TTB ANKARA TABİP ODASI

KADIN HEKİMLİK Ve KADIN SAĞLIĞI KOMİSYONU ÇALIŞMA YÖNERGESİ

Amaç

Madde 1- Bu Yönergenin amacı, Ankara Tabip Odası (ATO) Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Komisyonu’nun kuruluş, görev ve yetkileri ile çalışma koşullarını, ilkeleri ve yöntemlerini belirlemektir.

Kapsam

Madde 2- Bu Yönerge, ATO Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Komisyonu’nun ; örgütlenme biçimi, üye yapısı, toplanma ve çalışma koşulları, çalışma ilkeleri, karar üretme süreçleri, görev ve yetkileri ile ATO Yönetim Kurulu , Oda’nın diğer komisyonları, TTB Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu ile ilişkilerini düzenler.

Dayanak

Madde 3- Bu Yönerge 29.06.1996 tarihli 44.Büyük Kongre’de kabul edilerek yürürlüğe giren “Türk Tabipleri Birliği Organları Çalışma Yönergesi “ 23.,31., 32., 33., maddeleri uyarınca ve 6023 Sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunu’nun 4. ve 59. maddeleri dayanak alınarak hazırlanmıştır.

Komisyon Yapısı

Madde 4- ATO Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Komisyonu, ATO üyesi olan kadın hekimlerden oluşur. Çalışmalarını 5 kişilik yürütme kurulu karar ve denetimde ATO Yönetim Kuruluna bilgi vererek yürütür.

Komisyonun amaçları

Madde 5- ATO Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Komisyonu, aşağıda dile getirilen amaçları gerçekleştirmek üzere çalışmalarını yürütür.

  1. Kadın hekim olmanın toplumsal, sosyal , kültürel yönlerini analiz etmek,
  2. Tıp eğitiminde ve hekimlik mesleğinde cinsiyet ayrımcılığıyla mücadele etmek,
  3. ATO ortamında kadınların katılımını arttıracak kota, pozitif ayrımcılık, örgütsel iklimin erkek egemen anlayıştan arındırılması gibi mekanizmaları kurmak,
  4. Kadın sağlığına ilişkin konulara ve sorunlara yönelik geleneksel yaklaşımdan farklı bir bakış açısı geliştirmek,
  5. Kadınlara eşit, ücretsiz, nitelikli, ulaşılabilir ve sürekli sağlık hizmeti için mücadele etmek,
  6. Ülkemizde öncelikli bir kadın sağlığı sorunu olan kadına yönelik şiddetle mücadele etmek, bu amaçla kadın örgütleriyle ve diğer kuruluşlarla işbirliği yapmak,
  7. Kadınların eşitlik, özgürlük mücadelesine katkı sağlamak için çalışmalar yapmak, bu amaçla kadın örgütleriyle ve diğer kuruluşlarla işbirliği yapmak.
  8. Egemen söylemden bağımsızlaşmış bir kadın dili oluşturmak ve bunu olabildiğince ortaklaştırmaya çalışmak,

Çalışma İlkeleri

Madde 6- ATO Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Komisyonu, çalışmalarını aşağıdaki ilkeler çerçevesinde yürütür.

  1. Komisyon toplantılarını kadın hekimlerin ve kadın tıp öğrencilerinin katılımına açık kılmak,
  2. Komisyon toplantılarında kadınların kendi sözlerini söyleyebilecekleri, kadın bakışını içeren yöntemlerle stratejiler üretebilecekleri, erkeklik ideolojisinin tahakkümünden bağımsız görüşleri rahatça ve çekincesiz olarak dillendirebilecekleri bir ortamı sağlamak,
  3. Tıbbın egemen ataerkil bakışını sorgulamak; tıbbi uygulamalarda kadını görünür kılmak, kadına özgü sağlık sonlarını açığa çıkarmak ve çözüm önerileri geliştirmek,
  4. Kadının sağlık ve güvenlik politikalarından dışlanmasına ve sağlıkta kadın emeği sömürüsüne karşı mücadele etmek,
  5. Kadın bedeninin, cinselliğinin ve emeğinin denetlenmesi bağlamında öncelikle bir kadın sağlığı sorunu olan, ama aynı zamanda bir halk sağlığı sorunu olan “kadına yönelik şiddet” konusunu gündemde tutmak. Kadın sağlıkçılara daha çok uygulanan mobbing konusunda
  6. Kadın sağlığı politikalarının oluşturulmasında ve geliştirilmesinde etkin bir aktör olma mücadelesi yürütmek.

Çalışma Yöntemi

Madde 7- Komisyon, ATO altında belirlenen kadın hekimlik ve kadın sağlığı alanındaki sorunlara yönelik olarak çalışır. Bu amaçla; kadın hekimlerin toplumsal cinsiyet ayrımcılığından kaynaklanan sorunlarını tartışmak, konuyla ilgili ulusal ve uluslararası  yasal düzenlemelerle uyumlu olarak hazırlanan ve TTB 68. Büyük Kongre Kararları arasında yer alan “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Tutum Belgesi” çerçevesinde çözüm önerileri geliştirmek, sağlık alanında kadınların özlük haklarının ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi için çalışmak, kadın sağlığının bütüncül bir yaklaşımla ele alınması için çaba harcamak, ülkenin kadın sağlığı ile ilgili politikalarında gündem oluşturmak ve yeni politikalar üretmek üzere çalışmalarını yürütür.

Madde 8- Komisyon, ATO Yönetim Kurulu ve TTB Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu Yürütme Kurulu ile işbirliği içinde çalışır. Komisyonun kurulmasına Oda Yönetim Kurulu karar verir. İlk komisyon, gönüllü katılım ya da ATO Yönetim Kurulu’nca görevlendirme yoluyla oluşturulur, daha sonra gönüllü katılımlarla komisyon genişletilir. Komisyon, Kol’un merkezden yürütülen çalışmalarının desteklenmesinin yanı sıra, yerel sorun ve gereksinimlere yönelik çalışmalar yapar.

Madde 9- Komisyon çalışma ve toplantıları bütün kadın hekimlere ve kadın tıp öğrencilerine açıktır. Komisyon gönüllülük esası ile en az ayda bir toplanır. İç işleyişinde özerk, ancak ATO Yönetim Kurulu’na karşı sorumludur.

Madde 10- Komisyon iye sayısının 10 (on) ‘un üstünde olması halinde, seçim yoluyla belirlenen başkan,  sekreter ve üç üyeden oluşan Komisyon Yürütme Kurulu oluşturulur. 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Yasası uyarınca 2 yılda bir yapılan olağan Oda seçimlerine koşut olarak, ATO Yönetim Kurulu,  Yürütme Kurulu’nun yenilenmesini isteyebilir. Halen görevde olan Komisyon, gelecek Oda seçimlerine dek görevde kalır. Oda Yönetim Kurulu yenilenme istemese de, Yürütme Kurulu iki yılda bir yeniden seçilir. Yürütme Kurulu üyeleri en fazla iki dönem üst üste görev alabilir.

Komisyon Yürütme Kurulu ; ATO Yönetim Kurulu, TTB Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu Yürütme Kurulu ve ATO’nun öteki komisyonlarıyla ilişkilerin yürütülmesi, il düzeyinde çalışan kadın örgütleriyle ilişkilerin kurulması ve sürdürülmesi, Kadın Sağlığı ve Kadın Hekimlik Komisyonu toplantılarının planlanması,  yürütülmesi, komisyon toplantısında alınan kararların yerine getirilmesi, izlemi ve raporlanması ile görevlidir.

Toplantı tarihi, yeri ve gündemi toplantıdan en geç bir hafta önce Komisyon Yürütme Kurulu üyeleri tarafından komisyon üyelerine yazılı olarak bildirilir ve ek gündem önerileri varsa toplantı öncesinde gündeme eklenmesi sağlanır.

Toplantı sırasında Komisyon Yürütme Kurulu üyeleri belirlenen gündeme uygun olarak toplantıyı açar ve bir önceki toplantıdan bu yana oluşan gelişmeleri katılımcılara sunar. Daha sonra belirlenmiş olan gündem maddelerinin görüşülmesine geçilir. Kararlar, toplantıya katılanların oy çokluğu ile alınır.

Her toplantı sonunda bir sonraki toplantı tarihi belirlenir. Bu sırada raportör gelişmeleri not eder ve alınan kararları toplantı sonrası bir hafta içinde yazılı hale getirerek komisyona sunar.

Madde 11- Komisyon üye sayısının 10 (on) ‘un altında olduğu durumda, komisyon üyeleri tarafından seçilen başka ve sekreter olmak üzere iki üye ile komisyon faaliyetleri koordine edilir. Koordinasyonun görevi, madde 10 ‘da dile getirilen Komisyon Yürütme Kurulu görevi ile uyumludur.

Madde 12 – Komisyon ve Yürütme Kurulu çalışmaları için gerekli koşul ve olanaklar; ATO Yönetim Kurulu tarafından sağlanır, sekreterlik hizmetleri verilir. ATO Yönetim Kurulu ve Komisyon (varsa Komisyon Yürütme Kurulu) arasındaki ilişkilerden, Oda Başkanı ya da görevlendirilen bir Yönetim Kurulu üyesi sorumludur. Görevli Yönetim Kurulu üyesi, gerektiğinde Komisyon toplantılarına katılabilir.

ATO Başkanı gerekli gördüğü durumlarda; ATO Yönetim Kurulu gündeminin ilgili maddelerine ilişkin olarak, bilgi ve görüşlerini almak üzere, Komisyon üyelerinden konu ile ilgili kişi ya da kişileri ATO Yönetim Kurulu Toplantısına davet edebilir.

Madde 13 – Komisyon çalışma programı, çalışma raporları, yıllık etkinlik planları, duyurular ATO Yönetim Kurulu’na sunulur;  söz konusu belgelerin Yönetim Kurulu onayı doğrultusunda ATO web sitesinde yer alması ve Oda çalışanlarınca gecikmeksizin sisteme yüklenmesi sağlanır.

Madde 14- Komisyon, verimli, etkin ve hızlı çalışmalar yapabilmek için, gerektiğinde üyeleri arasından sürekli ya da geçici alt çalışma grupları oluşturabilir.

Madde 15- Bu Yönerge, ATO Başkanı ve Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Komisyonu Başkanı tarafından yürütülür.

Yürürlük

Madde 16- Bu Yönerge, ATO Yönetim Kurulu tarafından onaylandıktan ve ATO web sitesinde yayımlandıktan sonra yürürlüğe girer.

 

10 Haziran 2017 tarihinde Ankara’da yapılan Türk Tabipleri Birliği 68. Büyük Kongresi sonrasında oy birliği ile kabul edilen “TOPLUMSAL CİNSİYET TUTUM BELGESİ” ekte olup Ankara Tabip Odası da bu belgeye uygun faaliyetleri benimsemiş ve uygulamaya koymuştur. ( 68. TTB Büyük Kongre Kararları – Karar 3 )

TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ TUTUM BELGESİ

Türk Tabipleri Birliği ve bağlı Tabip Odaları çerçevesinde toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı bir anlayışı ortaya koymak amacını güden bu belge, Türkiye’nin 1985’de imzalayarak taraf olduğu Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW), 2003 yılında onaylanmasını uygun bulduğu İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi (Oviedo Sözleşmesi), 2011 yılında imzaladığı Kadına Karşı Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi (İstanbul Sözleşmesi) kararlarını ve TTB Hekimlik Meslek  Etiği Kurallarını temel alarak TTB’nin bütün organlarının toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı olarak hareket edeceğini taahhüt eder.

Bu bağlamda TTB, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin toplumsal yaşamın her alanında temel bir sorun olduğu saptamasından hareketle, toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı bir anlayışı hayata geçirmek ve bünyesinde eşitlikçi bir “iklimi” yaratmak için aşağıdaki faaliyetleri yapmayı taahhüt eder:

  1. Toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin farkındalık yaratmak amacıyla kendi üyeleri arasında çalışmalar yapmak,
  2. Hekimlerin klinik uygulamalarında, bilimsel araştırma, toplantı ve yayın süreçlerinde toplumsal cinsiyet eşitliğine aykırı söz ve ifadeler kullanmaması, tutum ve davranışlar göstermemesi yönünde gerekli önlemleri almak,
  3. Bu kapsamda hem oda yöneticilerinin, idari personelin ve çalışanlarının, hem de toplumun konferans, seminer, toplantı vb. etkinliklerle konuya ilişkin bilgilendirilmesine yönelik eğitici çalışmaların yapılmasını sağlamak,
  4. Tabip odalarında kadına yönelik şiddet, cinsel taciz ve cinsel saldırıyla ilgili bilgilendirme, rehberlik ve sorun çözme konusunda kolay ulaşılabilir başvuru noktaları oluşturmak da içinde olmak üzere çeşitli gereklilikleri yerine getirmek,
  5. Disiplin Yönetmeliklerinde kadına yönelik şiddet, cinsel taciz ve cinsel saldırı ve toplumsal cinsiyete dayalı yıldırmayı (mobbing) suç olarak açıkça tanımlamak ve yönetmeliklerde gerekli değişiklikleri yapmak,
  6. Hekimlerin toplumsal cinsiyet eşitliğini ihlal eden söz, tutum ve davranışları gösterdiklerine ve yıldırma (mobbing) uyguladıklarına ilişkin iddiaların tabip odaları onur kurullarınca incelenmesini sağlamak,
  7. Tabip odalarında 2 yıllık seçim dönemleri esas alınarak “Toplumsal cinsiyet eşitliği eylem planı” geliştirmek ve toplumsal cinsiyet eşitliğini izlemeye ilişkin çalışmalarda bulunmak,
  8. TTB bünyesinde ve odalarda görev alan kadın hekimlerin oranının artırılması için çalışmalar yürütmek ve desteklemek; bu bağlamda kadın hekimlerin oda çalışmalarına katılımının önündeki engelleri ortadan kaldırmaya ve etkin katılımlarını özendirmeye yönelik mekanizmaları oluşturmak ve işletmek, 
  9. Kadın hekimlerin çalışma koşullarını (kreş vb. olanaklar açısından) ortaya çıkarmak /görünür kılmak ve değerlendirmek için çalışmalar yapmak; özel ve toplumsal yaşamının dengesini kurabilmeleri için destekleyici olanaklar sunmak,
  10. Bu amaçları yerine getirmek üzere işbirliği ve eşgüdüm içinde çalışacak olan Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Komisyonlarının kurulmasını sağlamak, var olanların çalışma biçimi ve işlevselliklerinin güçlendirilmesine yönelik çalışmalar yapmak.”

 

Ankara Tabip Odası Kadın Hekimlik komisyonu, yeni dönem ilk toplantısını 17.05.2018 tarihinde gerçekleştirdi.

17 Mayıs Uluslararası Homofobi, Bifobi ve Transfobi Karşıtı Güne denk düşen bu günde, biz de cinsiyetler üzerindeki her türlü kısıtlama ve yasakları, nefret saldırılarını, istihdamdaki ayrımcılığı ve medyadaki nefret dilini kınayarak ATO Kadın Hekim Komisyonu çalışmalarımızı başlattık.
TTB Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu’ndan Dr. Selma Güngör’ün kol hakkındaki bilgilendirmesi, ATO Kadın Komisyonu’ndan Dr. Filiz Ak’ın geçen dönem ATO adına katıldığı Toplumsal cinsiyet ve Kadın sağlığı ile ilgili sunumları ve çalışmaları hakkında bilgi vermesinin ardından yeni dönem komisyon çalışmalarının planlaması yapıldı.
Her türlü ayrımcılık ve nefrete karşı mücadelemizi sürdüreceğimiz, Demokrasi ve insan hakları mücadelesi yürüten herkesle beraber yol alacağımız eşit ve özgür günler için tüm üyelerimizi bizimle birlikte çalışmaya davet ediyoruz.

