Kamuda Görev Yapan Hekimlere Getirilen Güncel Medula Sistemi Uygulaması Yükümlülükleri Hukuka Aykırıdır!


Kamu sağlık kuruluşlarında 01.09.2026 tarihi itibariyle uygulamaya konulan ve “SGK faturalandırma ve dönem sonlandırma süreçleri”nin bir gereği olarak her bir hekime; şahsi e-imzaları ile giriş yapacakları MEDULA sistemi üzerinden muayene, reçete ve ameliyat gibi tıbbi işlemleri bir fiil denetleme, kontrol etme ve onaylanma yükümlülüğü getiren uygulama; nitelikli sağlık hizmeti sunumu ve çalışma barışı nezdinde ciddi sorunlara ve mağduriyetlere yol açmakta, her durumda halkımızın nitelikli ve yeterli sağlık hizmetine ulaşma hakkına da zarar vermektedir.

Öncelikle bilinmelidir ki hekimlerimizin zamanı ve emeği son derece değerlidir.

Hekimlerimizin zamanı ve emeği her durumda öncelikle, Anayasal güvenceye sahip yaşam ve sağlık hakkına ulaşma çabasındaki hastalarına, halka aittir.
Bu gereklilik; ülkemizde hekim sayısının son derece yetersiz olduğu, nitekim OECD ülkelerinde bin kişiye ortalama 3,9 hekim düşmekteyken, ülkemizde bu oranın 2,4 civarında seyrettiği vahim güncel tabloda şüphesiz çok daha önemli ve önceliklidir.

Açıkça bir “angarya” teşkil eden, hekimlerimizi uzun zaman süreçlerinde ekran başına, üstelik bilinen mesleki faaliyet alanları ve görev tanımları dışındaki kimi idari, mali ve teknik işlemlere hapseden bu uygulama; “kamu yararı” ve “hizmet gerekleri” ilkeleri ile açıkça çatışmaktadır.
Oysa, kamu sağlık kuruluşlarının işleyişi; gerek ilgili mevzuatın belirgin normları, gerekse yerleşik bilimsel, mesleki ve idari teamüller ile öteden beri açıklıkla belirlenmiş bir alandır.

Başta “Sağlık Meslek Mensupları ile Sağlık Hizmetlerinde Çalışan Diğer Meslek Mensuplarının İş ve Görev Tanımlarına Dair Yönetmelik” ile “Sağlık Bakanlığı Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği”nin emredici hükümleri olmak üzere ilgili mevzuat; bir kamu sağlık kuruluşunda gerçekleştirilen tıbbi iş ve işlemlerin olası idari, mali ve teknik kayıtlarının hangi birimler ve personel tarafından tutulup işleneceğine, olası denetim ve kontrol mekanizmalarına dair açık hükümler içermektedir.

“Sağlık Meslek Mensupları ile Sağlık Hizmetlerinde Çalışan Diğer Meslek Mensuplarının İş ve Görev Tanımlarına Dair Yönetmelik” madde 6 ve Ek 1 hükümlerine göre hekim; tıp ve uzmanlık eğitimi sırasında kazanmış olduğu bilgi, beceri ve tutum çerçevesinde, tıbbi ilke ve yöntemleri uygulayarak birey ve toplumu sağlık sorunlarından, hastalıklardan ve yaralanmalardan koruyucu tedbirleri almak; tanı, tedavi ve rehabilitasyon uygulamaları yapmak ve olası komplikasyonların önlenmesi için çalışmakla görevli ve yükümlü kılınmıştır. Buna göre hekim; tıp ve uzmanlık eğitimi ve sair mesleki eğitim ve bilimsel faaliyetler yoluyla kazandığı bilgi ve beceriler çerçevesinde yalnızca “hekimlik sanatını” icra edecektir. Anılan yönetmelik lafzında hekimlere; faturalandırma ve dönem sonlandırma süreçlerine dair verileri işleme, denetleme, kontrol ve onay yükümlülüğünü veren en ufak bir düzenleme yer bulmamaktadır.

Kaldı ki “1219 Sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun” ile “Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi” hükümleri ve de tıp bilimi ile hekimlik mesleğinin bilinen ilke ve gerekleri; tıp hekimlerinin, tamamen vicdani ve mesleki kanaatlerine göre hastalıkları teşhis ve tedavi etmekle yükümlü olduklarını ayrıca ve açıkça hükme bağlamaktadır. Tıp hekimleri; bir kayıt ve arşiv memuru, bir kontrol ve denetim elemanı, bir muhasebeci ya da bir bilişim uzmanı değildirler.

