Prof. Dr. Ali Demirsoy'dan

Prof. Dr. Ali Demirsoy'dan "Küresel Isınmanın Jeobiyolojik Etkileri" sunumu

  • 23/05/2018 14:39

Küresel ısınma yeryüzündeki yaşam döngüsünün sürdürülebilirliğini tehlikeye atmakta, besin zincirinde bozulma, ulaşılabilir sağlıklı su kaynaklarında azalma, salgın hastalıklarda artış ve tüm dünyayı doğrudan bir yok oluşla tehdit etmektedir. Konunun önemi ve küresel ısınmanın önlenebilmesi için alınacak önlemlerin aciliyetiyle ilgili olarak Biyolog Prof. Dr. Ali Demirsoy’un ‘Küresel Isınmanın Jeobiyolojik Etkileri’ sunumu Ankara Tabip Odası’nın daveti ile Petrol İş Sendikası Konferans Salonu’nda 22 Mayıs Pazartesi günü gerçekleştirildi. 

Sunumdan ana başlıklar şöyle:

Dünyadaki ısının kontrolü, dünya üzerindeki karbondioksit kullanımı ile doğrudan ilişkilidir. Karbondioksitin ve diğer sera gazlarının miktarının artmasıyla atmosferin ve denizlerdeki karbonatlı bileşiklerin yapısının ve niteliğinin değişmesi de yeryüzünü yaşam döngüsünün sürdürülebilirliğinden uzaklaştırmaktadır.

Karbondioksit yükselmesinin nedeni  ¾ oranında fosil yakıtların kullanılması, ¼ oranında ise orman tahribidir.

Karbondioksit miktarının değişmesinin yanısıra, ozon tabakasının yapısının değişmesinin iklimlerin değişmesini derinden etkilediği bilinmektedir. Sanayileşmeye bağlı olarak kullanılan aerosollerdeki CFC (kloroflorokarbon) ozon tabakasının yırtılmasına neden olduğu, güneşten dünyaya ulaşan ısı enerjisi yüklü ışın dalgalarının miktarını artırır ve küresel ısınmanın artmasına önemli katkıda bulunur.

Karbon dioksit gazlarının yanı sıra, sera etkisine katılan diğer bir gaz da metandır. Havadan hafif, renksiz, kokusuz olan bu gazın miktarı, atmosferdeki karbon dioksit miktarının %1’inde daha azdır; ancak ısı tutma yetenekleri karbon dioksitten 20 kat daha fazladır. En kötüsü de çevirime katılmadan 10 yıl kadar atmosferde kalabilmeleridir. Küresel ısınmanın %10-15’inden sorumu olduğu kabul edilmektedir. Şu anda atmosferdeki metan miktarı 18. yüzyıldakinin tam 2.5 katıdır. Miktarının her yıl %1 arttığı da saptanmıştır.

Metanın kaynağı doğrudan ya da dolaylı biyolojik işlevler sonucu oluşur. Doğalgazın %50-90’nı metandır. Bunun yanı sıra oksijensiz fermantasyonlarda (nemli topraklardaki bozulumlarda, pirinç tarlalarında, bataklıklarda, turbalarda ve çöplüklerde) bol miktarda oluşur.

Özellikle, sanayi devrimi ile; başta batı dünyasının vahşi kapitalizmi gelişme modeli olarak seçmesi, her yolu deneyerek tüketimi teşvik etmesi ve dünya nüfusunun çok hızla artması ile milyonlarca yıldan beri birikmiş, çoğu karbon bileşiklerine sahip enerji kaynakları (maden kömürü, linyit kömürü, bitümlü bileşikler, asfaltit, petrol, doğal gaz) son yüzyılda çok fazla ve çok hızlı bir şekilde kullanıma sokulmuştur. Sera gazlarının % 20’sinden termik santraller sorumludur.

Geldiğimiz aşamada tüm bunları bir araya getirdiğimizde. Jeolojik dönemlerde tekrarlanan iklimsel değişikliklerin yine tekrarlanması beklenmektedir. Ancak bu sefer yüzlerce milyon yıldan beri birikmiş olan ve hemen hemen etkisiz halde depolanmış bulunan karbon içerikli bileşikler çok kısa bir zamanda devreye sokularak atmosfere verilmektedir. Bu bileşiği geçmişte denetim halinde tutan, algler, yosunlar, tek hücreli canlılar, omurgalı ve omurgasız canlılar ve fotosentez yapan canlılar, ekonomik kullanım amacıyla talan edilerek;  aynı zamanda ve en önemlisi canlılar aleminin sadece son 50-60 yılda karşılaşmış olduğu ve biyolojik işletim sisteminde yok edilemeyen, biriken on binlerce toksik, zehirli maddeyi sorumsuzca alıcı ortamlara bırakmamız, bize yardımcı olan bu canlıların da yok olmasına sebep olmaktadır. Esas tehlike burada başlamaktadır. Bugün dünyada karbonlu bileşiklerin, en kapsamlı ve en hızlı dönüşümünü sağlayan mercanların, önümüzdeki 10-20 yıl içerisinde 1/3 oranında azalacağını değişik kaynaklar teyit etmiştir.

Ne Yapmalı ?

-Dünya nüfusunu kontrol altına alacak önlemlerin geliştirilmesi,

-Tüketime dayanan kapitalizmin yeniden gözden geçirilmesi,

-Dönüşüm modellerinin geliştirilmesi, teşvik-destek sağlanması,

-Eğitimin her aşamasında, savurganlığı önleyici, tasarrufa yönelik yönlendirmelerin yapılması acil ve önemlidir.

Tüm bu olumsuzluklar, bugün önlense dahi, sonuçları 2100 yılına kadar artarak devam edecektir (IPCC-DDC). Özellikle denizlerin ısı tutma kapasitesi bu ısınmanın devamı için önemli bir kaynak oluşturacaktır. Bu süre içerisinde, yine de denizlerin yükselmesi, buzulların erimesi, anormal yağış rejimleri, tür bileşimlerinin değişikliği, yok oluşlar ve farklı hastalıklar ortaya çıkacaktır.

( IPCC yani Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli, 1988 yılında Birleşmiş Milletler'e bağlı olarak çalışan Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) ve Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) tarafından iklim değişikliği konusunda bilimsel çalışmalar yapılıp, halk ve otoritelerin sağlıklı bir biçimde bilgilendirilebilmesi için kurulmuştur. )

Ali Demirsoy kimdir?

Doğaperest Prof. Dr. Ali Demirsoy,  ‘’Ölümün ve Yaşlanmanın Evrimi’’, ’’ Ustaca Yaşam’’,  ’’  Renklerin Kökeni’’,  ‘’ Evrim, Atom Altı Parçacıktan İnsana Türlerin Görkemli Yolculuğu’’, ‘’Çocuklar İçin Evrim ‘’ kitaplarının ve biyoloji alanında pek çok kaynak kitabın yazarıdır. 2012 yılında Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü’nden emekli olmuştur.

Çevre, biyoloji, özellikle evrim, temel bilimler ve sosyal olayların yorumlanması üzerine yüzlerce konferans ve sunumu bulunmaktadır. Ali Demirsoy’un bulduğu ve bilim dünyasına kazandırdığı 2 cins, 20 tür ve alt tür vardır. Ayrıca bilim dünyasında çeşitli araştırmacılar tarafından 14 hayvan ve bitki türü, bir tane alt familya, iki tane cins ve bir tane alt cinse Demirsoy adı verilmiştir.