"Toplumsal Cinsiyet ABC’si" Sunumu Düzenlendi

Dr. Filiz Ak 24 Mayıs 2018 tarihinde “Toplumsal Cinsiyet ABC’si “ konulu bir sunum yaparak ; “Toplumsal cinsiyet ne demektir?”, “Toplumsal cinsiyet ve Biyolojik cinsiyet arasındaki farklar nelerdir?”, “Toplumsal cinsiyet yaşamlarımızı nasıl etkilemektedir ?”, “Bir toplumun cinsiyet perspektifi neden önemlidir?“ sorularının karşılıklarını anlattı.

Toplumsal cinsiyette normal algısı ve interseks kavramı, cinsiyetle ilgili diğer kavramlar ve cinsel yönelim konularının da işlendiği toplantı interaktif olarak devam etti ve katılımcıların soru – cevapları ile son buldu.

31 Mayıs 2018 tarihinde toplantı düzenlendi

Ankara Tabip Odası Kadın Hekimlik Komisyonu tarafından 31 Mayıs 2018 Perşembe günü düzenlenen toplantıya Ankara Barosu avukatlarından ve baro bünyesindeki Menekşe Derneği başkanı Aslı Arıhan ve Kadın Çalışmaları Derneğinden Toplumsal cinsiyet uzmanı Salime Tarihçi konuk olarak katıldı.


Konuklar ve katılımcılar ile aile içi şiddet, cinsel istismar konuları konuşularak, şiddet görmüş ya da istismara uğramış bireylere yaklaşımı irdelendi. Menekşe Derneği Başkanı , avukat Aslı Arıhan konu ile ilgili dernek çalışmaları yanı sıra hukuki destek konusundaki aşamaları anlattı. Toplantı, komisyon ve ilgili derneklerin işbirliği yapması ve iletişim halinde olunması önerileri ile son buldu.

20 Kasım Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Günü

Siyah trans kadın Rita Hester, Kasım 1998’de ABD’nin Boston şehrinde kendi evinde göğsüne aldığı 20 bıçak darbesiyle öldürüldü. Polisler bedenini 28 Kasım'da buldu. 4 Aralık'ta Rita'nın öldürüldüğü Allston semtinde mumlu bir yürüyüş düzenlendi.  Bundan bir yıl sonra 1999 yılında trans aktivist ve grafik tasarımcı Gwendolyn Ann Smith "Remembering Our Dead" (Ölülerimizi Anmak) web projesini başlattı. Transları Anma Günü (Transgender Day of Remembrance) bu proje ile ortaya çıktı. Dünya trans hakları hareketi ve transfobi karşıtları; Rita Hester cinayetini sembol haline getirerek, her yılın 20 Kasım gününü Nefret Cinayeti Mağduru Transları Anma Günü olarak çeşitli etkinliklerle toplumun gündeminde tutmaya devam etmektedir.

Dünyanın her yerinde ve Türkiye’de, translar nefret cinayetleri sonucu yaşamlarını yitirmektedir. Avrupa trans ağı Transgender Europe’in (TGEU) 2015 yılı raporuna göre Türkiye, Trans cinayetlerinde Avrupa’da birinci, dünyada ise dokuzuncu sırada yer almaktadır. Ölenlerin çoğu, hayatlarını sürdürebilmek için çalıştıkları sokaklarda ya da yaşadıkları evlerde vahşice katledilmektedir. Kaos GL'nin 2017 Nefret Suçu Raporu'na göre, kamusal alanlarda tanıklar önünde nefret suçları işlenmektedir; failler genellikle iki kişiden fazladır LGBTİ'leri hedef alan nefret suçları ve ayrımcılıklar cezasız kalmaktadır.

Ankara Tabip Odası LGBTIQ Çalışma Grubu olarak 20 Kasım Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Günü için söylememiz gerekenler olduğunu düşündük.

“Translara Yönelik Psiko-Sosyal Destek Mekanizmaları Çalıştayları ve

Hekimlerinin Destek Mekanizmalarındaki Yeri 

Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği tarafından düzenlenmiş olan “Translara Yönelik Psiko-Sosyal Destek Mekanizmaları Çalıştayları”nın ilki 5 Mart 2015’te, ikincisi de 19 Kasım 2015’te “20 Kasım Nefret Suçları Mağduru Transları Anma Günü” etkinlikleri kapsamında, üçüncüsü de 3 Mart 2016’da gerçekleştirilmiştir. Ankara Tabip Odası LGBTIQ Çalışma Grubu da, psiko-sosyal destek mekanizmalarında hekimlerin rolüne ilişkin taşıdığı sorumluk gereği, bu çalıştaylara katılmış, transların sorunlarını yakından izlemiştir.

Her alanda ayrımcılık ve şiddete maruz kalan trans bireylerin travma ile baş etmek için psikososyal destek almaları gerekmektedir. Ancak bu destek mekanizmalarına erişimde de ayrımcılık ile karşılaşılmaktadır. Hak temelli örgütlerin de transların insan hakları ihlallerini raporlamadıkları gözlenmektedir. Hak ihlallerinin raporlanması ve travma sonrası psikososyal destek mekanizmalarının sağlanmasının yanı sıra, kurumların ve sivil toplum örgütlerinin farklı toplumsal cinsiyet kimlikleri konusunda farkındalığını artırmak ve şiddeti önlemek için de işbirliği ve mekanizmalar oluşturulması gerekmektedir.