“Sağlık Bakanlığı Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği” lafzı da; “VII – İdari İşlerde Çalışanların Görev ve Yetkileri” başlıklı bölümünde yer alan açık ve emredici hükümleri ile; asıl olarak “idari hizmetler” sınıfında görev alan ve şüphesiz idari, mali ve teknik alanda bilgi ve birikimi de bulunan özgün birimleri ve personeli, söz konusu iş ve işlemlerle görevli ve yükümlü tutmaktadır. Nitekim anılan yönetmelik; bir kamu sağlık kurumunun sıhhi, idari, mali ve her çeşit evrak ve cetvellerinin düzenlenip ait olduğu makama gönderilmesinde, yalnızca idari hizmetler sınıfını ve açıkça hastane idaresini (müdürlüğünü) işaret etmektedir. Yönetmeliğe göre kurumun idari, mali ve teknik hizmetleri; hastane idaresi (müdürlüğü) ve bağlı idari teknik birim ve personel tarafından yürütülmelidir. Hekimlerimize yönelik böylesi keyfi bir iş ve görev dayatması, kamu sağlık kuruluşlarının yerleşik işleyişi açık biçimde belirleyen anılan bu yönetmelik hükümleri ile de çatışmaktadır.

Öte yandan “5018 Sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu”nun emredici hükümleri de, şimdi hekimlere dayatılan bu keyfi iş ve görev dayatmasını ayrıca ve açıkça hukuka aykırı kılmaktadır. Anılan yasa lafzında açıkça yer bulan “harcama birimleri, muhasebe ve malî hizmetler ile ön malî kontrol ve iç denetim birimleri”nin belirgin görev ve yükümlülük tanımındaki iş ve işlemlerin, şimdi her nasılsa hekimlerimizin üzerine yıkıldığı görülmektedir. Üstelik anılan yasa lafzında, kamuda nitelikli ve yeterli bir iç denetimin yaşama geçirilmesi amacıyla yer bulan “malî yetki ve sorumlulukların bilgili ve yeterli yöneticilerle personele verilmesi” ilkesinin de, söz konusu uygulama ile açıkça yok sayıldığı görülmektedir.
Bu açık hukuki tablo karşısında; şimdi hekimlerimize bu uygulamayı dayatan kamu sağlık kurumları başhekimliklerinin, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 11’inci maddesi yer alan “amirin hukuka aykırı emir ve talimat vermeme kuralı”nı da açıkça ihlal ettiği görülmektedir. Öte yandan başhekimler açısından, TTB Disiplin Yönetmeliği lafzında yer bulup, açıkça yasaklanmış olan “Sorumlusu olduğu sağlık kuruluşunda hekimleri ve diğer personelini sağlık alanı ile ilgili görev ve yetki alanı dışında çalıştırmak” disiplin eyleminin de varlık kazandığı ve bir disiplin yaptırımı doğurduğu da söylenebilir.

Söz konusu uygulama nezdinde, ayrıca ciddi işleyiş sorunlarının da varlık kazandığı görülmektedir. Nitekim Odamıza iletilen yakınmalarda, hekimlerimizin kendi şahsi e-imzaları ile giriş ve onay yapmak zorunda oldukları sistemdeki bütün tıbbi işlemleri, bunların gerçekliğini ve doğruluğunu dahi sorgulamaksızın ve bu nedenle haklı bir zaman ihtiyaçları da kendilerine tanınmayarak, hastane idareleri tarafından peşinen ve derhal onaylamalarının talep edildiği, bu yolda kendilerine baskı yapıldığı iletilmektedir.

Ancak bu durumda, gerçekte diğer ilgili birim ve personel tarafından önceden sisteme girilmiş olan verilerde mevcut gerçeğe aykırı bir durumun yol açacağı olası cezai, idari ve mali sorumluluklarının, kolaylıkla ve tek başına hekime yöneltilebileceği açıktır.
Nitekim hekimlere dayatılan ve baştan tek yanlı olarak kurgulanmış, üstelik muhataplarına bir ek katkı ve müdahale olanağı da vermeyen, hatta teknik yapısında “tümünü onayla” şeklinde bir işlem penceresine de yer vererek, belli ki sağlıklı ve nitelikli bir kontrol ve denetimi doğasında yadsıyan ve caydıran bu sorunlu sistemin işleyişinin; mevcut bütün verilerin ve çıktılarının hukuki ve mali sorumluluğunun hekimler tarafından üstlenilmesi üzerine inşa edildiği görülmektedir.

