"Bilimsel Değerlendirme Yerine Cezalandırıcı Yaklaşımlar Mesleki Bağımsızlığı ve Sağlık Hakkını Tehdit Ediyor"


Ankara Tabip Odası (ATO), sezaryen oranları gerekçe gösterilerek hekimler hakkında uygulanan idari yaptırımlar ve başlatılan adli soruşturmalara ilişkin değerlendirmelerini kamuoyuyla paylaşmak amacıyla 23 Temmuz 2026 tarihinde bir basın toplantısı düzenledi.

Basın toplantısına ATO Yönetim Kurulu Genel Sekreteri Dr. Zafer Çelik, Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Tansu Ulukavak Çiftçi, Uluslararası Jinekoloji ve Obstetrik Derneği (UJOD) Denetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Sevtap Hamdemir Kılıç ile çok sayıda kadın hastalıkları ve doğum uzmanı katıldı.



Ankara Tabip Odası adına basın açıklamasını okuyan Dr. Tansu Ulukavak Çiftçi, bilimsel ve hukuki değerlendirme süreçleri tamamlanmadan gerçekleştirilen tutuklama, hekimin kimliğinin kamuoyuyla paylaşılması ve tıbbi uygulamaların objektif bir inceleme yapılmaksızın cezai sürece konu edilmesinin hekimler arasında ciddi kaygı yarattığını ifade etti. Yaşanan sürecin yalnızca bir adli vaka olarak değerlendirilemeyeceğini vurgulayan Dr. Ulukavak Çiftçi, bunun sağlık sisteminde uzun yıllardır biriken yapısal sorunların, bilimsel özerkliğin aşınmasının ve hekimlerin mesleki bağımsızlığı üzerindeki baskıların son yansımalarından biri olduğunu söyledi.

Hekimlik mesleğinin temel sorumluluğunun her hastaya özgü klinik koşulları güncel bilimsel veriler doğrultusunda değerlendirerek yaşamı, sağlığı ve hasta haklarını korumak olduğunu belirten Dr. Ulukavak Çiftçi, özellikle kadın hastalıkları ve doğum pratiğinde doğum şekline ilişkin kararın; annenin klinik durumu, fetüsün sağlığı, obstetrik öykü, gebeliğin seyri, önceki cerrahi müdahaleler, gelişebilecek öngörülemeyen riskler ve hastanın aydınlatılmış onamı birlikte değerlendirilerek verilmesi gerektiğini ifade etti.

Her gebeliğin kendine özgü olduğuna dikkat çeken Dr. Ulukavak Çiftçi, bu nedenle doğum şeklinin istatistiksel hedeflere ya da idari performans kriterlerine indirgenemeyeceğini belirtti. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Uluslararası Jinekoloji ve Obstetrik Federasyonu (FIGO), Amerikan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanları Koleji (ACOG) ile Kraliyet Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanları Koleji'nin (RCOG) rehberlerine atıfta bulunan Dr. Ulukavak Çiftçi, sağlık sistemlerinin temel hedefinin belirli bir sezaryen oranına ulaşmak değil, gereksiz sezaryenleri azaltırken tıbben gerekli durumlarda sezaryene zamanında erişimi güvence altına almak olduğunu hatırlattı.



Anayasa'nın 17. ve 56. maddeleri, Hasta Hakları Yönetmeliği, Türk Ceza Kanunu'nun 26. maddesi ile İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi uyarınca tıbbi müdahalelerin ancak hastanın bilgilendirilmiş rızasıyla gerçekleştirilebileceğini anımsatan Dr. Ulukavak Çiftçi, doğum şeklinin belirlenmesinde hastanın aydınlatılmış onamının göz ardı edilemeyeceğini vurguladı. Ayrıca 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'na eklenen Ek Madde 18 kapsamında tıbbi işlemlere ilişkin ceza soruşturmalarının Mesleki Sorumluluk Kurulu'nun iznine tabi olduğunu hatırlatan Dr. Ulukavak Çiftçi, bu düzenlemenin tıbbi uygulamaların öncelikle bilimsel değerlendirmeden geçirilmesini ve sağlık çalışanlarının hukuki güvencelerinin korunmasını amaçladığını ifade etti.

Bilimsel değerlendirmeler tamamlanmadan uygulanan baskıcı ve cezalandırıcı yaklaşımların sağlık sisteminde telafisi güç sonuçlara yol açabileceğine dikkat çeken Dr. Ulukavak Çiftçi, istatistiksel baskılar altında çalışan hekimlerin klinik kararlarını özgürce verememesinin tıbbi bağımsızlığı zedeleyebileceğini, defansif tıp uygulamalarını artırabileceğini ve bunun anne ile yenidoğan güvenliğini olumsuz etkileyebileceğini söyledi.



Basın toplantısında daha sonra söz alan UJOD Denetim Kurulu Üyesi Dr. Sevtap Hamdemir Kılıç ise hekimlerin mesleklerini güven içinde icra edebilmeleri için güçlü hukuki güvencelere ihtiyaç duyduğunu belirtti. Türkiye'de sağlık hukukuna ilişkin sistematik bir yapının bulunmadığını ifade eden Kılıç, bu nedenle hekimlerin doğum sırasında ortaya çıkabilen brakiyal pleksus yaralanmaları veya klavikula kırıkları gibi doğum komplikasyonları nedeniyle sürekli hukuki risk altında kaldığını söyledi.

Dünyanın birçok ülkesinde bu tür durumların normal doğum sırasında gelişebilen komplikasyonlar olarak kabul edildiğini vurgulayan Dr. Hamdemir Kılıç, bu komplikasyonların tek başına hekimin kusuru olarak değerlendirilemeyeceğini, Yargıtay'ın da bu yönde çok sayıda emsal kararının bulunduğunu hatırlattı.

Türkiye'de tıbbi malpraktis davalarının sonuçlanmasının ortalama 10 ila 15 yılı bulduğunu belirten Prof. Dr. Kılıç, hekimlerin bu uzun yargılama süreci boyunca mesleklerini yoğun baskı, kaygı ve belirsizlik içinde sürdürmek zorunda kaldıklarını ifade etti. Bu koşullar altında sağlıklı klinik kararlar vermenin ve mesleği güven içinde icra etmenin giderek zorlaştığını belirten Dr. Hamdemir Kılıç, hekimlerin mesleki bağımsızlığını ve hasta güvenliğini koruyacak güçlü bir sağlık hukuku sisteminin oluşturulmasının zorunlu olduğunu vurguladı.

Basın açıklamasını okumak için tıklayınız

Basın açıklamasınız izlemek için tıklayınız





Makaleye Dön
23-07-2026, 13:30