Basın Bülteni

20 Haziran 2018

20 Haziran Mülteciler Günü’nde devletler ve tüm kurumlar üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmelidir

  
2011 Suriye savaşı ile birlikte dünya tarihinin en büyük mülteci hareketliliklerinden birine şahitlik etmekteyiz. Vatanlarında temel insan haklarından mahrum olan milyonlarca kişi başka ülkelere sığınarak hayatlarını sürdürmeye çalışıyor. Mültecilik bir tercih olmayıp; açlık, savaş, yıkım, siyasi rejimler ve yoksullukla insanları yaşam alanlarını değiştirme yoluna mecbur bırakmaktadır. Ancak pek çok ülke ve uluslararası toplumun bu konudaki sessizliği ve farklı bakış açısı mülteci akınını krize çevirmiş durumdadır. Bu krizin sorumlusu ise bir bavul dolusu eşya ile umuda yolculuk yapan mülteciler değil, mültecilik olgusuna karşı insani ve hukuki sorumluluklarını yerine getirmeyen ülkeler ve kurumlardır.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) verilerine göre dünyada 59 buçuk milyon birey yerinden edilmiş durumdadır. Üstelik bu kişilerin neredeyse yarısı da 18 yaşının altındadır. BM verileri, her gün 42 bin 500 kişinin yerlerinden edildiğini de ortaya koymaktadır.

Sadece istatistiklerden ibaret gibi gözüken bu göstergeler okunurken her bir rakamın bir insanı nitelediği ve yeryüzündeki her bireyin insani standartlarda yaşamayı hak ettiği unutulmamalıdır.
Suriye’deki savaştan dolayı en fazla mülteci sayısına ülkemiz sahiptir. İçişleri Bakanlığı tarafından Şubat 2017’de verilen rakamlara göre, mülteci olarak bulunan insan sayısı 3 milyon 551 bin 78 kişidir. Bu sayının %10 kadarı AFAD kamplarında barınmakta, geri kalanlar ise dışarıda adeta yaşam savası vermektedir. Kamplarda yaşanan hak ihlalleri, cinsel istismar vakalarının boyutu, halkın tanıklıkları ve anlatımlarına rağmen sivil toplum kuruluşlarının kamplara girmesine ve kamplarda araştırma yapmasına izin verilmediği için kampların ne durumda olduğu bilinmemektedir. Bağımsız kurum ve kuruluşların inceleyemediği, verilerini alamadığı ve mağdurlarla görüşmeler yapamadığı alanlar olan kamplar bir bilinmez olarak karşımızda durmaktadır.

Türkiye’nin hemen hemen her yerine az ya da çok dağılmış durumda olan mültecilerin yaşadığı sorunlar ülkenin genelini ilgilendiren sorunlardır. Genel olarak; barınma ve çalışma sorunları, sağlık, eğitim sorunları ile hukuksal sorunlarla karşı karşıya olan mültecilerin
bu sorunların içinden en büyüğünü çalışma, barınma ve sağlık sorunu teşkil etmektedir.
Sağlığa erişim hakkında imkânsızlıklar içerisinde olunan bu sürecin en masum halkası olan çocukların durumu mültecilere dair tartışmalarda özellikle incelenmelidir. Çünkü çocuklara ilişkin politikalardaki olumlu ve olumsuz noktalar geleceğimiz için önem taşımaktadır.

Ayrıca mülteci gruplarının önemli bir kısmını oluşturan kadınlara yönelik politikalar da onların hassasiyetlerine yönelik olmalıdır. Söz konusu politikalar onların haklarını teminat altına alan bir bakış açısıyla üretilmelidir.

Çalışma yaşamında mülteciler üzerinden emek sömürüsünün önüne geçilmeli, çocuklar ve kadınlar başta olmak üzere mülteciler istismara karşı korunmalılar. Eğitim ve sağlığa erişim hakları düzeltilmeli, yaşam alanları rehabilite edilmeli, kötü koşullardaki yaşam alanlarından çıkartılarak insan onuruna yakışan alanlarda yaşatılmalılar.

Bu bağlamda 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü’nde vurgulanması gereken husus, göç politikalarının sadece ekonomik bakış açısıyla değil insani yaklaşımın baskın olduğu bakış açısıyla geliştirilmesidir.

Temennimiz bu konuda farkındalık yaratılması, tüm ülke ve toplumların bu konuda üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmesidir.