Hukuk Bürosu Faaliyetleri

Kanun Hükmünde Kararname ile görevden çıkarılan kişilerin izleyebilecekleri hukuki başvuru yolları

Bilindiği üzere 21.07.2016 tarih ve29777 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Bakanlar Kurulu Kararı ile Olağanüstü Hal ilan edilmiş, bu tarihten sonra çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler ile hekimler de dahil olmak üzere kamuda çalışan birçok kişi kamu görevinden çıkarılmıştır.

Bu işlemlerin muhatabı olan kişilerce iç hukukta başvurulması gereken yargı yolu konusunda tartışmalar yaşanmış; bazıları Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yoluna, bazıları idare mahkemesinde iptal davası yoluna, bazılarıysa işlemin bir Bakanlar Kurulu kararı olmasından hareketle Danıştay’a başvurmuştur.

TTB tarafından, kamu görevinden çıkarılan hekimler için, hem terör örgütleri ile irtibatlı olarak değerlendirme işlemi hem de görevden çıkarma işleminin iptali için aynı dilekçe ile İdare Mahkemelerine, dava açılabileceği değerlendirilmiş, bu yönde örnek dilekçe hazırlanmıştır. Ayrıca eş zamanlı olarak iç hukuk yolunun kapalı tutulması olasılığı dikkate alınarak doğrudan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bireysel başvuru yapılabileceği belirtilmiştir.

Geçtiğimiz hafta sonunda, Danıştay 5.Dairesi web sayfasında, KHK ile görevden çıkarılmaya dayanan uyuşmazlıklarda idare mahkemelerinin görevli olduğuna ilişkin üç adet örnek karar yayınlamıştır.

İlgili yargı kararları ile kamu görevinden çıkarılan akademisyen ve diğer kamu sağlık kuruluşlarında çalışan hekimler yönünden hazırlanmış iki örnek dilekçe için tıklayınız.

 

ARALIK 2016 ATO HUKUK BÜROSU ÇALIŞMA RAPORU

2016 yılının son ayında hukuk büromuz tarafından; odamıza sözlü yada yazılı başvuruda bulunan toplam 36 hekimimize, çeşitli konularda hukuki danışmanlık ve destek sunulmuş, sorunlarının çözümüne yada bilgi istemlerine yönelik hukuki katkıda bulunulmaya çalışılmıştır.

Aralık ayı içerisinde, görevi başında şiddete maruz kalan 4 hekimimiz, hukuki yardım talebiyle odamıza başvuruda bulunmuş ve hekimlere yönelik şiddete karşı hukuki destek ve mücadele çalışmamız kapsamında bu hekimlerimize gerekli hukuki yardım ve destek sunulmuştur. Aralık ayında yaşanan bu şiddet olayları içinde biri, hekimimize yönelik ağır bir darp eylemini içermekte olup, bu saldırı sonucu hekimimiz yaralanmıştır. Aynı çalışma kapsamında odamız hukuk bürosu tarafından takip edilen ceza davalarından biri bu ay içinde sonuçlanmış olup; tanık beyanlarında çelişkiler olduğu gerekçesi ile hekimimize şiddet uygulayan sanıklar hakkında beraat kararı tesis edilmiştir. Bu karara karşı hukuk büromuz gerekli kanun yollarına ivedilikle başvurmuştur. Yine aynı çalışma kapsamında, bir hekimimizin görevi başında maruz kaldığı ve cinsel taciz niteliği taşıyan sözlü şiddet olayı ile ilgili hukuk büromuz tarafından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na bir suç duyurusunda bulunulmuş, şiddet uygulayan hasta yakını hakkında adli soruşturma açılması sağlanmıştır.

Kamuda görev yapan hekimlerimizden gelen başvurular içinde, yayımlanan OHAL KHK'ları  veya OHAL kapsamında başlatılan soruşturmalar vesilesi ile, haklarında ihraç veya açığa alma işlemi tesis edilen hekimlerimizin başvuruları ve yaşadıkları mağduriyetler, yine ağırlıktadır. Öte yandan yine mecburi hizmet uygulamasından ve eş durumu atama taleplerinin reddinden kaynaklanan mağduriyetler de Aralık ayında ağırlıklı başvuru gündemleri içinde yer bulmuştur. Aralık ayı başvuruları içerisinde, asistan hekimlerimizin uzmanlık eğitimi süreçlerinde karşılaştığı sorunlar da dikkat çekmektedir.

Özel hekimlik alanında ise, yine çok sayıda hekimimizin özel sağlık kuruluşları ile imzalayacakları sözleşmeleri, bu ay içinde de öncelikle hukuk büromuz tarafından incelenmiş ve hekimlerimiz lehine gerekli değişikliklerin ve iyileştirmelerin yapılması sağlanmıştır. Aynı kapsamda çalışma yaşamına dair sorunlar yaşayan hekimlerimizin hak arayışlarına gerekli katkı ve destek bu ay içinde de sunulmuştur.

Aralık ayı içerisinde, bir kez Hacettepe Üniversitesi'nde, ayrıca bir kez de odamız mekanında gerçekleştirilen toplam 2 toplantıda yer alınarak, intörn hekimlerimize çeşitli konularda hukuki bilgilendirme sunumları yapılmıştır.

2017 yılının daha fazla sağlık, mutluluk ve adalet getirmesini dileriz.

ATO HUKUK BÜROSU 2016-2018 dönemi faaliyet raporu

Ankara Tabip Odası Hukuk Bürosu’nun, 2016 Mart ayından 2018 Mart ayına uzanan iki yıllık çalışma dö-
nemi; sağlık alanında öteden beri yaşanan ve bir anlamda kronikleşmiş sorunlar ile sürmekte olan “olağanüstü
hal” (OHAL) rejiminden kaynaklı güncel sorunlarla, hekimlerimizin öznel hak ve kazanımları ile kamunun sağ-
lık hakkı nezdinde ciddi kayıpların ve mağduriyetlerin gündemi belirlediği; ancak buna karşılık etkin ve yoğun
bir hukuki çalışmanın ve mücadelenin de yaşama geçirilmeye çabalandığı bir süreci resmetmektedir. Meslek
örgütümüzün, Anayasa’nın 135’inci maddesi ile 6023 Sayılı Türk Tabipleri Birliği (TTB) Yasası hükümleri
uyarınca, hekimlerimizin hak ve menfaatlerini ve bunun yanında halkın sağlık hakkını koruma ve savunma yü-
kümlülüğü, hukuk büromuzun çalışmalarındaki temel ilke ve kılavuzu oluşturmaya devam etmiştir. Hukuk bü-
romuz, önceki çalışma dönemlerinde olduğu gibi, ağırlıklı olarak “kamu hekimliği”, “özel hekimlik” ve “mesleki
disiplin soruşturmaları” alanlarında görevlendirilen üç avukatı ile etkin hukuki çalışmalarda bulunmuştur.
Bilindiği üzere odamız hukuk bürosunun ağırlıklı çalışma başlığını, hekimlerimize yönelik hukuki danışmanlık
ve destek hizmeti sunumu oluşturmaktadır. Odamız, ihtiyaç duyan hekimlerimizin bir hukukçuya ve çözüm
amaçlı güncel hukuki bilgiye kolaylıkla ve masrafsız ulaşabilmesi noktasında, oda hukuk bürosu bünyesinde
istihdam ettiği hukukçuları ile, anılan hukuki danışmanlık ve destek hizmeti sunumunu yapılandırmış olup,
sürdürmektedir. Bu kapsamda anılan iki yıllık süreçte yaklaşık 800 başvuru gerçekleşmiş olup, hekimlerimizin
çeşitli konulardaki hukuki bilgi ve destek taleplerine bu doğrultuda yanıt verilmeye, onlara yardımcı olunmaya
çaba gösterilmiştir. Hukuki danışmanlık hizmetimiz, ağırlıklı olarak randevu usulü ile odamız hukuk bürosunda
yapılan yüz yüze görüşmelerle gerçekleştirilmekte, böylelikle daha nitelikli bir hizmet sunumu amaçlanmaktadır.
Ancak bunun yanında telefon ya da e-posta yoluyla yapılan başvurular da hukuk büromuz tarafından yanıtlanmaktadır. Öte yandan hukuk büromuz, odamız bünyesindeki komisyonlara ve çalışma gruplarına da
doğrudan hukuki danışmanlık hizmeti sunmuş bulunmaktadır.
Hekimlere ve diğer sağlık çalışanlarına yönelik şiddet, ne yazık ki halen yakıcı bir sorun başlığı olmayı sürdürmekte
ve hukuk büromuzun çalışmalarında öncelikli bir yer tutmaktadır. Bu nedenle, şiddete maruz kalan hekimlerimize
hukuki destek sunumunu temel alan, aynı zamanda talepte bulunan hekimlerimiz adına yaşanan
şiddet olaylarının adli takibini de içeren bir diğer yerleşik çalışmamız, hukuk büromuzun anılan çalışma döneminde
öne çıkan bir diğer çalışma başlığını oluşturmuştur. Geride kalan iki yıllık çalışma döneminde toplam
43 hekimimiz; görevi başında sözlü ve/veya fiziksel şiddete maruz kaldığı için “ATO Şiddet Bildirim Hattı”na
ve devamında odamız hukuk bürosuna başvuruda bulunmuş, odamız hukuk bürosu tarafından kendilerine
