Çarşamba, 13 Aralık 2017
 “Şehir Hastanelerinde Bizi Ne Bekliyor” Sempozyumu Düzenlendi

“Şehir Hastanelerinde Bizi Ne Bekliyor” Sempozyumu Düzenlendi

  • 28/11/2017 15:07

 “Şehir Hastanelerinde Bizi Ne Bekliyor” Sempozyumu Düzenlendi

Ankara Tabip Odası’nın düzenlediği “Şehir Hastanelerinde Bizi Ne Bekliyor” başlıklı forum-sempozyumda  Ankara’da Bilkent ve Etlik Şehir Hastanelerinin açılmasıyla hem sağlık ortamında hem de sağlığa erişimde meydana gelecek köklü değişikliklere ışık tutuldu.

Şehir hastanelerinin halka ve sağlık çalışanlarına etkilerinin hasta kabulüne başlayan Mersin, Adana, Yozgat ve Isparta Şehir Hastanelerinde yaşanan deneyimler üzerinden aktarıldığı  sempozyum, 25 Kasım 2017 Cumartesi günü Ankara Üniversitesi Morfoloji Binası Mavi Salonda  yapıldı.

Ankara Tabip Odası Başkanı Dr. Vedat Bulut’un açış konuşmasıyla başlayan sempozyuma, Ankara Tabip Odası Genel Sekreteri Dr. Mine Önal, Yönetim Kurulu üyeleri Dr. Emel Bayrak, Dr. Zafer Çelik, Dr. Metin Baştuğ, TTB Merkez Konsey Üyesi Dr. Sinan Adıyaman, Dr. Yaşar Ulutaş, TTB Merkez Konsey Eski Başkanı Dr. Bayazıt İlhan, İdare Hukukçusu Prof. Dr. Onur Karahanoğulları, Tüketici Hakları Derneği yönetici ve temsilcileri ile çok sayıda hekim katıldı.

Sempozyumun moderatörlüğünü yapan Dr. Ebru Basa, Şehir Hastaneleri- Kamu-Özel Ortaklığı konusunun bugüne kadar hem Türk Tabipleri Birliği ve bağlı tabip odaları tarafından ve hem de konunun çevre ve kent sağlığını doğrudan ilgilendiren boyutları nedeniyle TMMOB ve alanda örgütlü sendikalar tarafından çeşitli biçimlerde ele alındığını ancak faaliyete geçmiş olan dört hastaneden temsilcileri ilk kez bu sempozyum aracılığıyla dinleme fırsatı bulacağımızı belirtti. Şehir Hastaneleri konusunun da iyi hekimlik değerleri ve halkın sağlık hakkı bağlamında ele alınması gerektiğini belirten Dr. Basa, sağlık hizmetlerinin tüm yurttaşlara eşit, etkin, nitelikli, erişilebilir, mümkünse ücretsiz sunulması gerektiğini, “mümkün değilse” bile sağlık hizmetlerinin halkın yoksullaşmasına sebebiyet vermemesi gerektiğini savunduklarını ifade etti. Dr. Basa Kamu Özel İşbirliği yöntemiyle yapımı gerçekleştirilen şehir hastanelerinin finansman modelinin 2017 Şubat’ında yayınlanan Kalkınma Bakanlığı Raporunun da açığa çıkardığı gibi üç kuşağı birden yoksullaştırma potansiyeli taşıdığı anlaşıldığı için bu hastanelere ilkesel olarak karşı durduklarını söyledi ve 6023 sayılı yasanın verdiği yetkiye dayanarak halkın sağlığını korumak ve geliştirmek görevine bundan sonra da devam edeceklerini belirtti.  

