Cezaevlerinde Kronik Hastalık Nedenli İnfaz Ertelemeleri Bir An Önce Yapılmalıdır

Cezaevlerinde Kronik Hastalık Nedenli İnfaz Ertelemeleri Bir An Önce Yapılmalıdır

Ankara Tabip Odası İnsan Hakları Komisyonu, cezaevlerinde kronik hastalık nedenli infaz ertelemelerinin bir an önce yapılması talebi ile bir basın açıklaması düzenledi.

30 Kasım 2021 Salı günü  ATO İnsan Hakları Komisyonu Üyelerinin yer aldığı açıklamaya İnsan Hakları Derneği ve HDP Ankara İl Örgütü de destek verdi.

Basın açıklamasından önce söz alan Dr. Korel Yalman 1989 yılından bu yana faaliyette bulunan ATO İnsan Hakları Komisyonuna en fazla başvurunun cezaevlerinden yapıldığını ve bu başvuruların da ağırlıklı olarak cezaevlerinde sağlığa ulaşım, kelepçeli muayene, sevk araçlarında karşılaşılan sorunlar, kronik hastalıkları olanların cezaevi şartlarında kalamamalarıyla ilgili olduğu bilgisini verdi.

Basın açıklamasını ATO İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Dr. Aysel Ülker okudu. Dr. Ülker, hastalıkları son aşamaya gelen ve kaçınılmaz olarak ölümle sonuçlanacağı beklenen “terminal dönem” hastaların infazlarının ertelenmesi için ölümlerinin beklenmemesi gerektiğini vurguladı.

Birçok mahpusun ya cezaevinde ya da infaz erteleme kararı sonucu tahliyesinden çok kısa zaman sonra hayatını kaybettiğini belirten Dr. Ülker,  bu durumun tıbbi, hukuki ve vicdani açıdan ayrı ayrı ağır sorumluluğu bulunduğunu kaydetti.

İnfaz erteleme kararında en büyük sorumluluğun Adli Tıp Kurumuna bırakıldığını, kurumun raporu sonucunda hükümlünün infazının ertelenip ertelenmeyeceğine karar verildiğini aktaran Dr. Ülker, birçok hasta mahpusun tam teşekküllü hastaneden aldıkları “cezaevinde yaşamını sürdüremez” raporunun Adli Tıp Kurumu tarafından onaylanmaması nedeniyle tahliye olamadıklarını söyledi.

İnsan Hakları Derneği’nin verilerine göre sayısı 300 bini bulan tutuklu ve hükümlüler arasında 604’ü ağır olmak üzere 1605 hasta mahpus bulunduğu bilgisini veren Dr. Ülker, 2021 yılının ilk 3 ayında 2’si ağır hasta olmak üzere 13 mahpusun yaşamını kaybettiğini belirtti.

Dr. Ülker,  hasta mahpusların erken tanı alması, tedavi süreçlerinin aksamaması, düzenli olarak izlenmeleri, yakınlarıyla görüşmeleri konusunda insani bir yaklaşımın esas alınmasının dışında tedavi edilmemenin bir cezalandırma aracı olarak kullanılmaması, gerektiğini sözlerine ekledi.

Dr. Ülker, tedavinin  mahkum koğuşu yerine her zaman  müdahale edilebilme olanağının bulunduğu hastane kliniğinde gerçekleştirilmesinin daha uygun olduğunu belirterek konu ile ilgili önerilerini şu şekilde sıraladı:

-Devlet, sağlık hizmetini vermekle, ortaya çıkan hastalıkların tedavisini üstlenmekle yükümlü olup cezaevi yönetimi ve kurum hekimi gibi görevlilerle işbirliği halinde olmalıdır.

-Sağlığa erişim sürecinde, cezaevi personeli ve kolluk kuvvetlerinin görev tanımı dışı davranışlarına engel olunmalı, hizmete erişmeyi kesintiye uğratmaları engellenmelidir. 

-Cezaevi hekiminin bağımsızlığı konusunda özen gösterilmeli, periyodik sağlık denetimleri,  önlem alınması gereken hastalıklar ile sağlık koşulları yönünden alınması gereken çabalarına engel olunmamalıdır.

-Cezaevlerinde, yeni teknolojilerin kullanımı ve uzmanlaşmış sağlık bakım hizmetlerinin sunulabilmesi ve tıbbi bakım standartlarının sağlanması ve nitelikli sağlık çalışanı sağlanması için çaba gösterilmelidir

-Hükümlü veya tutuklunun hastaneye sevkini gerektirecek bir durum varsa kurum hekimi bunu cezaevi yönetimine hemen bildirmeli, konsültasyon, gerekirse nakil ve izlem için yazılı protokoller hazırlanmalı, sağlık personelinin nakil istedikleri durumlarda kullanılacak araç ve personel hazır bulundurulmalıdır. 

-F tipi cezaevlerinde tecrit ve izolasyon ortamı, insan ruh ve beden sağlığına zararlıdır. Bu ortamlar kanser ve diğer kronik hastalıkların ilerlemesine ve nüks etmesine zemin hazırlar. F tipi cezaevi yapmaktan vazgeçilmelidir.

- Cezaevi personelinin  ekonomik-özlük hakları iyileştirilmeli, çalışma saatleri düzenlenmeli, hizmet içi eğitim ve moral-motivasyona yönelik  çabalar arttırılmalıdır.

- Bütün bunlara ek olarak cezaevleri kapalı bir kutu, gizli ve özel bir alan olmaktan çıkarılarak bağımsız izleme kurulları, sivil toplum örgütleri, bağımsız araştırmacılar, akademisyenler ve meslek örgütleri üzerinden kamuoyunun denetimine açılmalıdır.

Basın açıklamasından sonra söz alan İHD Eş Başkanı Fatin Kanat hasta mahpusların sağlığa erişim haklarının ellerinden alındığını belirterek “Adli Tıp Kurumu maalesef büyük bir baskı altında çalışmakta. İktidarın istekleri ve dayatmalarına uygun kararlar almak durumunda kalmaktadır. Adli Tıp Kurumu ve burada çalışan hekimlerin üzerindeki baskı bir an önce kaldırılmalı. Adli Tıp Kurumu bağımsız, özgür çalışabilmelidir. Bu baskı kalkmadan Adli Tıp Kurumundan sağlıklı sonuçlar beklemek çok mümkün olmamaktadır. Ama bu Kurumun aldığı kararların insan sağlığına aykırı olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor ne yazık ki.” dedi.

Adli Tıp Kurumundan  gelen bilgi ve belgeler  sonucu 90 yaşında bir insanın hem hasta hem tutuklu olmasının anlamsız ve insan haklarına aykırı olduğunu söyleyen HDP Ankara İl Örgütünden Hüseyin Gökoğlu, kurumun yanlış kararlarına karşı bir yaptırım uygulanması gerektiğini kaydetti.  

ATO Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Ayşe Uğurlu da pandemi döneminde cezaevlerinde yaşanan koşullara dikkat çekerek hastaneden dönüş sonrası 15 gün karantinada kalma nedenli ek problemlerin çıktığını, mahpusların özel eşyalarına kavuşamadıklarını, kalınan odaların hijyen koşullarının kötü olduğunu anlattı. Dr. Uğurlu, pandemi döneminde cezaevlerini ziyaret için yaptıkları başvuruların hiçbirine olumlu yanıt verilmediği bilgisini paylaştı.

Basın açıklamasının tam metni için tıklayınız