Birinci çalıştayda trans kadınların sorunları, gereksinimleri ele alınarak, çözüm önerileri geliştirilmeye çalışılmış; psikososyal destek sunan mesleklerin eğitimlerinde ve sağlık eğitiminde cinsel yönelim ve toplumsal cinsiyet kimliği kavramlarının yer alması, sivil toplum örgütlerinin eşgüdümünün ve deneyim aktarımının önemi, işkence ve kötü muamelenin raporlaştırılması ve mağdurlara tıbbi ve rehabilitasyon desteklerinin verilmesi konusunda işbirliğine gidilmesi, sığınma evlerine LGBTİ’lerin erişimi ve translar için sığınma evi başlıkları ele alınmıştır.

İkinci çalıştayda da transların barınma sorunları, çalışma yaşamında karşılaştıkları ayrımcılıklar, sığınma evi ve huzurevi gibi sosyal destek mekanizmalarına erişimin önündeki engeller, yaş gruplarına göre gereksinimler, sorunlar ve talepler, sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan güçlükler derin olarak tartışıldı ve şiddet mağdurlarına yönelik desteklere, sığınaklara, Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi (ŞÖNİM) gibi kurumsal hizmetlere erişimde alternatif mekanizmaların oluşturulmasına dair karşılıklı deneyim aktarımı ve katılan örgütlerin işbirliği önerileri gündeme getirilmiştir.

3 Mart 2016 tarihli üçüncü çalıştayda ise seks işçisi transların yaşadığı ayrımcılık ve şiddet başta olmak üzere transların karşılaştığı sorunlar bir kere daha gündeme getirilerek psikososyal destek mekanizmalarını sağlayacak bir ağın nasıl oluşturulacağı üzerinde durulmuştur.

Dünya Sağlık Örgütü’nün “Sağlık; yalnız hastalık ve sakatlığın olmayışı değil, bedence, ruhça ve sosyal yönden tam bir iyilik halidir” tanımından yola çıkarak sağlığın belirleyenlerini sıraladığımızda, “toplumsal cinsiyet”in de bunlardan biri olduğunu görürüz. Sağlıkta toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak demek; sağlığa ilişkin politikalar üretirken bütün toplumsal cinsiyet kimliklerinin ve cinsel yönelimlerin sağlık hakkını korumak demektir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin altına imza attığı uluslararası sözleşmelerde ve TC Anayasası’nda yer alan normlara göre sağlık hakkını toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlayarak korumak ve sağlığa erişim önündeki engelleri kaldırmak, kamu kuruluşu niteliğinde meslek örgütümüzün sorumlulukları arasındadır. Toplumsal cinsiyet merceği ile üretilen sağlık politikalarında farklı toplumsal cinsiyet kimliklerine ve cinsel yönelimlere ilişkin sağlık hakkının da korunması gerekmektedir. Bu nedenle, ATO Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Komisyonu bünyesinde 2014’te kurulan LGBTİQ Çalışma grubu, uluslararası ve ulusal normlar ve standartlarda yer alan “sağlık hakkı ve toplumsal cinsiyet eşitliği” kavramlarında LGBTİQ bireylerin sağlık haklarının telaffuz edilmesinin ve temel tıp kitaplarında ve literatüründe yer alan LGBTİQ’ların sağlık gereksinimlerinin karşılanmasının savunucusu olmuştur.

Toplumdaki her birey gibi, transların da “bedensel, ruhsal ve sosyal iyilik halini” içeren sağlıklarını korumak, koruyucu sağlık hizmetlerinden yararlanmasını sağlamak, yaşanan sağlık sorunlarında ve şiddete bağlı sorunlarda psiko-sosyal-tıbbi destek mekanizmalarını oluşturmak hekimlik mesleğinin gereğidir.

Sağlıklı olabilmenin temel koşulu kendini gerçekleyebilmektir. Ancak transların bu hakkının önünde engeller vardır. Bunlardan biri de, Ankara’da 17 Kasım 2017 tarihinden beri uygulanan ve birinci yılını dolduran LGBTİ+ etkinlik yasağıdır.

Temel insan haklarını ve sağlık hakkını ihlal eden ve LGBTIQ nüfusun sesini engellemeye çalışan sınırlar, insanlık onuru ile bağdaşmaz. İfade özgürlüğü, dernek kurma hakkı, toplanma hakkı ihlali bir ayrımcılıktır ve ayrımcılık bir tür şiddettir.

Toplumsal cinsiyet kimliklerine ve cinsel yönelimlere karşı her türlü şiddet, toplumsal cinsiyete dayalı bir şiddettir ve aynı zamanda halk sağlığı sorunudur. Şiddetten ve şiddete zemin hazırlayan nefret söylemlerinden arındırılmış bir dünya yaratmadan sağlığı koruyamayacağımızı vurgulamaya devam edeceğiz.

20 Kasım Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Gününde toplumsal cinsiyet kimliklerine, cinsel yönelimlere ve varoluşlara karşı çizilen sınırları kabul etmiyoruz.

LGBTİ haklarının sınırlarını kaldırmanın zamanı geldi!

LGBTİ hakları insan haklarıdır!

Ankara Tabip Odası LGBTİQ Çalışma Grubu

20 Kasım Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Gününe ilişkin Açıklamanın PDF halini indirmek için tıklayınız.

 

“Medyada ve Sağlık Haberciliğinde Eril Dilin İzinde” başlıklı atölye çalışması düzenlendi

Ankara Tabip Odası Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Komisyonu tarafından düzenlenen “Medyada ve Sağlık Haberciliğinde Eril Dilin İzinde” başlıklı atölye çalışması 23 Aralık 2018 Pazar günü Ankara Tabip Odası’nda gerçekleştirildi.