Dr. Basa’nın konuşmasının ardından Mersin Tabip Odası adına Dr. Mehmet Antmen, Adana Tabip Odası adına Dr. Ali İhsan Ökten, Isparta Tabip Odası adına Dr. Mehmet Ali Gökçe ve Dr. Musa Bacaksız açılışı gerçekleştirilen hastanelerde yaşanan sorunları anlattıkları  birer sunum yaptılar. Sunumlarda yaşanan sorunların ortak noktasını hastanelerin büyüklüğünün yarattığı sorunlar, hekimlerin iş yükündeki artış, yardımcı sağlık personeli eksikliği, eğitim araştırma hastanesi konumundaki şehir hastanelerinde eğitim faaliyetleriyle ilgili hiçbir düzenleme yapılmaması, alt yüklenici sayısının fazlalığından ötürü sorunların çözümsüz kalması, hastane yöneticilerinin sorunlara ilgisiz kalışları oluşturdu.

Mersin Şehir Hastanesinde yaşanan sorunlar: 

Mersin Şehir Hastanesi’nde yaşanan sorunları anlatan Dr. Mehmet Antmen yaptığı sunumda şehir hastaneleri projesinin 1961 yılında hayata geçirilen ve 1980 sonrası vazgeçilmeye başlanan sosyalizasyon modelinin ortadan kaldırılması olduğunu aktardı.  Dr. Antmen’in sunumundan bazı satırbaşları şöyle:

*Mersin Şehir Hastanesi için Şubat 2017’de  bütün sağlıkçıların izinli sayıldığı, bütün imkanların harcandığı bir açılış yapıldı. Açılış referandum öncesi hükümet üyeleri tarafından  propaganda aracı olarak kullanıldı.

*2016 yılında hastane inşaatında çalışan işçiler maaşlarını alamadıkları için protesto gösterisi yaptılar. OHAL’de gözaltı baskısıyla eylemi sonlandırdılar. Yine tazminatlarını alamayan işçiler de bir eylem yaptılar ama baskılar yüzünden çok ciddi ivme kazanmadı bu eylemler. 

*Mersin Şehir Hastanesi 220 dönüm üzerine 380 bin metrekare alana yapıldı. Yüz bin metrekaresi otopark. Otopark bin aracın park edebileceği bir alan ama on gün önce yağan yağmurda su altında kaldı. Tüm temizlik personeli hastaneye çağrılıp gece boyunca çalıştırılarak otopark temizlendi. Bu kadar cafcaflı otopark yapılıyor ama en ufak yağmurda sular altında kalabiliyor.

*Hastane 3 bloktan oluşan yıldız biçiminde bir yapı. 220 yoğun bakım ünitesi var. Kampüs içinde dükkan, market, berber, restoran küçük işletmeler var. Bu yerler yerel bir sermaye grubuna yıllık kiraya verilmiş durumda. Hastaneden ziyade bir AVM görüntüsü içinde ne yazık ki.

* 19 kalem hizmet satın alma yöntemiyle DİA holding’e (CCN) verilmiş durumda.

*Otopark için şirkete para ödeniyor.

*Yemek ücreti kişi başı 13 TL. Henüz taşınmayan SSK Toros Devlet Hastanesinde yemek bedeli 5 TL’ydi.

*Sterilizasyon için de çok yüksek miktarda maliyet ödeniyor.

* Bir aylık hastane cirosu 20 milyon TL iken şirkete ödenen miktar yaklaşık 30 ila 40 milyon TL arası.  Bu rakam bile şehir hastanesinin bütçemize neler getirip götürdüğünü anlatır.

* Sözleşme gereği hastane içinde tadilata izin verilmiyor. 

*Hastanede ortaya çıkan teknik sorunların çözümü zaman alıyor.

* Yardımcı sağlık personeli yetersizliği nedeniyle il içi plansız-programsız geçici görevlendirmeler mağduriyet yaratılıyor.

*Poliklinik hizmetlerinde tıbbi sekreter yokluğu nedeniyle hekimlerin iş yükü arttı.

*Hekim ve sağlık çalışanlarının dinlenme-soyunma odaları yok.

