Asistan Hekim Atamalarındaki Gecikme Kabul Edilemez

Asistan Hekim Atamalarındaki Gecikme Kabul Edilemez

  • 06/01/2017 09:53

Her yıl tıpta uzmanlık sınavı (TUS) nın yarattığı mağduriyetler bu sefer de Eylül 2016 sınavında asistanlık eğitimi alacak adayların KHK içerisinde yer alan güvenlik soruşturmasına tabi tutulacağının sinyallerini vermesiyle kendini göstermiştir. Ankara Tabip Odası (ATO) hukuk bürosunun yaptığı araştırmaya göre uzmanlık eğitimi almaya hak kazanan hekimler soruşturmaya tabi tutulabilecek, haklarında herhangi 'şüpheli' durum olan hekimler hiç bir somut kanıt gösterme gereği duyulmadan keyfi bir sekilde eğitim hakları askıya alınacaktır. Hukuksuzluğun hüküm sürdüğü OHAL koşullarında eğitim hakkının hiçe sayıldığı, ihraçlarla, açığa alınmalarla devam eden bu süreç binlerce hekimi mağdur edecek gibi görünmektedir. TUS sonuçlarının sebep gösterilmeden bilgi paylaşımı olmadan geç açıklanması, yaratılan belirsizlik, var olan kötü şartlar içerisinde hekimlerin gelecek kaygısını daha da artıracaktır.

Ankara Tabip Odası Hukuk Bürosu Bilgi Notu

676 Sayılı (10 uncu) OHAL KHK sının 74 üncü maddesi ile 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 48 inci maddesine eklenen bir hüküm, devlet memurluğuna alınmanın "genel şartları"na, "güvenlik soruşturması ve/veya arşiv araştırması yapılmış olmak" kuralını da getirdi.

Söz konusu hüküm, öncelikle 657 Sayılı Yasa kapsamında kamu görevlisi olarak uzmanlık eğitimi görecek asistan hekimlerimiz için yeni bir ön koşul yaratmış oldu ve nitekim, uygulamanın bu yönde olacağına dair bilgiler de edinildi. Bu kapsamda, "Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliği"nin 13 üncü maddesinin, "Yerleştirildikleri kurumun atama şartlarını taşımaksızın sınava girip bir programa yerleştirilmiş olanlar uzmanlık eğitimine başlatılmazlar. Şartlardan herhangi birini taşımadığı sonradan anlaşılanlar ile uzmanlık eğitimi sırasında bu şartlardan herhangi birini kaybedenlerin uzmanlık eğitimine son verilir" hükmünü taşıdığı da dikkate alınmalıdır.

Peki nedir "güvenlik soruşturması" veya "arşiv araştırması" ?

Şüphesiz bu kavramın politik/sosyolojik anlamı; bir siyasi iktidarın, yurttaşlarına karşı beslediği şüpheyi, peşin bir önyargıyı; ancak aynı zamanda bir siyasi iktidarın taşıdığı korku ve kaygıyı resmediyor. Söz konusu olguların, bir hukuk devletinde, insan hak ve özgürlüklerini temel alan bir demokratik rejimde her durumda yer bulmaması beklenir. Aksi bir yorumla, yurttaşlarına karşı "şüphe", "önyargı" besleyen ve kendi iktidarına yönelik de bir "korku" ve "kaygı" taşıyan siyasi iktidarlardan, hukuk ve demokrasi beklenemez.

Konuyu, daha hukuki/normatif düzlemde ele aldığımızda ise; en güncel tanım ve normatif dayanak, 1994 tarihli 4045 Sayılı "Güvenlik Soruşturması, Bazı Nedenlerle Görevlerine Son Verilen Kamu Personeli ile Kamu Görevine Alınmayanların Haklarının Geri Verilmesine ve 1402 Numaralı Sıkıyönetim Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun" da karşımıza çıkıyor. Anılan 4045 Sayılı Yasa'nın 1 inci maddesi; "güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması"nı; "kamu kurum ve kuruluşlarında, yetkili olmayan kişilerin bilgi sahibi olmaları halinde devlet güvenliğinin, ulusal varlığın ve bütünlüğün, iç ve dış menfaatlerin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgelerin bulunduğu gizlilik dereceli birimler ile askeri, emniyet ve istihbarat teşkilatlarında çalıştırılacak kamu personeli ve ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde çalışacak personel hakkında"  yapılacak bir araştırma faaliyeti olarak belirliyor. 4045 Sayılı Yasa, ayrıntılı normatif düzenlemeleri ise bir yönetmeliğe bırakıyor ve bu kapsamda da, 2000 tarihli "Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Yönetmeliği" karşımıza çıkıyor.

Anılan yönetmeliğin 4 üncü maddesine göre; "Arşiv araştırması"; "Kişinin kolluk kuvvetleri tarafından halen aranıp aranmadığının, kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerinde ilişiği ile adli sicil kaydının ve hakkında herhangi bir tahdit olup olmadığının mevcut kayıtlardan saptanması"dır. "Güvenlik soruşturması" ise; "Kişinin kolluk kuvvetleri tarafından halen aranıp aranmadığının, kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerinde ilişiği ile adli sicil kaydının ve hakkında herhangi bir tahdit olup olmadığının, yıkıcı ve bölücü faaliyetlerde bulunup bulunmadığının, ahlaki durumunun, yabancılar ile ilgisinin ve sır saklama yeteneğinin mevcut kayıtlardan ve yerinden araştırılmak suretiyle saptanması ve değerlendirilmesi"dir.