Atölye çalışmasının yürütücülüğünü “Sanki Viran Ankara”, “Cumhuriyet’in Ütopyası: Ankara”, “Kenarın Dilberi”, “Aynanın Önünde Cımbızın Ucunda” adlı derleme kitapları bulunan Ankara Üniversitesi Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı Başkanlığını yürüttüğü dönemde 686 No’lu KHK ile ihraç edilen Funda Şenol Cantek yaptı.

Haber, haber değeri, basın-yayın organlarının yayın politikası, haberde kaynak kişi başlıklı konularda genel bir çerçeve çizen Cantek, yaptığı sunumda özellikle sağlık okur-yazarlığı ve sağlık iletişimi konularının üzerinde durdu. Sağlık okur-yazarlığı eğitimlerinin yetkin kişilerce verilmediğini aktaran Cantek, bu durumun hasta-hekim ilişkilerine yansımasını, hekim-hasta arasındaki iletişim eksiklikleri ile şiddet arasındaki ilişkiyi anlattı.

Cantek, medyada cinsiyetçi dil konusunu ise yazılı ve görsel basında yer alan kadın, mülteci, LGBTİ bireyleri konu edinen haberlerde kullanılan dil üzerinden verdiği örneklerle açıkladı.

Cantek’in sunumuna hekimler de gerek mesleki gerekse gündelik yaşamda karşılaştıkları durumları paylaşarak katkı sundular.

Atölye çalışması toplu fotoğraf çekimi ile son buldu.

 

Ceren Damar cinayetini kınıyoruz!”

Akademik yaşamın değerli üyesi, Çankaya Üniversitesi araştırma görevlisi Ceren Damar 02.01.2019 günü, aynı fakültenin 4.sınıf öğrencisi tarafından akıl almaz vahşilikte bir cinayete kurban gitmiştir. Ankara Tabip Odası Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı komisyonu üyesi bizler, Ceren Damar'ın genç bir kadın akademisyen olarak, nitelikli öğretim elemanı sıkıntısı yaşayan ülkemiz üniversiteleri ortamındaki bilim insanı çalışkanlığını, öğretim üyesi sorumluluğu taşıyan tavrını, onurlu duruşunu, saygın mücadelesini anlamlı ve değerli buluyor, hayatının en verimli çağında ailesinden ve kendisini adadığı akademik ortamdan koparılmasını kınıyoruz. 
Toplum genelinde yaşanan şiddet vakalarının günden güne artması, şiddetin eğitim düzeyi gözetmemesi, akademik yaşamda kadınların erkeklere göre daha yoğun olarak şiddet ve mobbinge maruz kalması gerçeğinden hareketle, yaşamımızın tüm alanlarında sorunların çözümünü şiddette gören zihniyetin son bulmasını diliyor ve Ceren Damar'ın katili ile birlikte tüm şiddet kurbanlarının sorumlularının gereken cezaları almasını istiyoruz.

Ankara Tabip Odası Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Komisyonu

 

TTB Kadın Hekim Olmak Çalıştayı Sonuç Raporu açıklandı

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu’nca düzenlenen ve Ankara Tabip Odası Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı  Komisyonunun da 6 üyesi ile katıldığı  “Kadın Hekim Olmak” Çalıştayı, Antalya Tabip Odası’nın ev sahipliğinde 9-10 Şubat 2019 tarihlerinde Konyaaltı Öğretmenevi’nde gerçekleştirildi.

Uzmanlık dernekleri ve tabip odaları temsilcileri yanı sıra Türk Eczacılar Birliği ve Türk Diş Hekimleri Birliği temsilcilerinin de katılımıyla yapılan iki günlük çalıştayda, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden ve sağlık uğraşlarında süregelen erkek egemen yapıdan kaynaklanan sorunlar kapsamlı olarak masaya yatırıldı.

Çalıştayın ilk gününde, açılış konuşmalarının ve Dr. Hafize Öztürk Türkmen tarafından gerçekleştirilen “Tarihin Dikenli Yollarında Kadın Hekim Olmak” başlıklı konferansın ardından çalışma grupları oluşturuldu. Program çerçevesinde büyük ölçüde deneyim ve tanıklıkların aktarımına dayanan tartışmalar, farklı uzmanlık ve uğraş alanlarından yaklaşık 60 kadın katılımcı tarafından sekiz çalışma grubunda yürütülmüştür.

İkinci gün programı, Bergama’da siyanürlü altın madeni işletilmesine karşı yürütülen direnişi konu edinen belgesel film gösterimi ve yönetmen Petra Holzer Özgüven’in söyleşisi ile başladı. Daha sonra grup raportörleri tarafından yapılan sunumlarda ise, sekiz çalışma grubunun raporları paylaşılarak, çalıştayın tüm katılımcılarından gelen katkılarla zenginleştirilerek tartışıldı.

Çalıştayın Sonuç Raporu için tıklayınız.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü 

Ortak Basın Açıklaması

8 Mart 2019

Bugün dünya nüfusunun yarısını oluşturan kadınlar; ne yazık ki, her dönemde olduğu gibi halen ve pek çok toplumda sadece "kadın" olmaktan kaynaklanan ayrımcılığa ve şiddete uğramakta, sosyal, siyasal ve ekonomik olarak en dezavantajlı kesimlerinden birini oluşturmaktadırlar. Bu "dezavantajlılık" halinin yaşamın her alanında sürekli olmasına karşın, ancak 8 Martlarda kamuoyunun dikkatini kimi başlıklara çekmek olanaklı olabiliyor.

