ANKARA TABİP ODASI

BASIN AÇIKLAMASI

10 Kasım 2012 

CEO’ların “pekiyi”li karneleri halkın sağlığını bozar! 

KHK’lar halk için değil sermaye içindir!

Genel seçimler öncesinde alınan KHK çıkartma yetkisi ile Türkiye’nin yönetim yapısını baştan aşağıya değiştirecek KHK’lar ardı ardına çıkartıldı. Bu süreçte hükümetin ne kadar atak, ne kadar kararlı olduğu düşünebilirsiniz. Ancak bu KHK’lara dikkat etmek gerekir. Bu KHK’larla yapılmak istenenlerin, sıradan vatandaş ya da çalışanların değil sermaye sahiplerinin talepleri olduğunu görmek gerekir.

Türkiye bu KHK’larla yerli ve yabancı sermayenin önündeki engelleri kaldırmış, emekçi kesimlerin, gençlerin, emeklilerin, hastaların üzerinden korumasını çekerek onları sermayenin azgın kar hırsıyla baş başa bırakmıştır.

Bugün artık Türkiye’de ne olup bittiğine bakan herkes, 1980’den beri hükümetleri en fazla rahatsız eden iki konunun; çalışanların hak mücadelesi ve kamusal kaynakların sermayeye aktarılması önündeki engeller olduğunu anlamaktadır. Siyasal İslamın sermayeyle anlaşması ile ortaya çıkan AKP iktidarının talip olduğu ve bugün itibarı ile becerdiği görev, çalışanların haklarını almak ve sermayenin önündeki engelleri kaldırmaktır.

KHK’larla Türkiye kamu idaresinde bir deprem oldu. Bu deprem en büyük etkisini sağlık alanında gösterdi. 663 sayılı KHK ile Sağlık Bakanlığı bildiğimiz fonksiyonlarını yitirdi. Bakanlığın ana hizmetlerini Kamu Hastaneleri Kurumu ve Türkiye Halk Sağlığı Kurumu üstlendi. Böylece sağlık alanı temsili demokrasinin etki alanından çıkarak, çok özel, çok yetkili bürokratların eline geçti. Bu kurumların artık hem merkezi hem taşra teşkilatı mevcut. Bunlar, “bağlı kuruluş” statüsünde kurumlardır. Bağlı kuruluş özerk ya da katma değerli bütçesi olan kurumdur. Örneğin Türkiye Patent Enstitüsü, bu düzenlemelerle ülkemizdeki tüm Bakanlık hastanelerinin yönetiminin verildiği Kamu Hastaneler Kurumu gibi bir bağlı kuruluştur.

Türkiye’de yasama KHK’larla bypass edilmiştir. Bağlı kuruluşlar sermayenin devletle temasını yumuşatan, bürokrasiyi sermayenin önünden kaldıran, kamu hizmetleri alanını sermayeye bırakan bir süreci işletmek için kurulmaktadır.

Beş yıldızlı hastanelerin parası vatandaşın cebinden çıkacaktır!

663 Sayılı KHK ile tanımlanan ve bugün itibarı ile kurulan Kamu Hastane Birlikleri, aile hekimliğinde ve özel hastanelerde olduğu gibi A,B,C,D,E şeklinde kategorilere ayrılıyor. Bu kategoriler hastanelerin “kalitesini” gösteriyor. Hastanelerin kategorileri bazı kriterlere göre belirleniyor. Bu kriterler özetle, hastanelerin ne kadar çok hastayı ne kadar az zamanda baktığına ve mali durumunun nasıl olduğuna odaklanmış durumda. Örnek olarak acil servis müracaat yoğunluğu 50 puan üzerinden, poliklinik müracaat yoğunluğu 100 puan üzerinden, ameliyatlar 100 puan üzerinden hesaplanıyor.

A sınıfı bir hastane olmak için çok hasta bakmanız gerekiyor. Öte yandan, hasta başına düşün personel sayısı da bir kriter ancak puanı 50 de kalmış. Yine yüksek kategoride bir hastane olmak için bunca hasta bakar, ameliyat ederken az kaynak harcamanız gerekiyor. Bunlara benzer bir çok kriter en fazla 100 puan üzerinden değerlendirilirken, kriterlerden biri öne çıkıyor: “Net borç/net hizmet tahakkuk tutarı.” Bu kritere 200 puan, yani en yüksek puan veriliyor.

Bu puanlarınız karnenize işleniyor. Karne bozuksa CEO görevden alınıyor. CEO’lar karnelerdeki notları yüksek tutmaya çalışacaklar. Peki, yıldızlı pekiyili karneye sahip bir hastaneye, yani bu yeni düzenlemeyle Bakanlığımızın hedef gösterdiği hastaneye bir bakalım:

Bu yıldızlı pekiyili hastane;

-       Çok hasta bakacak, çok hasta yatıracak, çok tetkik yapacak, çok ameliyat edecek,

-       Bütün bu işleri çok hızlı yapacak,

-       Tıbbi yatırım yapacak, dışarıdan hizmet satın alacak, iyi bir otelcilik hizmeti verecek,

-       Mali dengesini korumak için çok kazanacak, az harcayacak.

 

Bu karnenin sağlık çalışanları için anlamı, aşırı çalışmak ve az ücret almaktır. Birlik içindeki hastaneler arasında duruma göre sürekli yer değiştirerek çalışmaktır.

 

Hastalar için anlamı, kendisine az zaman ayrılması ve çok fazla tıbbi işlem yapılmasıdır.

Bu denklemde yine de açık olan bir nokta var. A grubu yıldızlı pekiyili hastane SGK geliri ile hastaneyi çeviremeyecek, bunca ödemenin altından kalkamayacaktır. Peki, bu durumda ne olacak? Hastalar, kategorize edilmiş bu hastanelere kategorisine göre fark ücretleri ödeyecek. Yani bugün bile ciddi ek ücretler ödenen kamu hastanelerinde hastalarımız, başta otelcilik hizmetlerine olmak üzere çok daha fazla fark ücreti ödeyecekler.

 

Sağlıkta dönüşüm denen masal, aslında vatandaşın parasıyla yerli ve yabancı ilaç şirketlerine, tıbbi cihaz şirketlerine ve sağlık sektörüne girmiş sermayeye para kazandırmaktan ibarettir. Sözü geçen hastanelerin kategorisi, ezilen sağlık çalışanları ve soyulan hastalar tarafından yükseltilecektir.

SAVM’leri özel şirketler yönetecek

Hastane Birlikleri, kampüs hastaneler olarak adlandırılan ve 25 yıllığına özel şirketlerden kiralanacak olan “Sağlık Alışveriş Merkezlerinin” içine yerleşecektir. Ancak bu SAVM’lerin yönetimi, bunları yapan ve tıbbi hizmetler de dahil otel, lokanta, kafeterya, servis, temizlik vb. akla gelebilecek tüm hizmetleri Bakanlığa satacak olan şirketlere ait olacaktır. TTB’nin açıklamasından, Bakanlığın sermayeyi bu işe ikna etmek için hasta garantisi de verdiğini öğrenmiş bulunuyoruz.

Ancak ne yazık ki Sayın Başbakan’ın 40 yıllık hayalinin önüne finansman sorunu çıkmış görünmektedir. Kampüs ihalelerini kazanan İtalyan ve Türk şirketlerin kredi bulamadığı anlaşılmaktadır. Oysa Başbakanımız bu finansman krizini saklamakta ve sürecin durmasının sebebi olarak ihalelerin yürütmesini durduran hekim örgütünü göstermektedir.

Etlik İhtisas Hastanesi Anketi Sonuçları

Ankara’nın en yeni hastanelerinden olan Etlik İhtisas Hastanesi kampüs ihalesi yüzünden boşaltıldı. Şu anda başıboş köpeklerin dolaştığı bir yer halinde. Bu hastanedeki hekimler Ankara’nın dört bir yanına dağıtıldı. Etlik İhtisas Hastanesi’nden gönderilen üyelerimize yaptığımız anket sonuçları, SAVM’lerin şimdiden nasıl sonuçlara yol açtığını göstermektedir.

Çarpıcı sonuçların yer aldığı ankete göre sağlık çalışanlarının gelirleri azaldı, çalışma şartları kötüleşti, uzmanlık eğitimleri aksadı.

Anket sonucuna göre hekimlerin yüzde 57’si eskiye oranla daha kötü şartlarda hizmet verdiklerini belirtti. Yüzde 54’ü kampüs hastanelere geçişle birlikte hekim ve sağlık çalışanları için şartların daha da kötüleşeceğine inanıyor. Etlik İhtisas Hastanesi’nden ayrılmak durumunda bırakılan hekim ve sağlık çalışanlarının yüzde 68’i aylık gelirlerinin eskiye oranla düştüğünü belirtti. Etlik İhtisas Hastanesi’nde eğitim alan asistanların yüzde 66’sı, hastane değiştirmenin uzmanlık eğitimleri açısından kötü olduğunu belirtiyor.

Hastanenin boşaltılması sürecinde personel ve malzemelerin dağıtımında yaşananlardan ötürü idareye güveninin sarsıldığını söyleyen sağlık çalışanlarının oranı yüzde 66’yı buluyor.

Etlik İhtisas Hastanesi’nin boşaltılmasının en önemli mağdurlarından biri de hastane bölgesinde yaşayan insanlar. Önceden Etlik İhtisas Hastanesinde çalışan hekimlerin yüzde 86’sı, hastanenin boşaltılması ile birlikte hastalarının sağlık hizmetine erişiminin engellediğini düşünüyor. Yine ankete katılanların yüzde 31’i, kamu hastanelerinde yapılması planlanan dönüşümden en büyük zararı hastaların göreceğini ifade ediyor.