gerekli hukuki destek sunulmuştur. Şiddet olayları ile ilgili yargı mercileri nezdinde görülmekte olan ve hukuk
büromuzca takip ettiğimiz adli süreçler kapsamında ise, geçen süreçte hekimlerimizi temsilen 43 duruşmaya
ve/veya ifade işlemine girilmiştir. Bu kapsamda hukuk büromuz tarafından takip edilen 15 ceza davası ise,
anılan iki yıllık süreç içerisinde sonuçlanmış olup; bu davaların 12 sinde, hekime şiddet uygulayan failler hakkında
çeşitli cezalardan mahkumiyet kararları verilmiş bulunmaktadır. Failler hakkında beraat kararı verilen
yargılamalarda ise, gerekli kanun yolu başvuruları usulünce yapılmıştır. Yine aynı çalışma kapsamında bir çok
şiddet olayı, odamız hukuk bürosu tarafından hazırlanan suç duyuruları ile savcılık makamlarına iletilmiş, suç
failleri hakkında ceza davaları açılması sağlanmıştır.
Hekimlerimize yönelik şiddet olaylarını meşru gösteren ve teşvik eden sosyal paylaşım mesajları ya da yazılı
ve görsel basın-yayın kuruluşlarında yer alan haber ve sair yayınlar da, bu süreçte odamız hukuk bürosunun
takibinde olmuş; bu kapsamda bir özel hastane ve bir kamu hastanesinde yaşanmış olayların devamında, bu
yolda paylaşılan olumsuz mesajlara karşı, hukuk büromuz tarafından adli makamlar nezdinde suç duyurularında
bulunulmuştur. Öte yandan kimi basın-yayın kuruluşlarının haber ya da diğer programlarında gözlenen
olumsuz yayınlara yönelik, bunların durdurulması ve tekrarının önlenmesi amacıyla, Radyo ve Televizyon Üst
Kurulu (RTÜK) ile ilgili basın-yayın kuruluşları nezdinde hukuki girişimler de yapılmıştır.
Odamız hukuk bürosunun, şiddete maruz kalan hekimlerimize sunduğu hukuki destek, aynı zamanda yaşanan
olaylarda hekimlerimiz aleyhinde gündeme gelen adli ve/veya idari süreçleri de kapsamakta olup; görevi ba-
şında şiddete maruz kalan, ancak kamu makamları veya adli makamlar tarafından kendileri hakkında da idari
ve/veya adli soruşturmalar başlatılan çok sayıda hekimimize, bu kapsamda etkin hukuki destek sunulmuş;
hukuki savunmaları ve sair adli süreçleri avukatlarımızca üstlenilmiştir. Öte yandan, Ankara’da yaşanan şiddet
olaylarına kolluk güçlerinin ve/veya idari makamların gerekli ve yeterli müdahalesinde ihmal ve gecikme
gösterdiğine dair elde edilen bilgi ve yakınmalar üzerine, odamız tarafından Ankara Valiliği ve kimi hastane
yönetimleri nezdinde girişimlerde de bulunulmuş olup, bu konudaki yazışmalara hukuk büromuz tarafından
gerekli hukuki destek sunulmuştur.
Yine şiddete karşı mücadele çalışmalarımız kapsamında, hekimlerimize ve diğer sağlık çalışanlarına yönelik
şiddet olaylarının, aynı zamanda 6331 Sayılı Kanun ile 5510 Sayılı Kanun kapsamında birer “iş kazası” olarak
değerlendirilmesi yolunda elde edilen güncel kazanımlar üzerine, hukuk büromuz tarafından bir bilgilendirme
ve talep yazısı hazırlanarak, Ankara merkezindeki hastane başhekimliklerine gönderilmiştir.
Geride kalan iki yıllık çalışma döneminde, kamuda görev yapan hekimlerimizden hukuk büromuza gelen baş-
vurular içinde, süre gelen OHAL uygulamasının yol açtığı mağduriyetler, şüphesiz öne çıkan başlık olmuştur.
15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi sonrası uygulamaya konulan ve süreklilik kazanarak bir anlamda “olağanlaştırılan”
OHAL rejiminin, temel hak ve özgürlükler ile demokratik standartlar nezdinde yol açtığı keyfiyet ve
mağduriyetler; her ülke yurttaşı gibi hekimlerimizi de çeşitli biçimlerde etkilemiş ve onları, ağır hak yoksunlukları
ile karşı karşıya bırakmış bulunmaktadır.
Bu kapsamda öncelikle, OHAL kapsamında çıkarılan kanun hükmünde kararnameler (KHK) ile kamu gö-
revlerinden ihraç edilen hekimlerimize yönelik olarak, kendilerinin başvuru ve talepleri üzerine; yargı mercilerine
ve devamında, sonraki yasal düzenlemeler ile varlık kazanan “Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme 