*Hastane idaresi hekim ve sağlık personelinin sorunlarına karşı kayıtsız.

*Bloklar arası erişim sorunu mevcut, mavi koda erişim süreleri uzun.

*Yangın merdivenlerinden tahliye için sorunlar var.

*Genel olarak hekim ve diğer sağlık personelinin moral-motivasyonu düşük, iletişim ve dayanışma oranı azaldı.

*Yatak başına düşen kapalı alanın çok fazla olması başta enerji tüketimi olmak üzere temizlik, bakım onarım giderleri gibi harcamaların artmasına yol açacak.

*Hastanenin duvarlarında kaybolanlar için iletişim numaraları mevcut.

*Şehir hastanelerinin kendi döner sermayeleriyle yıllık kiralarını ödemeleri ve yüksek düzeydeki harcamaları yapamayacakları açık. Bu durumda hazine garantisi devreye girecek ve bu yüksek maliyetli hastanelerin kiraları yurttaşların cebinden ödenmek zorunda kalınacak.

Adana Şehir Hastanesinde yaşanan sorunlar:

Sempozyumda Adana Tabip Odası adına Dr. Ali İhsan Ökten bir sunum yaptı. Kapatılan Eğitim ve Araştırma Hastanesinden şehir hastanesine geçen Dr. Ali İhsan Ökten şehir hastanesine geçerken ve geçtikten sonra yaşadıkları sorunların şartnameler her yerde aynı olduğu için tüm şehir hastanelerinde birebir yaşanacağını aktardı. Dr. Ökten süreç içinde karşılaştıkları sorunları şöyle anlattı: 

*Her türlü sorun,şikayet, personel istemi, hasta getirip götürme için ya da kan istemlerini bildirmeniz için 5555 numarayı arıyorsunuz. 

*Herhangi bir sorun karşısında direkt muhatabınız yok. 19 alt yüklenici ve taşeron var.

*Ameliyathanenin 54 odasının 30’u aktif olarak çalışıyor. Yeterli doktor, hemşire, anestezi uzmanı ve teknisyen yok. Odalarda personel yok. Veri giriş elemanı yok. Birçok ameliyat puanı girilemiyor. Hastaların ameliyathaneye geliş ve postoptan servis veya yoğun bakıma gidiş süreleri uzun.

*380 poliklinik odası var, hastanede bu kadar uzman yok.

*Sekreter sayısı az, birçok poliklinik sekretersiz çalışıyor.

*Poliklinik odaları çok büyük.

* Görüntüleme hizmetlerinde ana çekimden sonra görüntü kaybı yüzde 60, görüntü sağlayan fiber kabloların dijital teknolojiye uygun olmadığı veya çok fazla bağlantılı olduğu belirtiliyor.

*Direk grafi görüntü banyo sisteminden daha kötü

*Yazılım sistemi çok karmaşık, pratik değil. Sık sık donuyor, sistem yavaş çalışıyor. Eski hastanedeki hiçbir veriye polikliniklerde ulaşılamıyor.

*Servis ve yoğun bakım odaları büyük, vizit zaman alıyor.

*Her klinikte hemşire sayısı eksik, sabit personel yok sürekli değişiyor. Sürekli başka yerlerden hemşire getirtip nöbet tutturuyorlar.

*Tıbbi sekreter veya veri giriş elemanı yok. Dosyalar birikmiş durumda. Dosyalar tamamlanamayıp SGK’ya geri dönüş olmadığı için hastane geliri muhtemelen azalacak. Bu hekimlere ve hemşirelere döner sermayenin az olması olarak yansıyacak.

*Hekimlerin iş güçleri arttı, hastalarla temas süreleri kısaldı. Hekimlerin bilgisayar başında geçirdikleri süre hastalara ayırdıkları süreden fazlalaştı.

*Hekimlerin bir arada zaman geçirme olanak ve süreleri azaldı.

