenin ne anlama geldiğini 96 ölüm oruçları sürecinden ve özellikle de adına utanmazca “hayata dönüş operasyonu” denilen “19 Aralık 2000 Büyük Cezaevleri Operasyonu”ndan hepimiz yakından biliyoruz.

1980 yılından bu yana Türkiye hapishanelerinde 144 kişi açlık grevleri ve ölüm oruçları nedeni ile yaşamını yitirmiştir.

2000 yılında yaşanan açlık grevlerine yapılan müdahale ve devam eden açlık grevleri sonucu 122 insan hayatını kaybetmiş, yüzlerce insan da kalıcı bir şekilde sakat kalmıştır.

Dünya Tabipleri Birliğinin 1991 tarihli Malta Bildirgesi, açlık grevcisini “zihinsel olarak ehliyetli, açlık grevine kendi iradesiyle karar vermiş, bu nedenle belirli bir zaman için yiyecek ve/veya sıvı almayı reddeden kişi” olarak tanımlar.

Açlık grevi bir intihar biçimi değildir. Bir protesto biçimidir. Kişi, kendi iradesi ile bilinçli olarak yiyeceği reddetmektedir. Bir açlık grevi ölümle sonuçlanabilir, fakat temel amaç ölüm değildir. Günlük belli miktarlarda su, tuz ve şeker alımını devam ettirme esasına dayanır. Ayrıca açlık grevi sonlandırıldığında kalıcı nörolojik sekellerin görülmemesi için B1 vitamini içeren preparatların mutlaka alınması gerekir.

Daha önceki (1996-2000) zorla müdahale örneklerinin ağır sonuçları ortadayken hükümetten ve bizzat Başbakan’ın ağzından yükselen “herkes yiyip içiyor, şantaja boyun eğmeyiz, gerektiğinde müdahale ederiz…” vb söylemleri çok tehlikeli ve kaygı verici buluyor, hükümeti sorumlu davranmaya, tutuklu ve hükümlülerin taleplerini değerlendirip sorunu diyalog ve müzakere yoluyla çözmeye çağırıyoruz. Tutuklu ve hükümlülere zorla müdahale edilerek tek kişilik hücrelere atılmaları ve bilinçsizce yapılacak tıbbi müdahale, sonuçları daha da ağırlaştırmaktan başka bir şeye yaramayacaktır. Bu nedenle hükümetin uluslararası bir anlaşma olan Malta Bildirgesi’ne uygun davranmasını bekliyoruz.

Cezaevleri yönetimlerini de açlık grevcilerini yalnızlaştırma, onları tecrit altında tutma gibi uygulamalara başvurmamaya, ivedilikle temiz su, tuz, şeker ve yaşamsal önemli olan B1 vitaminini temin etmeye ve isteyen açlık grevcisine ulaştırmaya çağırıyoruz.

Biz aşağıda imzası olan kurumlar Ankara yerelinde şimdilik avukatlar aracılığıyla yakından izlediğimiz cezaevlerindeki süreci daha doğrudan izlemek, haftalık periyodik olarak cezaevlerinde gerekli incelemelerde bulunmak, sonuçları kamuoyuyla paylaşmak ve sorunun diyalog ve müzakere yoluyla çözülmesine katkıda bulunmak amacıyla bir izleme heyeti oluşturmuş bulunmaktayız.

Bugün itibariyle de bu heyete Ankara yerelindeki hapishaneleri izlemek, incelemelerde bulunmak üzere gerekli iznin verilmesi için Adalet Bakanlığı’na yazılı talepte bulunuyoruz.

Adalet Bakanlığı’nı bir kez de basın ve demokratik kamuoyu aracılığıyla bu talebimizi kabul etmeye ve sorunun çözümü için adım atmaya çağırıyoruz.

Saygılarımızla…

 

ANKARA TABİP ODASI

ÇHD ANKARA ŞUBESİ

İHD ANKARA ŞUBESİ

SES ANKARA ŞUBESİ

TÜRKİYE İNSAN HAKLARI VAKFI

TUTUKLU HÜKÜMLÜ AİLELERİ HUKUK VE DAYANIŞMA DERNEKLERİ FEDERASYONU