Komisyonu”na itiraz başvuruları başta olmak üzere; sürece dair itiraz, savunma, dava vb. işlemlerine yönelik
etkin ve doğrudan hukuki danışmanlık ve destek hizmeti sunulmaya çabalanmıştır. Hukuk büromuzda yapılan
yüzyüze görüşmeler yanında, hekimlerimize daha nitelikli ve yerinde bir hukuki yardım sunabilmek amacıyla;
bu kapsamda düzenlenen bilgilendirme toplantılarında da yer alınmıştır. Özellikle OHAL KHK’ları ile ihraç-
lar konusunda hekimlerimize daha nitelikli ve yerinde bir hukuki yardım sunabilmek amacıyla, TTB Merkez
Hukuk Büromuzun ev sahipliğinde gerçekleştirilen ve hukuk bilim insanları ile uygulamada yer alan uzman
hukukçuların katıldığı çalıştaylarda da yer alınarak; kamudan ihraçlar ve hukuki çözüm yollarına dair görüş
alışverişinde bulunulmuş, rasyonel bir hukuki yol ve yöntem arayışına katkı sunulmuştur.
OHAL sürecinin yol açtığı sorunlar, yalnızca kamu görevinden ihraçlarla sınırlı olmayıp; çalıştıkları özel sağlık
kuruluşları veya eğitim gördükleri ya da görev yaptıkları tıp fakülteleri kapatılan, kamudan ihraç edilmeleri
sonrası özel sağlık kuruluşlarında çalışma noktasında keyfi engellemelerle karşılaşan, yıllık izinlere veya kamudan
ayrılma hakkına getirilen sınırlamalara maruz kalan, ihraçlar sonrası emeklilik ve sosyal güvenlik haklarında
keyfi mağduriyetlere maruz bırakılan, yurt dışına çıkış ve seyahat özgürlüğü kısıtlanan hekimlerimize
de, bu kapsamda hukuki danışmanlık ve destek hizmeti sunulmuştur. Yine OHAL kapsamında çıkarılan 674
Sayılı KHK hükmü ile, üniversitelerde ÖYP kapsamındaki öğretim yardımcılarının statülerinde yapılan aleyhe
değişikliğe dair de hukuki çalışma ve bilgilendirmeler yapılmıştır.
OHAL kapsamında çıkarılan 676 Sayılı KHK ile, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun “devlet memurluğuna
alınmanın şartları”nı düzenleyen 48’inci maddesine eklenmiş bulunan “güvenlik soruşturması ve/veya
arşiv araştırması yapılmış olmak” şartı ve yol açtığı keyfi uygulamalar, yine OHAL rejiminin hekimlerimiz nezdinde
yol açtığı bir diğer öne çıkan mağduriyet başlığıdır. Tıp fakültelerinden mezuniyetleri ya da uzmanlık eğitimlerini
tamamlamaları sonrasında kamuda hekimlik mesleğini icra etme isteğinde ve aynı zamanda bilinen
“mecburi hizmet” uygulaması kapsamında yükümlülüğünde bulunan hekimlerimiz, bu düzenleme nedeniyle
uzun süre kamuda göreve başlatılmamışlar ve şüphesiz bu uygulama aynı zamanda kamu nezdinde, ağır bir
