Bilimsel Değerlendirme Yerine Cezalandırıcı Yaklaşımlar Mesleki Bağımsızlığı ve Sağlık Hakkını Tehdit Etmektedir!


Şanlıurfa’da özel bir sağlık kuruluşunda sezaryenle doğum yaptıktan sonra durumu ağırlaşan ve sevk edildiği Harran Üniversitesi Hastanesi’nde yaşamını yitiren yurttaşımızın ailesine ve yakınlarına derin başsağlığı dileriz.

Olayın ardından tutuklanan meslektaşımız hakkında tahliye kararı verilmiş olması olumlu bir gelişmedir. Ancak bilimsel ve hukuki değerlendirme süreçleri tamamlanmadan gerçekleşen tutuklama, kimliğinin kamuoyuyla paylaşılması ve mesleki uygulamaların henüz objektif bir incelemeden geçmeden cezai sürece konu edilmesi hekim camiasında derin bir üzüntüye ve kaygıya yol açmıştır.

Ne yazık ki, bu üzücü süreç basit bir adli vakadan ibaret değildir. Uzun yıllardır sağlık sisteminde biriken sorunların, bilimsel özerklikteki erozyonun ve hekimlerin mesleki bağımsızlığı üzerindeki baskıların son yansımasıdır.

Hekimlik mesleğinin temel sorumluluğu, her hastaya özgü klinik koşulları güncel bilimsel veriler doğrultusunda değerlendirerek hastanın yaşamını, sağlığını ve haklarını korumaktır.

Özellikle kadın hastalıkları ve doğum pratiğinde doğum şekli kararı annenin klinik durumu, fetüsün sağlığı, obstetrik öykü, gebeliğin seyri, önceki cerrahi müdahaleler, gelişebilecek öngörülemeyen riskler ve hastanın aydınlatılmış onamı birlikte değerlendirilerek verilir.

Her gebelik kendine özgüdür. Bu nedenle doğum şekli, istatistiksel hedeflere ya da idari performans kriterlerine indirgenemez!

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Uluslararası Jinekoloji ve Obstetrik Federasyonu (FIGO), ACOG ve RCOG gibi saygın uluslararası kuruluşların rehberleri açıkça belirtmektedir: “Sağlık sistemlerinin temel hedefi belirli bir sezaryen oranına ulaşmak değil, gereksiz sezaryenleri azaltırken tıbben gerekli durumlarda sezaryene zamanında erişimi güvence altına almaktır.”

Toplam sezaryen oranına göre yapılan idari yaptırımlar veya soruşturmalar uygulanması bilimsel tıp anlayışıyla bağdaşmamaktadır.

Bir hekimin sezaryen oranının yüksek olması tek başına tıbbi hata, ihmal veya hukuka aykırılık anlamına gelmez. Bu anlayış bilimsel nesnellikten uzaklaşmanın göstergesidir.

Tıp hukukunun en temel ilkesi, komplikasyon ile ihmalin bilimsel yöntemlerle ayrıştırılmasıdır. Bu ayrım ise ancak alanında uzman bağımsız bilirkişilerin, tıbbi kayıtların ve bilimsel klinik rehberlerin titizlikle incelenmesiyle yapılabilir.

Öte yandan Anayasamızın 17. ve 56. maddeleri, Hasta Hakları Yönetmeliği, Türk Ceza Kanunu’nun 26. maddesi ile İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi uyarınca tıbbi müdahaleler ancak hastanın bilgilendirilmiş rızasıyla gerçekleştirilebilir. Doğum şeklinin belirlenmesinde hastanın aydınlatılmış onamı göz ardı edilemez.

3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’na eklenen Ek Madde 18 (7406 sayılı Kanun) gereğince, tıbbi işlemlere ilişkin ceza soruşturmaları Mesleki Sorumluluk Kurulu’nun iznine tabidir. Bu düzenleme ile tıbbi uygulamaların öncelikle bilimsel değerlendirme süzgecinden geçirilmesini ve sağlık çalışanlarının hukuki güvencelerinin korunmasını amaçlamaktadır.

Bilimsel değerlendirmeler tamamlanmadan uygulanan baskıcı ve cezalandırıcı yaklaşımlar sağlık sistemimizde telafisi güç sorunlara neden olmaktadır. İstatistiksel baskılar altında çalışan hekimlerin klinik kararlarını özgürce verememesi, tıbbi bağımsızlığı zedeleyebilir ve defansif tıp uygulamalarını artırabilir. Bunun sonucu anne ve yenidoğan güvenliği olumsuz etkilenebilir.

Dünya Tabipler Birliği ve Dünya Sağlık Örgütü’nün de vurguladığı üzere, hekimin mesleki bağımsızlığı nitelikli ve etik bir sağlık hizmetinin vazgeçilmez şartıdır. Kamuoyu baskısının, subjektif önyargıların ve cezalandırıcı anlayışın öne çıktığı bir ortamda ne hekimler güvenle mesleklerini icra edebilir ne de toplum nitelikli sağlık hizmetine ulaşabilir.

Ankara Tabip Odası olarak;
• Tıbbi uygulamalara ilişkin iddiaların yalnızca bilimsel ölçütler, bağımsız uzman görüşleri ve hukuk devleti ilkeleri doğrultusunda değerlendirilmesi gerektiğini,
• Hekimlerin hukuki güvencelerinin eksiksiz korunmasını,
• Sağlık politikalarının idari yaptırımlar ve cezalandırıcı yaklaşımlar yerine, hasta güvenliğini ve bilimsel özerkliği merkeze alan bir anlayışla şekillendirilmesi gerektiğini kamuoyuna saygıyla duyururuz.

Sürecin sonuna kadar takipçisi olacağız.

Hiçbir meslektaşımızı yalnız bırakmayacağız.

Hekimlerin haklarını da halkın sağlık hakkını da savunmaya devam edeceğiz.

Burada bizlerle birlikte olan başta Uluslararası Jinekoloji ve Obstetrik Derneği olmak üzere, tüm kadın hastalıkları ve doğum uzmanı arkadaşlarımıza bu metnin hazırlanmasında verdikleri değerli katkıları ve destekleri için teşekkür ediyoruz.

Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu
Makaleye Dön
23-07-2026, 13:41