Dolayısıyla, sistemin kurgulanması ve işleyişindeki mevcut sorunlu yapının, bunun yanında hastane idarelerinin anılan derhal ve peşinen onaylama baskılarının, önümüzdeki süreçte birçok hekimimizi haksız suçlamalara, cezai ve mali yaptırımlara maruz bırakacağı bu günden kolaylıkla söylenebilir.
Sanki istenen, kamu sağlık sistemi ile sosyal güvenlik sistemi maliyesi nezdinde sağlıklı ve nitelikli bir işleyişi, yetkin bir denetim ve kontrolü sağlamak, olası kamu zararını en aza indirmek değil de; aksi durumlara yönelik şimdiden bir “olağan şüpheli” yaratmaktır.
Bütün bu nedenlerle söz konusu uygulamaya derhal son verilmeli ve hekimlerimizi; gerek bir “angarya” teşkil eden, emek ve zamanlarını çalan böylesi keyfi iş ve işlemlerden, gerekse peşin hukuki ve mali sorumluluk durumundan ve buna yönelik haklı kaygılardan uzaklaştıracak; her durumda kamu yararı ve hizmet gerekleri ile de bağdaşacak, yeni ve farklı bir uygulama yaşama geçirilmelidir.

Neler Yapılabilir?

Öncelikle Ankara Tabip Odası’nın, söz konusu sorunlu uygulamaya derhal son verilmesine yönelik ilgili kamu idareleri nezdinde girişimlere başladığı bilinmelidir.

Bu uygulamaya maruz kalan her bir hekimimizin, uygulamanın yol açtığı sorunları; oluşan kişisel ve mesleki mağduriyetleri yanında hastalar, hasta memnuniyeti ve genel olarak nitelikli sağlık hizmeti sunumu nezdinde yol açtığı olumsuzlukları; yazılı bireysel dilekçeler yoluyla, öncelikle görev yaptıkları kamu sağlık kurumu idaresine (başhekimliklere), ancak aynı zamanda (e-posta vb pratik araçlarla) Sağlık Bakanlığı ve CİMER’e de bildirmeleri; böylelikle yaşanan sorunun idareciler nezdinde daha görünür kılınmasını sağlamaları ve her durumda bir demokratik kamuoyu baskısı yaratmaları, şüphesiz yararlı olacaktır. Söz konusu dilekçe ve/veya e-posta mesajlarının bir örneğinin hekimlerimiz tarafından kendilerinde saklanması da önerilir.

Uygulamanın devam ettiği güncel süreçte ise;

Öncelikle onaylamaları istenen sistemdeki verilerin kontrollerini, tıbbi ve maddi gerçekliğine uygunluk denetimini, her bir tıbbi işlem/veri nezdinde titizlikle yapmaları; bu yolda kesinlikle peşin ve bütün bir onay işlemi gerçekleştirmemeleri; tespit ettikleri olası hatalar, yanlış bilgiler vb. durumunda da, bunları ayrıntılı olarak belirtilen bilgilendirme ve/veya itiraz amaçlı dilekçelerini görev yaptıkları kamu sağlık kurumu idaresine usulünce ayrıca vermeleri; birer kanıt teşkil edebilecek bu dilekçelerin bir örneği de ayrıca kendilerinde muhafaza etmeleri ve/veya gelen evrak tarih ve numarasını kaydetmeleri;

Açıklandığı üzere, hekimlerimizin şahsi e-imzaları ile giriş ve onay yapacakları sistemde olası bir onay işlemi sonrası tespit edilecek hataların, doğrudan hekimlerimizi hukuki ve mali sorumluluklarla karşı karşıya bırakabileceği de dikkate alınarak; kamu sağlık kurumu idarelerinin, söz konusu onay işleminin derhal yapılması yolundaki istemlerini kesinlikle kabul etmeyerek, her durumda bu yoldaki istemlerin kendilerine yazılı olarak iletilmesini talep etmeleri; gerekli denetim ve kontrol için haklı olarak ihtiyaç duydukları zamanı ayrıca ve gereğinde yazılı dilekçe ile idareden talep ve temin etmeleri; her durumda gerekli bütün denetim ve kontrolleri gerçekleştirip, verilerin gerçeğe uygunluğunu tespit ve takdir ettikleri aşamada gerekli onayı vermeleri;

Sistemi kullanma, sistem üzerinde iş ve işlem gerçekleştirmede en ufak bir sorun yaşandığında, görev yaptıkları kamu sağlık kurumu idaresine yazılı dilekçelerle, kendilerine ilgili birim ve personel tarafından gerekli teknik ve mali desteğin sunulmasını ayrıca talep etmeleri; bu talep dilekçelerini de olası durumlara yönelik kanıt olarak saklamaları,

Her durumda hekimlerimizin, söz konusu uygulamaya dair yaşadıkları sorunları, bulundukları girişimleri ve olası önerilerini; e-posta yoluyla (ato@ato.org.tr) Odamıza yazıla olarak bildirmeleri; önerilmektedir.

Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu
ATO Hukuk Bürosu

Makaleye Dön
Bugün, 12:00