mağduriyete yol açmıştır. Nitekim geçen süreçte hukuk büromuza sözlü ve ya yazılı yakınmada bulunan çok
sayıda hekimimiz, 6-7 ay gibi bir zaman süreci geçtiği halde anılan güvenlik soruşturmalarının tamamlanmadığı
gerekçesi ile halen göreve başlayamadıklarını, üstelik mecburi hizmet yükümlülüğünü yerine getirmemiş
olmaktan kaynaklı mesleklerini bir başka yerde icra da edemediklerini, bu nedenle maddi ve manevi anlamda
ciddi kayıplar yaşadıklarını dile getirmişlerdir. Hukuk büromuz, hukuki gerekler yanında akıl ve vicdan ile de
bağdaşmayan bu uygulamaya dair, hekimlerimize bireysel hukuki danışmanlık hizmeti sunumu vermiş ve bunun
yanında, konuyla ilgili hukuki görüş yazıları hazırlayarak, hekimlerimizin faydalanmasına ve aynı zamanda
ilgili kamu otoritelerinin dikkatine sunmuştur. Bu kapsamda TTB ve odamız tarafından ilgili kamu makamları
nezdinde konuya dair görüşmeler de gerçekleştirilmiş olup, bu konuda hukuk büromuz tarafından gerekli hukuki
destek de verilmiştir.
Yine anılan “güvenlik soruşturması ve/veya arşiv araştırması yapılmış olmak” şartının yol açtığı mağduriyetler
kapsamında, özellikle 76’ncı ve 77’nci dönem mecburi hizmet atamalarında çeşitli kamu sağlık kuruluşlarına
yerleştirilen kimi hekimlerimiz nezdinde, memuriyete kabul edilmediklerine ve atamalarının yapılmadığına dair
bildirimlerde de bulunulmuştur. Hukuk büromuz, keyfi bulduğumuz bu işlem ve tasarrufa karşı, hekimlerimiz
lehine emsal yargı kararları da elde etmek amacıyla; memuriyete kabul edilmeyip ataması yapılmayan 4 hekimimiz
adına ve Sağlık Bakanlığı aleyhine idari yargı nezdinde iptal davaları açmış, aynı zamanda bu davalarda
yürütmenin durdurulmasını da talep etmiş bulunmaktadır. Geride kalan Mart ayında açılan bu davalar, Ankara
İdare Mahkemeleri nezdinde halen görülmektedir.
Öte yandan, OHAL KHK’ları ile kamu görevlerinden ihraç edilen hekimlerimizin, yasal koşulları taşıdıkları
ve engel bir durumları da olmadığı halde işyeri hekimliği yapmalarının önüne çıkarılan keyfi engellemeler,
yine bir diğer sorun başlığıdır. Bu kapsamda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından, hukuki ve
vicdani gereklere aykırı bir keyfiyet yaşama geçirilmekte, birçok hekimimiz nezdinde ağır mağduriyetlere yol
açılmaktadır. Sorunun çözümüne yönelik ilgili bakanlık nezdinde, TTB’nin ve odamızın girişimleri sürerken;
hukuk büromuz, bu kapsamda başvuru ve yakınmalarda bulunan hekimlerimize yönelik hukuki danışmanlık ve

