Cinsel İstismarda Çocuğun Rızası Olamaz!

Cinsel İstismarda Çocuğun Rızası Olamaz!

  • 24/11/2016 11:39

 

Cinsel İstismarda Çocuğun Rızası Olamaz!

Mecliste kanunlaşması amacıyla adalet komisyonundan geçen yasa tasarısına göre 12 yaşından büyük çocuklarda yargılamanın rızasının olup olmadığına ve vaka bazında olayın değerlendirilmesine göre yapılması planlanmaktadır. Bugüne kadar bu sınır, teknik anlamda, 15 yaş olarak belirlenmiştir. Cinsel istismar suçlarında 12 yaşından büyük çocuğun rızasının olup olmadığının değerlendirilmesi 14 yaşında bir çocuğun cinsel istismarının “takibi şikayete bağlı suç” olması anlamına gelmektedir. Yasa tasarısındaki değişiklik Anayasa Mahkemesi’nin bir kararına istinaden gerekçelendirilmiştir. Mevcut tasarının hem bilimsel hem de toplumsal açıdan sıkıntıları mevcuttur. Bilimsel sıkıntının temelinde konunun uzmanlarından yeterli görüş alınmadan hukuki uygulamalar üzerinden karara varmak yatmaktadır. Mevcut uygulamanın hangi bilimsel dayanaklara yaslandığı, bu dayanakların mevcut bilimsel bilgi ışığında değişiklik gösterip göstermediği, önerilen değişikliğin, varsa, bilimsel (psikolojik, sosyolojik ve tıbbi anlamda) değişikliklere uygunluğu dikkate alınması büyük önem içermektedir. Onbeş yaşından küçük bir çocuğun (12-15 yaş arası), bir suç işlediğinde, bir eylemin suç olup olmadığının farkında olması ve davranışlarını yönlendirme becerisine sahip olması dikkate alınmaktadır. Burada cinsel suçların bütün suçlardan bir farklılık gösterdiğini unutmamak gerekir. Bir cinsel suçun mağdurunun, bırakın çocuk olmayı, yetişkinlikte dahi maruz kaldığı suçla ilişkili toplum içindeki konumunun ağırlığı dikkate alındığında bir çocuğu “razılık” açısından karara zorlamanın olumsuz etkileri kolayca kestirilebilir. Bunun sonuçlarının ne olabileceği ile ilişkili uzman görüşlerinin tutarlı bir şekilde anlatacağı olumsuzluklar mevcuttur. Devletin en temel görevlerinden biri, her durumda, korumasız ya da zayıf olanı korumaktır. Onbeş yaşından küçük bir birey, doğası gereği, korumasız ve zayıftır. Razılık zayıflıktan kaynaklanırsa bu gerçek bir rıza sayılamaz. Zayıf bir bireyin rızasının dahi zafiyetiyle ilişkili olduğunun unutulmaması gerekir.

Bu çerçevede, yasa tasarısının bu haliyle meclisten geçmesinin çok ciddi toplumsal, psikolojik ve tıbbi arazlar doğurabileceğini, toplumun sağlıklı ve barış içinde yaşamasına olanak verecek bir hukuk varlığı için konunun uzmanlar nezdinde enine boyuna tartışılması gerektiğini belirtmek istiyoruz.

Saygılarımızla.

Türkiye Psikiyatri Derneği

Ankara Tabip Odası