6 Şubat Depremlerini Unutmadık! Kamu Yararını Gözeten Bilimsel Politikalar Yürürlüğe Konmalıdır! |
|
Türkiye’yi derinden sarsan 6 Şubat depremlerinin üzerinden üç yıl geçmesine karşın toplumumuzun vicdanında ve hafızasında açılan yara izleri kapanmadı. Depremin etkilediği Kahramanmaraş, Hatay, Adıyaman, Osmaniye, Gaziantep, Şanlıurfa, Malatya, Diyarbakır, Adana, Kilis ve Elazığ illerinde farklı büyüklüklerde can ve mal kayıpları gerçekleşirken, 14 milyondan fazla insanımızın hayatı olumsuz etkilendi. Resmi verilere göre 53.697 kişi hayatını kaybetti, 107.213 kişi yaralandı. Hayatta kalan 3 buçuk milyondan fazla kişi başka illere göç ederken, hastanelerin, okulların, kamu kurumlarının ve işletmelerin dahil olduğu 39.555 bina yıkıldı. 6 Şubat depremlerinin yol açtığı demografik, sosyolojik ve ekonomik boyutlardaki yıkımlar ne yazık ki telafi edilmiş değildir. Konut projeleri ve altyapı çalışmaları tamamlanmamış, depremin ilk aylarında sunulan geçici çözümler kalıcı hale gelmiştir. Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın “Kahramanmaraş ve Hatay Depremleri Yeniden İmar ve Gelişme Raporu”na göre depremlerden etkilenen 11 ildeki 242 konteyner kentte 360.455 kişi yaşamını sürdürmeye çalışmaktadır. Üç yıl geçmesine rağmen devam eden bu durum ne “kader” ne “çaresizlik”tir! Kamu hizmetlerini özel sektörün ihtiyaçlarına göre planlayan, kamu kaynaklarını şirketlerin çıkarları doğrultusunda harcayan, denetim ve kontrol görevlerini mevzuata uygun yerine getirmeyen, akılcı ve bilimsel bakış açısı yerine rantiyer politikalara öncelik veren anlayışın sonucudur. 6 Şubat depremlerinin sağlık alanında yarattığı tahribat tam anlamıyla giderilmiş değildir. Sağlık Bakanlığı’na ait 13, üniversitelere ait 1 ve özel sektöre ait 6 olmak üzere bölgedeki toplam 20 hastane binası depremde ağır hasar alırken, 114 sağlık kurumu az ve orta hasar almıştır. Deprem sonrasında yıkılan, ağır ve orta hasar alan birinci basamak sağlık tesisi sayısı Adana ve Adıyaman’da 22, Diyarbakır’da 24, Elazığ’da 1, Gaziantep’te 14, Hatay’da 87, Kahramanmaraş’ta 31, Kilis’te 2, Malatya’da 33, Osmaniye’de 3 ve Şanlıurfa’da 4 olmak üzere toplam 243’tür. Deprem bölgesindeki en kritik sorunlardan biri koruyucu sağlık hizmetlerinin sunumuyla ilgilidir. Başta Hatay olmak üzere birinci basamak sağlık hizmetlerinin büyük kısmı prefabrik yapılarda verilmekte olup, bu durum hem sağlık çalışanlarını hem de hastaları olumsuz etkilemektedir. Deprem nedeniyle Antakya’da 20, İskenderun’da 5, Defne’de 7 olmak üzere il genelinde 56 Aile Sağlığı Merkezi’nin (ASM) yıkıldığı Hatay’da, Sağlık Bakanlığı 40 ASM için yıkım kararı almış ve aile hekimlerini “geçici” olarak konteyner ASM’lere yönlendirmiştir. Ne var ki, Bakanlık tarafından koordine edilen, “geçici adres” olarak gösterilen konteyner ASM sayısı 200’ü geçmiştir. Türk Tabipleri Birliği, Ankara Tabip Odası ve deprem bölgesinde çalışma yürüten diğer tabip odalarının yaptığı incelemeler sonucunda, hekimlerin ve sağlık emekçilerinin sorunlarının çözümüne yönelik kapsayıcı çalışmaların yürütülmediği, özlük haklarında iyileştirmeler sağlanmadığı görülmüştür. Sağlık çalışanlarının talepleri karşılanmamakta, idari baskılar ve hukuksuz uygulamalar devam etmektedir. 6 Şubat 2023 depremlerinin ardından Ankara, hem deprem bölgesinden göç eden afetzedeler hem de sağlık çalışanları için önemli bir merkez haline gelmiştir. Başkentte nüfus artışı, sağlık kurumlarında yoğunluk ve yeni istihdam talepleri gözlemlenmiştir. Özellikle Hatay, Kahramanmaraş ve Adıyaman’dan gelen sağlık personeli Ankara’daki kamu ve özel sektör kurumlarında görev almaya başlamıştır. Deprem sonrası Ankara “güvenli liman” olarak görülmüş, sadece deprem illerinden değil İstanbul’dan bile göç edenler Ankara’yı tercih etmiştir. Bu durum trafik, toplu taşıma, konut piyasası ve sağlık hizmetlerinde yoğunluk yaratmıştır. Artan nüfus, başkentteki hastanelerde ve ASM’lerde hasta yoğunluğunu artırmış, polikliniklerde randevu süreleri uzamış, acil servislerde kapasite baskısı oluşmuştur. Ankara’da kişi başı hekime müracaat oranı 13’e ulaşmıştır. Bugün sağlık alanındaki sorunlar çözülebilmiş değildir: Sağlık çalışanlarının tükenmişliği ve psikososyal yük altında ezilmesi, geçici mekânlarda hizmet verme zorunluluğu, idari baskılar ve hukuksuz cezalandırmalar, uzun süreli belirsizlik ve destek mekanizmalarının yetersizliği hekimlerin ve sağlık çalışanlarını olumsuz etkileyen başlıca faktörlerdir. Üç yıl sonra bile sağlık altyapısının tam olarak toparlanmadığı görülmektedir. Sağlık çalışanlarının tükenmişlik riski ciddi bir sorun olarak öne çıkmaktadır. Kalıcı sağlık yapılarının hızla tamamlanması, çalışanlara psikososyal destek sağlanması ve idari baskıların azaltılması artık ertelenemez bir ihtiyaçtır. Ankara Tabip Odası olarak, üç yıl sonra hâlâ çözülmemiş sorunların altını çiziyor ve yetkilileri sorumluluk almaya davet ediyoruz. Sağlık çalışanlarına kulak verilmeden, kalıcı altyapı yatırımları yapılmadan ve katılımcı politikalar hayata geçirilmeden depremin yaraları sarılamaz. Halk sağlığını ve can güvenliğini yok sayan imar ve kent politikalarına son verilmelidir. Kentleşme, imar, inşaat, sağlık, altyapı vb. politikaların oluşturulma sürecinde kamu yararı öncelikli koşul olmalıdır. Merkezi veya yerel düzeyde çevre ve şehircilikle ilgili karar alma süreçleri demokratikleştirilmeli; mimar, mühendis ve hekim meslek örgütleri de sürece dahil edilmelidir. Hekimler olarak bizler her zaman ve her koşulda, mesleğimizin temel amacı olan yaşamı ve sağlığı koruma yolunda mücadeleye devam edeceğiz. Depremde hayatını kaybeden hekimleri, sağlık emekçilerini ve tüm yurttaşlarımızı saygıyla anıyoruz. Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu Makaleye Dön |
| 5-02-2026, 19:11 |