*Servislerde doktor dinlenme-giyinme odaları çok yetersiz

*Başhekim ve yönetim genel olarak hekimlerin, sağlık personelinin sorunlarını çözmede yetersiz.

*Sorunlar daha çok şirketlerden veya Sağlık Bakanlığı ile firmalar arasındaki ana sözleşmedeki eksikliklerden kaynaklanıyor

*Hekimlerin döner sermaye gelirindeki azalma gösterilen tepkilere göre düzeltilmeye çalışılıyor

*Bloklar arası erişim sorunu mevcut. Beyaz kod, mavi koda erişim süreleri uzun.

*Ankara İstanbul gibi 3500-4200 yataklı hastanelerde daha fazla sorun yaşanacak,

*Farklı hastanelerin aynı klinikleri aynı hastanede toplanacağı için daha fazla sorun yaşanması kaçınılmaz.

*Hekim ve sağlık çalışanları mutsuz ve huzursuz. Yorgunluk herkesin şikayeti, genel bir depresif durum hakim. Sürekli sorunları konuşmak ve çözüm bulunamaması bıkkınlık yaratmış durumda.

*Personelin yapması gereken birçok işi asistanlar yapıyor.

Isparta Şehir Hastanesinde yaşanan sorunlar:

Dr. Musa Bacaksız ve Dr. Mehmet Ali Gökçe Isparta Şehir Hastanesinde yaşanan sorunları şöyle anlattılar:

*Finansal şeffaflık yok, geleceğimiz ipotekli.

*Hastaneler taşındıktan sonra kapatılan eczanelerin arsaları ve o hastanelerdeki malzemelerin yüklenici firmaya devredildiği söyleniyor. Kullanılabilir durumdaki cihazlardı bunlar.  Şehir Hastanesine yeni malzemeler alındığı için kapatılan hastanelerdeki malzemelerin ne olacağı meçhul.

*Hem halkı hem de personeli ikna etmek için açılış öncesinde mesai saatleri dışında simülasyon eğitimleri yapıldı.

*Yardımcı sağlık personelinin yerleri değiştirildi.  Tecrübeli kişiler pasif görevlere alındı onların yerine şirket elemanları yerleştirildi.

*Hastane sosyal yaşam alanının dışında otel görünümünde. 

*Anlaşmalar metrekare üzerinden olduğu için mümkün olduğunca geniş alana yayılmış durumda. Ölü alanlar çok fazla.

*Bölümler birbirinden çok uzak.

*Her şey hasta memnuniyetine göre düşünülmüş. Hastalar otelcilik hizmetlerinden çok memnun ama sağlık hizmetlerinden memnun değiller. Barkodlarda başka hastanın kayıtları çıkıyor. Sağlıkla ilgili memnuniyetsizliklerine cevap bulamıyorlar.

*Poliklinik odaları çok büyük.  

*Bütün işleri tek başına doktor yapıyor. İş yoğunluğuna rağmen daha fazla hasta bakılması isteniyor. 

* Hekimlerin yüzde 90’ı şehir değiştirip hastaneden ayrılmak istiyor. Memnun olan çok az.

*Hastanenin yeri sosyal yaşam alanının dışında olduğu için hastane içindeki esnaf işlerini alt yüklenici şirket tek başına yapıyor. Hastanenin şehre bir artısı yok.

*Destek hizmetlerinde herhangi bir sorun yaşandığında herkesin sadece bir sorumluluğu var ikinci sorumluya ulaşamıyorsunuz. Hiçbir sorunun sonuçlanması mümkün değil.

*Yardımcı sağlık personeli bu konuda en çok mağduriyet yaşayanlardan. Laboratuvar sistemlerinde çalışan arkadaşların daha hastane açılmadan yerlerinin değişeceği, laboratuvarda çalışmayacakları belli oldu. Bu arkadaşlar şehir hastanesinde başka birimlere verildi. Bu deneyimle ilgili bir problem yarattı.