4045 Sayılı Yasa ile anılan yönetmeliğe dayanılarak Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan 2005 tarihli "Sağlık Bakanlığı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Yönergesi"ne göre ise, "Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması", benzer biçimde; "Kişinin Kolluk Kuvvetleri tarafından halen aranıp aranmadığının, Kolluk Kuvvetleri ile istihbarat ünitelerinde ilişiği ile Adli Sicil kaydının ve hakkında herhangi bir tehdit olup olmadığının, yıkıcı ve bölücü faaliyetlerde bulunup bulunmadığının, ahlaki durumunun, yabancılar ile ilgisinin ve sır saklama yeteneğinin mevcut kayıtlardan ve yerinden araştırılmak suretiyle saptanması ve değerlendirilmesi" olarak tanımlanıyor.

Peki bu soruşturma ve araştırma kimler tarafından, nasıl yapılacaktır ?

Yönetmeliğe göre (m.7); güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması, "Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve mahalli mülki idare amirlikleri" tarafından yapılır. Nitekim Sağlık Bakanlığı yönergesinde de, anılan bu birimlerden, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılmasının talep edileceği ve usulü düzenlenmektedir.

Yine yönetmeliğin 11 inci maddesine göre ise bu soruşturma ve araştırma kapsamında şu hususlar araştırılacaktır;

-Kimlik kontrolü, kimlik kayıtlarının doğruluk derecesi, uyrukluğu, geçmişte yabancı bir devletin uyrukluğuna girip girmediği,

-Kolluk kuvvetleri tarafından halen aranıp aranmadığı, kolluk kuvvetlerinin ve istihbarat ünitelerinin arşivlerinde bilgiler bulunup bulunmadığı, adli sicil kaydının ve hakkında bir tahdidin olup olmadığı,

-Yıkıcı faaliyetlerde bulunup bulunmadığı ve 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanuna ve Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı davranıp davranmadığı,

-Şeref ve haysiyetini ihlal edecek ve görevine yansıyacak şekilde kumara, uyuşturucuya, içkiye, paraya ve aşırı bir şekilde menfaatine düşkün olup olmadığı, ahlak ve adaba aykırı davranıp davranmadığı,

-Yabancılarla, özellikle hasım ve hasım olması muhtemel Devlet mensupları ve temsilcileriyle ilgi derecesinin iç yüzü ve nedeni,

-Sır saklama yeteneğinin olup olmadığı.

Bütün bu mevzuat hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, şüphesiz öncelikle, akıl ve mantık çatışan ağır bir tuhaflıkla karşılaşıyoruz. Özellikle, bir önceki paragrafta yer verilen "araştırılacak hususlar"ın, asistan hekimler nezdinde ne gibi bir kamusal önem ve gereklilik teşkil ettiği, yanıtsız kalan bir soru olarak ortada duruyor.

Yine anılan mevzuat hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, görüldüğü üzere istisnai bir enstrüman olarak varlık kazanan, nitekim 4045 Sayılı Yasa gereği ancak "gizlilik dereceli birimler ile askeri, emniyet ve istihbarat teşkilatlarında çalıştırılacak kamu personeli ve ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde çalışacak personel hakkında" yapılabileceği düzenlenen "güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması"nın, şimdi bütün kamu personeline, üstelik özünde bir eğitim ve öğrenim faaliyetinin öznesi olan asistan hekimlere getirilmesi, mevcut hukuki/normatif yapı ve kamusal gerekler ile de çelişiyor.

Öte yandan, asistan hekimlerin, asıl olarak bir eğitim ve öğrenim faaliyetinin öznesi olmaları, Anayasa'nın 42 inci maddesi gereği, eğitim ve öğretim hakkının temel bir hak kılındığı, nitekim anılan maddenin "Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz" emredici hükmünü barındırdığı dikkate alındığında; Anayasal temel bir hakkın, özünde sınırlanması sonucuna yol açıyor. Asistan hekimlerin, aynı zamanda birer kamu görevlisi oldukları düşünüldüğünde ise; Anayasa'nın 70 inci maddesinde yer bulan ve her yurttaşın, kamu hizmetlerine girme hakkına sahip olduğu ve bir kamu hizmetine alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemeyeceği hükmü ile çatışan, yine ağır bir hukuksuzluk karşımıza çıkıyor.

Ortada bu denli ağır bir hukuksuzluk, tuhaflık yaratılmışken; konuyu artık hukuk disiplini içerisinde açıklamak ve değerlendirmek de zorlaşıyor. Yukarıdaki bölümlerde de ifade ettiğimiz gibi, belli ki "siyasi iktidar", yurttaşlarına karşı bir "şüphe", bir "önyargı" besliyor ve kendi iktidarına yönelik de bir "korku" ve "kaygı" taşıyor. Ancak bu nedenle de, bütün ülke yurttaşlarından ve tabi ki ülkenin hekimlerinden, hak ve özgürlükleri, adalet ve hakkaniyeti, giderek daha fazla esirgiyor.

Oysa asistan hekimler, böylesi bir araştırma faaliyetini gerekli kılacak bir konumda değiller, onlar yalnızca uzmanlık eğitimi görmek, hekimlik yapmak istiyorlar.