destek sunmuştur. Öte yandan, ilgili bakanlık tarafından bu konumdaki hekimlerimizden talep edilen kimi adli
evrakla ilgili olarak, odamız hukuk bürosu tarafından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ile bir şifai görüşme de
gerçekleştirilmiş; uygulamanın usule aykırılığına dair elde edilen bilgiler, hekimlerimiz ve ilgili bakanlık birimleri
ile paylaşılmıştır. Bilinmelidir ki, “hukuk devleti”nin de yapı taşları arasında yer alan temel bir Anayasal ilke
olarak hiç kimse, masumiyetini ispat ile yükümlü değildir.
Kamuda görev yapan hekimlerimizden hukuk büromuzun gündemine getirilen ve hukuki destek sunup, çözüm
arayışına katkı verdiğimiz diğer sorun başlıkları içinde; hekimlerimiz hakkında açılan keyfi idari ve/veya adli
soruşturmalardan, keyfi geçici görevlendirme veya nöbet uygulamalarından, mobing niteliğindeki baskı ve ayrımcılık
temelli keyfi uygulamalardan, mecburi hizmet uygulaması ve eş durumu atama taleplerinin reddinden
kaynaklanan mağduriyetler, diğer ağırlıklı konu başlıklarını oluşturmuştur.
Geride kalan iki yıllık süreçte, özellikle “Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşları Atama ve Yer Değiştirme Yö-
netmeliği” lafzında yapılan çok sayıdaki aleyhte değişiklikler ile, meslek örgütümüz veya ilgililer tarafından
açılmış davalar yoluyla elde edilen hukuki kazanımlar büyük ölçüde yok sayılmıştır. Gelinen noktada kamuda
görev yapan hekimlerimiz, diğer kamu personeli ve kamu sektörleri nezdinde benzeri görülmeyen bir ağırlıkta,
eş durumu atamalarında ve aile birliğinin tesisinde ağır mağduriyetler yaşamaktadırlar. Bu kapsamda hukuk
büromuza başvuran, talep ve yakınmada bulunan hekimlerimize ve ailelerine, gerekli hukuki danışmanlık
hizmeti verilmiş, gereğinde yargı mercileri nezdinde hak arayışına girmeleri için hukuki yardım ve destek de
sunulmuştur.
Kamuda görev yapan ve haklarında idari soruşturmalar ve yaptırımlar uygulanan hekimlerimize de, talepleri
doğrultusunda odamız hukuk bürosu tarafından hukuki danışmanlık hizmeti verilmiş, gereğinde bu hekimlerimizin
savunmalarına ve devamında gerçekleşen adli süreçlerine de doğrudan hukuki katkıda bulunulmuştur.
Bu kapsamda hukuk büromuz tarafından hekimlerimiz adına açılıp takip edilen iki dava da, halen sürmektedir.
Öte yandan anılan idari soruşturmalarda sıklıkla gözlenen keyfiyet ve usulsüzlükler dikkate alınarak; kamuda
görev yapan hekimlerimizin muhatap oldukları idari soruşturmalarda sahip oldukları temel haklara ve uyulması
gereken usule dair bir hukuki bilgi yazısı hazırlanmış ve hekimlerimizin yararlanmasına sunulmuştur. Yine bu
alanda yaşanan sorunlara dikkat çekmek ve idari makamları, hukuka ve usule uygun davranmaya davet etmek
amacıyla, idari makamlar nezdinde başlatılan girişimlere de hukuki katkıda bulunulmuş; idari soruşturmalarda
sergilenen keyfiyet ve usulsüzlükler konusunda idari makamlar, hukuki dayanakları ile yazılı olarak bilgilendirilmiş
ve uyarılmıştır.
Yeri gelmişken, kamuda ancak aynı zamanda özelde de çalışan hekimlerimizin maruz kaldığı adli ve/veya idari
soruşturmalarda öne çıkan başlığın, “malpraktis” ya da “tıbbi kötü uygulama” adıyla anılan tıbbi ve hukuki