*Hastanede personel eksikliği baş gösterdi. Toplum sağlığı merkezindeki ikinci basamak deneyimi olmayan elemanları yoğun bakımda çalıştırmaya başladılar.

*Şehir hastanesinde çalışmanın zorluğunu görenler yer değiştirmeye başladı, çoğu başardı, bazısına OHAL’den dolayı izin verilmedi. Bu süreçte kamudan ayrılıp özele geçenler oldu. 

Sunumların ardından foruma geçmeden moderatör Dr. Ebru Basa konunun asli muhataplarıyla tartışılmasının önemine değindi ve Ankara Tabip Odası tarafından 2018 yılında açılması planlanan Bilkent ve Etlik şehir hastanelerine taşınacağı söylenen 13 kamu hastanesinin, bu hastanelerde çalışan hekimlerin, yardımcı sağlık personelinin, idari görevlerde çalışanların ve taşeron işçilerin akıbetinin ne olacağının bir resmi yazıyla Sağlık Bakanlığına sorulduğunu hatırlattı ve Sağlık Bakanlığı temsilcisinin de konuşmacı olarak bu sempozyuma davet edildiğini ancak davete icabet edilmediğini vurguladı.

Ankara Tabip Odası yönetimi adına söz alan Genel Sekreter Dr. Mine Önal ise resmi yazılarına Sağlık Bakanlığından değil Ankara Sağlık Müdürlüğünden yanıt geldiğini ve gelen yanıtta da yalnızca “Sağlık Bakanlığından henüz bir talimat gelmediği” ifadesinin yer aldığını belirtti. Sempozyuma kimin katılacağını öğrenmek için Sağlık Bakanlığını telefonla da defalarca aradıklarını belirten Dr. Mine Önal tabip odasının telefonlarının da yanıtsız kaldığını sözlerine ekledi.

Forumda ilk sözü zorunlu hizmet yükümlülüğünü Yozgat Şehir Hastanesinde tamamlamış olan Dr. İnan Mutlu alarak tecrübelerini aktardı. Dr. Mutlu, simgesel bir il olan Yozgat’a böylesi bir hastane yapılmasının siyasi mesajı olduğunu kaydetti. Dr. Mutlu sözlerini “Hastane çok büyük cezbedici, Girişte hostesler karşılıyor onlar güler yüzlü olmak, makyaj yapmak zorundalar. Polikliniğe gelen hastalar teşekkür ederek çıkıyor. Toplumsal rıza çok iyi sağlanıyor” diye sürdürdü.

Şehir hastaneleriyle ilgili tartışmaları altyapı ve teknik sorunlara boğulmadan yürütmek gerektiğini öne süren Dr. Mutlu asıl sorunun şirketlere yapılan ödeme kalemleri olduğunun altını çizdi. Yozgat’ta 2 katlı otopark için günlük bin lira boş duvarlara kira ödendiğini anlatan Dr. Mutlu farklı ödeme kalemlerinin şirketlerin para kazanması için oluşturulduğu değerlendirmesinde bulundu. Dr. Mutlu Yozgat Şehir Hastanesinin 4-5 milyon TL gelirine karşı 7-8 milyon TL gideri olduğu bilgisini de katılımcılarla paylaştı.

İdare Hukukçusu Prof. Dr. Onur Karahanoğulları yaptığı konuşmada şehir hastanelerini kimin yöneteceğini belirlemek gerektiğini söyledi. “Kim yönetici olacak, kimin sözü geçecek, bilim insanı, doktorun mu sözü geçecek, sağlık emekçisinin mi sözü geçecek yoksa şirket sahibinin mi sözü geçecek” diye soran Karahanoğulları hastane içinde yaşanan sorunlar karşısında tabip odaları tarafından geliştirilecek tutanakların bu süreçte, hastanenin sahibinin kim olduğunu gösterecek en iyi yöntem olduğunu belirtti. Karahanoğulları, bu tutanakların şirkete noter kanalıyla ihtar edilmesinin ilerleyen süreçte Sağlık Bakanlığı tarafından sözleşmenin feshi veya sözleşme hükümlerinin değiştirilmesi aşamasında kullanılabilecek araçlar olduğunu söyledi.