Biz de Ankara Tabip Odası, Diş Hekimleri Odası, Veterinerler Odası kadın Komisyonları ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Ankara Şube Kadın Sekreterliği olarak bu 8 Mart’ta "Toplumsal Cinsiyet Eşitliği" konusundaki tespit ve önerilerimizi kamuoyu ile paylaşmak istedik.

Biz kadınlar; ataerkilliğin yüzyıllardır bizleri dışında bırakmaya çalıştığı tarihe rağmen, kendi tarihimizi özgürlüklerimiz, emeklerimiz, bedenlerimiz, haklarımız ve onurumuz için verdiğimiz mücadelelerle yazarak bugüne geldik. Bu nedenle biz kadınların dili hep isyanın dili olagelmiştir. Ve bu isyan; kadın hareketinin ortak tarihini sahiplenen bütün kadınların dayanışmasının da sesi olmuştur.

Sekiz Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, hem bu dayanışmamızın hem de başka bir dünyanın olanaklılığına ilişkin umudumuzun günüdür!

Kadınların yaşamın her alanında eşit haklara sahip olma çabası yüzyıllardır süregelen bir mücadeledir. Dünya Kadınlar Günü’nün tarihsel özünü, emekçi kadınların mücadele geleneğini ve azmini unutmadan, 8 Mart’ı kadının hakları ve statüsü açısından gelinen noktayı göstermek, toplumun ve karar vericilerin dikkatini bu konuya çekebilmek için bir fırsat olarak değerlendirmek gerektiğine inanıyoruz.

Toplumsal cinsiyet eşitliğine zemin hazırlayan en önemli sözleşme, Birleşmiş Milletler tarafından 1979 yılında hazırlanan ve ülkelerin onayına sunulan “Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi”dir. Sözleşme ile taraf devletlere toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması ve kadınlara yönelik her türlü ayrımcılığın ve görünümlerin tasfiye edilmesi için gerekli her türlü önlemi alma konusunda sorumluluk verilmiştir. CEDAW Komitesinin 1992 tarihli kararında da kadına yönelik şiddetin toplumsal cinsiyete dayalı bir ayrımcılık biçimi olduğu ve insan haklarının kullanılmasını engellediği ifadesi yer almıştır.

1993 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun Kadınlara Karşı Şiddetin Tasfiye Edilmesine Dair Bildirisi’nde kadına karşı şiddet; “ister kamusal isterse özel yaşamda meydana gelsin, kadınlara fiziksel, cinsel veya psikolojik zarar veya ıstırap veren veya verebilecek olan cinsiyete dayanan bir şiddet eylemi veya bu tür eylemlerle tehdit etme, zorlama veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma” olarak tanımlanmıştır. Bildiride fiziksel, cinsel, psikolojik, ekonomik ve sözlü istismar ile namus cinayetleri, tecavüz, cinsel taciz, gıda kaynaklarından yoksun bırakma, sağlık hizmetlerine erişimin sınırlandırılması ve kız çocuklarının cinsel istismarı gibi birçok konu kadına yönelik şiddet olarak alınmıştır.

1995’te Pekin’de yapılan Dördüncü Dünya Kadın Konferansı, ardından Pekin+5 ve Pekin+10 konferansları ve 2000’de Birleşmiş Milletler tarafından ortaya konan ve ülkemizin de kabul ettiği “Bin Yıl Kalkınma Hedefleri” ve 2015’de de “Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri”; toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması ve kadına yönelik şiddetle mücadele edilmesi için devletlere yükümlülükler getirmiştir.

Avrupa Konseyi’nin kadınlara yönelik şiddeti ve aile içi şiddeti önlemek amacıyla hazırladığı, İstanbul Sözleşmesi olarak anılan ve 2011 yılında İstanbul’da imzalanan “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”nin onaylanması Türkiye için çok önemli bir adım olarak kabul edilmektedir. İstanbul Sözleşmesi’nin şartları, Türkiye’nin de imzalayarak taraf olmasıyla 1 Ağustos 2014 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiştir. Türkiye’de bu sözleşmeye dayanılarak hazırlanan ve 8 Mart 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’da da sözleşmede yer alan şiddet tanımı benimsenmiştir. Sözleşme ayrıca; taraf devletlerin toplumsal cinsiyet eşitliği, kadına yönelik şiddet ve karşılıklı saygı konularını ilk, orta, lise, üniversite gibi her düzeydeki eğitim müfredatına eklemelerini zorunlu kılmakta; kadınların şiddete maruz kalmadan ve şiddet mağduru olduktan sonra korunmasıyla ilgili düzenlemelere yer vermekte ve şiddet mağdurlarına ücretsiz hukuksal destek sağlanmasını öngörmektedir.

Bugün, siz Değerli Basın Mensupları aracılığıyla, uluslararası normlara ve standartlara göre oluşturulmuş bütün uluslararası belgeleri, bu belgeleri imzalayan Türkiye Cumhuriyeti’nin yükümlülüklerini ve Anayasamızın eşitliğe ilişkin maddelerini bir kere daha vurgulamak ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddetle ve ayrımcılıkla mücadele etmek için kurumlara görevlerini anımsatmak istiyoruz.

