BİR HAYALİMİZ VAR

“Çocuklarımız önlenebilir hastalıklardan kızamıktan, veremden, boğmacadan, çocuk felcinden ölmesinler, sakat kalmasınlar.”

24.05.2018

Bir süredir Türk Tabipleri Birliği’nin başlattığı kampanya ile birlikte hekimler önemli bir bağışıklama sorununa dikkat çekmektedir. Çok ciddi bir halk sağlığı sorunu yaratabileceği defalarca kez belirtildiği üzere “Aşı reddi sayısındaki artış” çok önemli boyutlardadır.

Mutlaka ve kararlılıkla aşı reddi nedenlerinin üzerine gidilmesi gerekir. Ancak bağışıklama oranlarındaki düşüş ve oluşturduğu tehdit sadece aşı reddi ile açıklanamaz. Diğer pek çok nedeni de birlikte ele alan bütüncül bir yaklaşım gerekliliğinin altını çizmek istiyoruz.

Koruyucu sağlık hizmetleri arasında en etkili olanlarından biri hâlâ aşılamadır. 1981 yılında Sağlık Bakanlığı tarafından başlatılan genel bağışıklama programı ile aşı ile korunabilir 6 hastalığa karşı 12-23 aylık bebeklerin %90’ını tam aşılı hale getirmek ve her aşı için ülke genelinde % 95 bağışıklama oranlarına ulaşılması ve sürdürülmesi hedeflenmiştir.

Bağışıklama politikalarındaki politik irade, toplum tabanlı sağlık örgütlenmesi (sağlık ocakları - 224 sayılı sosyalizasyon yasası) ve birinci basamak sağlık çalışanlarının özverili ve etkin çalışmaları sayesinde halktaki aşıya karşı tüm önyargılarla tereddütler giderilerek önemli başarılar elde edilmiştir.

Sağlık çalışanları uzun yıllardır şehirlerde, köylerde, yollarda, devletin ulaşmakta güçlük çektiği yerlerde bağışıklama hizmeti sunmuşlar ve hatta dillerini bile bilmedikleri insanlara ulaşarak bebekleri, çocukları aşılamışlardır.

Çocuk felci ve kızamık hastalıklarının yok edilmesiyle sonuçlanan bu başarı sürecinin devamı ne yazık ki sağlanamamış, aşı ile önlenebilir hastalıkların görülme sıklığı ve aşılanamayan nüfus giderek artmıştır.

TNSA verilerine göre Genişletilmiş Bağışıklama Programı hedefine uzaklık 2008’de %9.5 iken 2013’de %15.9’a yükselmiştir. Bebeklerimizi aşı ile önlenebilir hastalıklara karşı dirençli kılmada başarı 2008’e göre %8 azalmıştır.

  • Ülkemizde aşılanmayan çocuk sayısında ciddi artış bulunmaktadır. Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması 2013 verilerine göre hiçbir aşı yaptırmamış olma durumu 13-26 aylık çocuklarda 2008’de 20 bin dolayında (%1.6) iken 2013’te 37 binlere (%2.9) çıkmıştır. Hiç aşılanmamış çocuk sayısında 17 248 (%81) artış olmuştur.
  • TNSA verileri göstermektedir ki hiç aşılanmamış olmak neredeyse tümüyle varsıl olmayanların, eğitimsizlerin, çok çocukluların ve kız çocuklarının sorunu gibi görünmektedir. Bu eşitsizliği daha da arttırmaktadır.
  • Sağlık Bakanlığı’nın rakamlarına göre çocuğuna aşı yaptırmayı reddeden aile sayısı 2011’de 183 iken 2016’da 12 bine, 2017 ise 23 bine çıktı.

Aşılanma oranları neden düşüyor?

Sorunun en önemli nedeni son 15 yılda AKP hükümetlerince sürdürülen sağlıkta dönüşüm programlarıdır. 2013’den bu güne sağlık hizmet sunumunda giderek artan ticarileşme, halkın sağlık algısının bu yönde değiştirilme uğraşları ve özellikle birinci basamak sağlık alanının yeni dinamiklerinin bir sonucu olarak karşımıza çıkan bu durum kaygı verici sonuçlar oluşturabilir.

Şöyle ki;

Birinci basamağı kullanım oranı aile hekimliği uygulaması ile birlikte %38’lerden %31’lere kadar düşmüştür. Birinci basamak sağlık kuruluşlarına güven giderek azalmaktadır.