Etlik İhtisas Hastanesi’nin boşaltılmasıyla başlayan “Kampüs Hastanelere” geçiş süreci de değerlendirilen anketin sonuçlarına göre, bu durumdan en karlı çıkacak olan sağlık sektörüne giren sermaye grupları. Bunu, siyasal iktidar izliyor. Ankete katılanlar arasında sürecin sağlık çalışanları açısından yarar sağlayacağını düşünen kimse bulunmuyor.

 Sağlık Bakanlığı Ne İş Yapar?

Sağlık Bakanlığı’nın 16 milyar 800 milyon olan toplam 2013 bütçesinin,  8 milyarı Kamu Hastane birlikleri Kurumuna, 6 milyarı birinci basamak sağlık hizmetlerini yöneten Halk Sağlığı Kurumuna, 2 milyar lirası da Bakanlığa ayrılmıştır. Aslında sağlık alanında işi kalmamış olan Sağlık Bakanlığı’nın bu 2 milyar liraya neden ihtiyacı olduğunu anlayamıyoruz.

Öte yandan 2013 bütçesi içindeki kalemleri Sağlığa ayrılan payla karşılaştırınca çarpıcı sonuçlar çıkmaktadır. 2013 Yılı Bütçesinde “güvenlik”, “asayiş” ve “istihbarat” harcamaları 45 milyar liraya çıkarak, önceki yıllara göre belirgin artış yapmıştır. Suriye ve Kürt sorunu nedeniyle yeniden yapılandırılan “savaş bütçesi”, 2012 yılının sonunda 2 milyar lirayı geçmiştir.

Milli Savunma Bakanlığı 2013 bütçesi, bir önceki yıla göre 1”,7 artışla 20 milyar 359 milyon TL’ye yükseltilmiştir. Emniyet Genel Müdürlüğü’ne 14 milyar 777 milyon, Jandarma Genel Komutanlığı’na 5 milyar 843 milyon liralık kaynak ayrılmıştır.

Telefon dinlemeleri üzerine gündeme gelen Türkiye İletişim Başkanlığı’nın da bağlı olduğu Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’na 2013 yılı bütçesinden tam 1 milyar 510 milyon TL ayrılmıştır. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bütçesi 5 milyar liraya dayanmıştır.

Sağlığa ayrılan para şüphesiz 16 milyar TL ile kalmamaktadır. Yurttaşların GSS aracılığıyla verdikleri primler ve cepten ödemeleri ile bu rakam 50 milyar TL’ye yükselmiştir.

Türkiye’nin en uzun süre Bakanlığı’nı yapan Sağlık Bakanı’nın sağlık bütçesinin savaş bütçesinin çok gerisinde kalması, ülkemizin içinde yaşadığı fotoğrafı anlamak bakımından önemlidir.  Tüm hastaneleri Hastaneler Kurumu Başkanı, tüm birinci basamağı Halk Sağlığı Kurumu Başkanı yöneteceğine göre, Bakanlar Kurulu’na Türkiye’nin en başarılı Bakanı olduğunu ifade eden Bakan Akdağ’ın katılmasının da artık tuhaf olacağını görüyoruz.

Türkiye sağlık ortamını yönetecek bu iki makamın başkanlarının halkoyuyla seçilmesi, böylece sağlık ortamının halkın müdahale edebileceği bir zemine çekilmesi uygun olacaktır. Yarı başkanlık, başkanlık tartışmalarını yapan hükümet, kendisi ve sermaye için hazırladığı yeni Anayasasında bu konuyu da gündeme getirebilir. 

Bu işin sonu sağlık değil hastalık olur!

Hastanelerimizi yönetecek olan CEO’ların karnelerinin pekiyilerle dolması için;

-       Hekimlerin ve sağlık çalışanlarının hiç sesini çıkartmadan sözleşmeli çalışmaya, düşük ücretlere razı olması,

-       Bu ülkenin insanlarının çok hastalanması ama çok hastalanması gerekmektedir.

Sağlık Bakanlığı bu ülkeye yapılacak en büyük kötülüklerden birini yapmakta, insanların sağlığını korumak yerine onların hastalanması üzerinden yaşayacak bir sağlık sistemini ısrarla Türkiye’ye dayatmaktadır.

Ölüm haberlerini kaygıyla beklediğimiz mahkumlara yönelik tutumu, mevcut iktidarın insana, insan sağılığına verdiği değeri açıkça ortaya koymaktadır. Onlar için bu ülkede hizmet verilecek olanlar, sadece parası olanlar ve boyun eğenlerdir.

Bunu bilmediklerinden değil çaresizliklerinden yapıyorlar. Çünkü en uzun bakanlık yapmanın koşulu ilaç şirketleriyle, tıbbi cihaz şirketleriyle ve bu alana yatırım yapan yerli yabancı sermaye ile iyi ilişkiler kurmak olmuştur.

Bu ülkenin sağlığı ile oynayanların, insanların sağlığını satanların bu ülkeye faydası yoktur. Bu sermaye-siyaset- cemaat oyununu, itirazını yükseltecek olan sağlık çalışanları ve hastalığından para kazanılmasını kabul etmeyecek olan halk bozacaktır.