Karahanoğulları şehir hastanelerinde çalışacak hekim ve sağlık personeline  şu tavsiyelerde bulundu: “Şartname yapılmıştır ama 25 yıl boyunca hayatı şartnameyle düzenleyemezsiniz. Kanun da bunu öngörmüş ve bunun değiştirilebileceğini söylemiş. İçerdeki paylaşımı müdahalemizle değiştirebiliriz. Unvanlarınızı, makamlarınızı, makamlarınız üzerindeki karar verme gücünüzü terk etmemeniz gerekir. Para da önemli tabii ki ama çok daha önemlisi sağlık hizmetleri üzerindeki karar alma gücünüzü terk etmemeniz… Gördüğünüz hatalı eksik durumları tutanağa bağlamanız ve şartnameyle hiçbir bağlantı kurmamanız gerekir. Dünyada standart, bilimsel bir sağlık hizmeti ölçütü var ve verilen hizmet ona uymuyorsa bunu tutanağa bağlamak, bu tutanakları Tabip Odaları aracılığıyla Sağlık Bakanlığına iletmek bu sayede hastane yönetimini şirketlere bırakmamak gerekir.”

Forumda söz alan TTB Merkez Konsey Eski Başkanı Dr. Bayazıt İlhan, Ankara’da 13 hastanenin kampüs hastanelere devredileceğini hatırlatarak tamamı eğitim araştırma hastanesi olan bu hastanelerin aynı kliniklerinin tek çatı altında toplanması halinde bunların nasıl entegre olacağı, asistan eğitimlerinin nasıl verileceği, öğretim elemanlarının entegrasyonunun nasıl sağlanacağı gibi sorunlar olduğunu hatırlattı.

Sağlık emekçileri ve taşeron işçilerin kaygılarını dile getiren Dr. İlhan, Çevresel Sosyal Etki Değerlendirme  Raporlarına göre Etlik ve Bilkent’te on bine yakın taşeron işçinin çalışacağını tahmin ettiklerini belirterek devredilecek hastanelerdeki işçilerin tamamının buraya aktarılıp aktarılmayacağı konusunda endişeler olduğunu kaydetti. “Etlik ve Bilkent’te toplam 2600 hekim çalışacak gibi gözüküyor” diyen Dr. İlhan, devredilecek hastanelerdeki hekim sayısının çok daha fazla olmasının hekimler açısından kaygı yarattığını aktardı. Dr. İlhan raporlarda asistan eğitimlerine ilişkin bilgi sunulmamasının da bir başka kaygı nedeni olduğunu söyledi.  Dr. İlhan konuşmasını hem sağlık emekçilerinin özlük hakları açısından hem halkın sağlık hizmetini nitelikli biçimde sürdürebilmesi, sağlık hizmetine erişimin aksamadan devam edebilmesi hem de asistan eğitiminin aksamadan devam edebilmesi açısından mücadeleyi sürdürmek gerektiğini söyleyerek bitirdi.

Forumda Tüketici Hakları Derneği yönetici ve temsilcileri de söz alarak Etlik ve Bilkent Şehir Hastanelerinin açılmasıyla yaşanabilecek sorunlar karşısında Ankaralıları bilinçlendirmek için çeşitli çalışmalar başlatmak istediklerini belirttiler.

Bilgi, fikir ve görüşlerin paylaşıldığı forum aşamasından sonra katılımcıların toplu fotoğraf çektirmesiyle sempozyum sona erdi.