Sağlıkta Dönüşüm Programı kapsamında sağlık örgütlenmesindeki yapısal değişiklikler sonucu birinci basamak sağlık hizmeti sunumu toplum tabanlı hizmet örgütlenmesi yerine kişiye dayalı hizmet örgütlenmesine dönüştürülmüştür.

Aile hekimlerinin listesine kayıtlı olmayan bireylere, kimliksizlere ve liste kayıtlı olup herhangi bir şekilde erişilemeyen bireylere hizmet sunmak mümkün olmamaktadır. Oysa aşılama başarısı sadece kayıtlı nüfus üzerinden değerlendirilmektedir. Kayıtlı nüfus içinde göç eden nüfusun takibi mümkün olamamaktadır. Yokluk belgesi alınması aile hekimi biriminin performansını etkilemese de takibi yapılamayan çocuklar genel aşı oranını düşürmektedir.

2008’den 2013’e hiç aşı olmamışların sıklığı kentte %93,7 , kırda %25 artmıştır. Bireysel sağlık sistemi ile sadece kayıtlı olana ve başvuruya dayalı verilen hizmet ile kentlerde gezici hizmetin ortadan kalkması dezavantajlıların aşılanmasını olumsuz etkilemektedir.

Etkin bir sağlık eğitiminin verilememesi de aşı reddinin artmasına uygun bir zemin hazırlamaktadır.

Sağlıkta dönüşüm programlarının bir sonucu da sağlığın ticarileşmesidir. Sağlık hizmetinin ve aşı üretiminin ticarileşmesi bağışıklama hizmetini tartışmaya açmaktadır ve bu şekilde oluşan kuşku Dünya’da aşı reddinin de başta gelen sebeplerinden birisidir.

Bağışıklama, Sağlık Bakanlığı’nın asli işi iken ve tüm bileşenleriyle yönetsel bir birliktelik ve işlevsellikle çalışırken 663 sayılı KHK ile Türkiye Halk Sağlığı Kurumu’nun bağlı kuruluş haline getirilmesi yönetsel anlayışta ve bütünsellikte ayrışmaya sebep olmuştur.

Salgınlara dikkat!!!

Ülkemizde, 2011-2013 yıllarında kızamık salgınları yaşanmıştır.

Aşılama oranlarındaki düşüş ve savaş nedenli yaşanan hızlı göçle birlikte sürecin iyi yönetilememesi salgının en önemli sebebidir. Bu yıllarda hastalananlar temel olarak aşısız çocuklardır.  Bağışıklık oluşturulamayan, aşılanamayan ve aşıyı reddeden herkes hastalanma riskiyle karşı karşıyadır. Salgın yönetimini yapacak kurumların altyapısının sağlanmaması önümüzdeki yıllarda aşı ile önlenebilir hastalıkların oluşmasına uygun bir zemin hazırlayacaktır.

Sonuç olarak;

Bağışıklama hizmetleri, aşının üretiminden uygulanmasına kadar bütün süreçleriyle ve aşıyı uygulayan sağlık çalışanları ve sağlık kurumlarıyla bu hizmetin götürülmesi gereken hedef

nüfusuyla bir bütün olarak örgütlenmesi ve yönetilmesi gereken bir süreçtir. Bu anlamda Sağlık Bakanlığı’nın, gerek sağlık hizmetlerinin örgütlenmesinde, gerekse mevzuatta gerekli düzenlemeleri yapması ve acilen önlemler alması gerekmektedir.

Ülkemizde kamunun aşı üretiminde ve geliştirilmesinde daha etkin rol alması aşıya olan güveni arttıracaktır.

Başarılı bir bağışıklama hizmeti toplum katılımının ve etkin bir sağlık eğitiminin gerçekleştirildiği, bütüncül ve toplum tabanlı bir sağlık örgütlenmesi ile mümkündür.

Sağlık Bakanlığı’nın kararlılığını açık şekilde belirtmesi ve birinci basamak sağlık kuruluşlarına güvenin yeniden tesis edilmesi gerekmektedir.

Biz pratisyen hekimler olarak bugüne kadar gerçekleştirmek için uğraştığımız hayallerimizin ve bu uğurda harcadığımız emeğin peşinde olacağımızı belirtiyor ve aynı iradeyi Sağlık Bakanlığı’ndan bekliyoruz.

Türk Tabipleri Birliği Pratisyen Hekimler Kolu