1 Eylül Dünya Barış Günü: Barış Büyük İnsanlığın Eseri Olacaktır! |
|
İkinci Dünya Savaşı 1 Eylül 1939 tarihinde Almanya’nın Polonya’yı işgaliyle başlamıştır. Savaşta sadece insan kaybı Türkiye’nin bugünkü nüfusu kadar olmuştur: 85 Milyon! 1 Eylül, savaşın yıkımlarına dikkat çekmek için 1950’li yıllardan bu yana Dünya Barış Günü olarak kutlanıyor. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu da 1981 yılında Eylül ayının üçüncü salısını, daha sonra da 21 Eylül tarihini Uluslararası Barış Günü ilan etmiştir. Neresinden bakarsak bakalım bu anma günlerinin üzerinden en az 40-50 yıl geçmesine rağmen savaşlara bağlı insan kayıpları, yaralanmalarının yanı sıra doğanın geçici ve kalıcı tahribatı da sürüyor. Eşitsizlikler derinleşerek artıyor, ‘gölgesinden kâr elde edemediği ağacı kesen’ sömürü düzeni, sermayenin tahakkümü, emperyal amaç ve talan bütün azgınlığıyla devam ediyor. Bu azgınlık seçme-seçilme hakkı, düşünce-ifade özgürlüğü başta olmak üzere özgürlükler, eşitlik, demokratik haklar, bilim, aydınlanmanın kazanımlarına, insan haklarına … saldıran otoriter yönetimlerde somutlaşıyor. Uluslararası Barış Günü’nü ilan eden Birleşmiş Milletler’in kurulduğu ‘kurumlar ve değerler, haklar’ dünyası da BM gibi çatırdıyor, hükümsüz kalıyor. Bütün bu gelişmeler barışa olan ihtiyacı daha da yakıcı hâle getiriyor. Türkiye’de barışı ‘evet-hayır’ kıskacından kurtarmak… Silahlı çatışma ve savaşların her anlamda yıkıcılığını yaşayan, yüreğinde hisseden herkes çatışmasızlığın kıymetini bilir. İnsanların barış umutlarının önünde durmamayı, korunmasını ve yeşermesini önemser. Bunu en yakından yaşayan ve tanığı olanlar hekimlerdir. O nedenle hekimler için hekimlik değerlerine içkin olan barış savunuculuğu gündelik siyasetin bir malzemesi olarak kavranmaz, gündelik siyasete alet edilmez. Hekimler tek tek insanların ve toplulukların sürece ilişkin ikircikli ruh hâllerini, güvensizliklerini anlar, tepkiyle değil anlayışla karşılar. Çünkü hekimler barışın toplumsallaşmasını önemser, kalıcılığın böyle sağlanabileceğini bilir. O nedenle bugün ülkemizde kalıcı bir çatışmasızlığın ve topluma mâl olmuş bir barışın yolu, ilk adım olarak/acilen insanların duygu-düşüncelerini çekincesiz dile getirebilecekleri düşünce ve ifade özgürlüğü ile örgütlenme önündeki engellerin kaldırılmasına, seçme-seçilme hakkının ve seçilmişlerin güvencesine, hukuk dışı uygulamaların derhal sonlandırılmasına, cezaevlerindeki ağır hastaların serbest bırakılmasına, eksik-yetersiz de olan yasaların insan hakları ve hukuka saygı çerçevesinde uygulanmasına bağlıdır. Bu talebin savunucularının toplumun bilgisi ve dahliyle yürütülmeyen konularda farklı yaklaşımlarda bulunulmasını yadırgamamaları yerinde olacaktır. Toplumsal vicdanda karşılık bulacak bir barışı TBMM’de yürütülen ’evet-hayır’ kısır tartışmalarının kıskacından kurtarmak hepimize düşen bir sorumluluktur. Meslek örgütleri gündelik siyasetin ‘çatışmalarının’ ve toplumsal barışa imkân tanımayan otoriter iktidar uygulamalarının gerçek amacının farkında olarak, toplumun, bütün farklılıklarına rağmen, acil taleplerin arkasında bir arada durması için uğraşmalıdırlar. Toplumdaki tüm farklılıkları ve meşruiyetlerini bilerek acil talepler için birlikte eyleyebildiğimiz ölçüde sınıfsal, etnik, toplumsal cinsiyet vd. eşitliklere ve toplumsal barışa giden yolda gerçek bir adım atmış olacağız. Bu anlayışla çaba harcadığımızı ve harcayacağımızı kamuoyuna duyuruyoruz. Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu Makaleye Dön |
| Dün, 09:15 |