 

Bianet’in derlediği 2018’e basına yansımış ait verilere göre, 2018'de en az 255 kadın, aralarında üç bebeğin de olduğu en az 20 çocuk ve cinayet sırasında kadınların yanında olan en az 39 erkek öldürülmüştür. Erkekler; 61 kadına tecavüz etmiş, 188 kadını taciz etmiş, aralarında kız çocuklarının da olduğu en az 516 kadına zorla seks işçiliği yaptırmış, 347 kız çocuğuna cinsel istismarda bulunmuş, en az 380 kadını da yaralamıştır. Son beş yılda öldürülen kadın sayısı 1371, yaralanan kadın sayısı da 2075’tir.

Ülkemizde bugün gelinen noktayı anlamak için şu verilere bakmak yeterli olmaktadır: Türkiye, 2018 Küresel Toplumsal Cinsiyet Uçurumu Endeksi’ne göre ise, ne yazık ki 149 ülke içinde 130. sırada yer almaktadır (sıralamada yükseldikçe açıklık azalmaktadır). Bu endeksin alt gruplarındaki duruma baktığımızda; Türkiye çalışma yaşamına katılımda 131., karar verme süreçlerine katılımda 113., eğitim olanaklarına erişimde 106., sağlıkta ise 67. sırada yer almaktadır.

Bu veriler, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamada tüm kurum ve kuruluşlara ne kadar büyük sorumluluklar düştüğünü bir kere daha ortaya koymakta, Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitliğinin her alanda sağlanmasının önemini göstermektedir.

Türk Tabipleri Birliği’nin 68. Büyük Kongresinde kabul ettiği, mesleğin tüm alanlarında toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı anlayışı yaşama geçirmeyi ve buna ilişkin faaliyetler yürütmeyi taahhüt eden “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Tutum Belgesi” aynı zamanda hekimlerin ve tüm sağlıkçıların sağlıklı bir gelecek için de rehberidir.

Dünya Sağlık Örgütü; anayasası olarak kabul edilen ve 1948’den beri kullanılan tanımıyla “Sağlık; sadece hastalık ve sakatlığın olmayışı değil, aynı zamanda fiziksel, ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik halidir” der ve ardından sağlığın belirleycilerini şöyle sıralar: Gelir ve sosyal statü, iş, eğitim, sosyal çevre, fiziksel çevre, sağlıklı çocuk gelişimi, kişisel sağlık uygulamaları ve alışkanlıkları, sağlık hizmeti sunucuları, sosyal destek ağı, biyoloji ve genetik, kültür ve toplumsal cinsiyet…

Temel bir insan hakkı olan Toplumsal Cinsiyet Eşitliği kavramı, kadınların ve erkeklerin eşit hak ve yükümlülüklere sahip olmaları, tüm kamusal ve özel yaşama eşit katılmaları demek olup aynı zamanda kadına yönelik şiddetin önüne geçilebildiği, günün her saatinde sokaklarda yürüme ve toplu taşım kullanma özgürlüğünün olabildiği, kız çocuklarının okula gitme hakkını kullanabildiği ve erken yaşta evliliklerin engellenebildiği olanaklar ile eşit eğitim, eşit iş, eşit adalet uygulamalarını da kapsamaktadır.

Toplumsal cinsiyet eşitliği olmadan sağlıklı bireyler olmaz, sağlıklı bir toplum olmaz. Bu nedenle toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda her bireyi bilinçlendirmek, farkındalıkları arttırmak hem mesleksel hem de toplumsal görevimizdir. Toplumsal cinsiyete dayalı tüm göstergelerin iyileştirilmesini, yasalar ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış olan hakların korunmasını, eksik olan düzenlemelerin acil olarak yerine getirilmesini istiyoruz.

Biz kadın hareketinin tarihini yazmaya devam eden kadınlar; bu Sekiz Mart birlik mücadele ve dayanışma gününde yine kızkardeşlerimizle birlikteyiz; kadınları yok sayan beden politikalarına, kadına yönelik şiddete, kadın cinayetlerine, kadınlara yönelik her türlü baskı ve ayrımcılığa, güvencesiz ve esnek çalışmaya karşı kadın dayanışmasının bir parçası olmaya, toplumsal cinsiyet eşitliğinin her alanda sağlanması için mücadeleye ve her yerde isyanımızı dile getirmeye devam edeceğiz!

Bu konudaki karalılığımızdan asla geri adım atmayacağız!

Toplumsal eşitlik olmadan toplumsal gelişim olmayacaktır!

Yaklaşan yerel seçimlerde de oyumuz; Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ilkelerini savunan, bu ilkeler doğrultusunda stratejik eylem planlarını oluşturan, “toplumda cinsiyet eşitliğini destekliyorum” diyen adaylaradır. Sokaklarında özgürce dolaşabileceğimiz, toplu taşım araçlarında kaygısızca seyahat edebileceğimiz, öldürülmeyeceğimiz kadın dostu kentler talep ediyoruz.

8 Mart 2019’da Dünya Kadınlar Gününde “Başka bir dünya olanaklıdır!” diyerek meydanlardayız!

Yaşasın Kadın Dayanışması!

Ankara Tabip Odası Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Komisyonu

Ankara Kadın Diş Hekimleri Komisyonu

Ankara Veteriner Hekimler Odası Kadın Komisyonu

Sağlık ve Sosyal hizmet Emekçileri sendikası Ankara Şube kadın Sekreterliği

 

 

 


mamak halı yıkama çankaya halı yıkama