Çarşamba, 13 Aralık 2017

ANKARA TABİP ODASI

SAĞLIK VE SOSYAL HİZMET EMEKÇİLERİ

ORTAK BASIN AÇIKLAMASI

05 Kasım 2012 

Çek Elini Yakamdan, Kalemimden…

Bugün ülkemizde şiddet her yerde, sokakta, evde, kamusal alanda, siyasette tahammül edilemez noktaya ulaşmıştır.

Bugün Türkiye adeta şiddetle yönetilmektedir.

Şiddetin, baskının, tehdidin en yoğun yaşandığı alanlardan biri de maalesef sağlık alanıdır.

Gün geçmiyor ki bir sağlık çalışanı saldırıya uğramasın.

Dr. Ersin Arslan’ı böyle bir saldırıya kurban vereli altı ayı geçti; ancak saldırılar bitmiyor, tükenmiyor. Sadece geçtiğimiz bir ay içerisinde sağlıkçılara yönelik olarak ÖLDÜRÜCÜ NİTELİKTE ÜÇ SALDIRI oldu. Bu olayların ölümle sonuçlanmaması alınan önlemlerle değil, tamamen şansla açıklanabilir.

Önlem yok!

Sağlık Bakanlığı şiddeti önlemek için gerekli tedbirleri almıyor.

Caydırıcı yasal düzenlemeler yapılmıyor.

Bırakın önlem almayı, sağlık çalışanları üzerindeki amir şiddetine göz yumuluyor, teşvik ediliyor.

Sistematik yıldırma, sürgün, hekimin reçetesine müdahaleye yeltenmeler sıradanlaşmıştır artık.

Hekimi merdivenden yuvarlayan kaymakamlar, döven müdürler, “kafanı koparırım” diyen milletvekilleri karşılarında sağlık çalışanını koruyan, yapılanların hesabını soran bir Sağlık Bakanı bulmuyorlar.

Bu atmosfer içerisinde, bundan tam bir hafta önce burada Numune Hastanesi Acil Servisi hekimleri görevleri başında tacize, tehdide, hakarete maruz kalmışlardır.

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında çıkan kargaşada yaralandıklarını ifade ederek acil servise başvuran polis memurlarının tedavisi için, görevli meslektaşlarımız tamamen ve yalnızca tıbbi gerekliliklere göre hareket etmişlerse de;

sivil giyimli, emniyet amiri olduğu söylenen bir kişiyle Sağlık Bakanlığı bürokratı Osman Arıkan Nacar ve Hastane Başhekimi Nurullah Zengin verilen hizmetin uygunsuzluğu, yanlışlığı ve yetersizliği gibi hiçbir gerçekliği olmayan gerekçelerle acil servisi terörize etmişler, bu nedenle acil servis çalışmaları aksamış ve o sırada orada bulunan hastaların sağlığı tehlikeye düşmüştür.

Bu olayda işlenen suçlar yönünden, adı geçenler hakkında Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunulmuştur.

Bu şahıslara soruyoruz:

“Gösterin bana o doktorları!” sözü kamu görevinin neresine düşer?

“Sen benim kim olduğumu iyi anladın mı?” sözü bürokratlığın neresine düşer?

Görevli olmadığı bir yere gelerek, başka bir hekimin hastalarına sözüm ona bakmaya kalkışıp tahliller istemek meslek ahlakının neresine düşer?

İstirahat sürelerinin gereğinden daha uzun gösterilmesi gayretleri yasaların neresine düşer?

Acil servisteki bütün hastaların sağlığını tehlikeye düşürmek “primum non nocere”nin, “önce zarar verme” ilkesinin neresine düşer?

Peki ya, orada sadece görevlerini yapmak için bulunan hekimlere içerisinde “şeref” kelimesi geçen ağır hakaret, başhekimliği, hekimliği geçin, insanlığın neresine düşer?

Bunların hepsini bir tarafa koyduk.

Terör estirilen acil serviste tehdit edilen, hakaret edilen hekimleri gidip bir de şikayet etmek, haklarında soruşturma açtırmaya çalışmak vicdanın neresine düşer? 

 

Bizler bu saldırıyı Türkiye’deki altı yüz bini aşkın sağlık çalışanına yapılmış sayıyoruz.

Mağdur meslektaşlarımızla birlikte, süreci yakından ve dikkatle izleyeceğiz.

Sizlerin aracılığınızla iktidar sahiplerine de hatırlatıyoruz:

Hekimler, sağlık çalışanları işlerini sadece tıbbi gerekliliklere göre yaparlar ve bundan sonra da böyle yapacaklardır.

Evet! Bıktık! Ama bu baskıyı kanıksamadık.

Doğru! Usandık! Ancak bu zulümden yılmadık.

Baskıyı, terörü, şiddeti, gözdağını, yıldırmayı sağlık alanından kazıyıp atıncaya dek,

hep birlikte mücadele edecek ve haykıracağız:

Çek elini

Kalemimden!

Yakamdan

Çek elini!