alana özgü sorunlar ve bu alanda hekimlerimize yönelik suçlamalar olduğunu da ayrıca ifade etmek gerekir.
Bu nedenle suçlanan ve adli ya da idari yaptırım tehdidi ile karşı karşıya kalan hekimlerimizin sayısında ciddi
bir artış söz konusudur ve geride kalan çalışma döneminde hukuk büromuz, bu yolda başvuruda bulunan çok
sayıda hekimimize hukuki danışmanlık ve destek sunmuş bulunmaktadır. Ancak bu alanda yaşanan söz konusu
sayısal artışın nedenine dair gözlemimiz, kamuoyunda ve adli merciler nezdinde hekimlerimiz aleyhinde bir
algının ve önyargının giderek hakim oluşu ve sağlık sisteminin giderek büyüyen yapısal sorunlarından kaynaklı
mağduriyetlerin de, bir kolaycılıkla ilk elden hekimlerimize suçlama olarak yönelmesi gerçeğidir. Odamız hukuk
bürosu, geride kalan çalışma döneminde, anılan “malpraktis” suçlamalarına maruz kalan hekimlerimize
yönelik, özellikle ceza hukuku alanında deneyimli hukukçularımız ile gerekli hukuki desteği sunmaya, hekimlerimizi
bu yoldaki hakları ve usule dair bilgilendirmeye de çabalamıştır.
Kamuda görev yapan hekimlerimize yönelik keyfi nöbet uygulamaları da, önceki yıllarda olduğu gibi bir diğer
ağırlıklı konu başlığıdır. Bu konuda da, mağdur olan hekimlerimize yönelik hukuki bilgilendirmeler yanında,
kimi uygulamalara karşı yargı organları nezdinde davalar da açılıp takip edilmiştir. Bu kapsamda; Yüksek
İhtisas Hastanesi’nde görev yapan yan dal asistanlarına dayatılan keyfi acil nöbeti uygulamasına son verilmesi
amacıyla Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu’na karşı açtığımız ve Ankara 10. İdare Mahkemesi’nde
2015/1089 Esas no’su ile görülen iptal davasında, savunmalarımız doğrultusunda lehimize iptal kararı verilmiştir. Bir diğer davada, Dr. Abdurahman Yurtaslan Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde
halen bir kısım asistan hekim nezdinde acil serviste nöbet tutturulması uygulamasına devam olunması üzerine,
bu uygulamaya son verilmesi talebiyle Türkiye Kamu Hastane Kurumu’na karşı açtığımız ve Ankara 14. İdare
Mahkemesi’nde 2015/2283 Esas no’su ile görülmekte olan davamızda da lehimize bir iptal kararı tesis
edilmiştir. Odamızın, 2012 yılında Ankara EAH’da görev yapan asistan hekimlere acil nöbeti tutturulması uygulamasına
karşı açtığı ve emsal karar ile lehimize sonuçlanan, devamında davalı Sağlık Bakanlığı tarafından
Danıştay’a taşınan iptal davamızda ise; davalı Sağlık Bakanlığı’nın karar düzeltme istemi Danıştay 2. Dairesi
tarafından lehimize ret edilmiş, böylece bu yargılama süreci de kesin hükümle lehimize sonuçlanmıştır. Öte
yandan benzer bir uygulamaya dair aleyhe verilen bir davanın reddi kararı da, hukuk büromuz tarafından Danıştay’a
temyiz edilmiştir.
Yine kamuda görev yapan hekimlerimize; kongre, konferans, workshop, seminer ve sempozyum gibi bilimsel/mesleki
toplantılara katılmaları için verilecek izinlerin, yasal hakları olan yıllık izinlerinden düşülmesi
şeklinde, idari makamlar tarafından belirlenen hukuka aykırı usule dair, odamız tarafından başlatılan girişimlere
gerekli hukuki destek sunulmuş; bu uygulamaya karşı bir yazılı itiraz/talep başvurusu hazırlanmış ve aynı
zamanda dava hazırlıklarına da başlanmıştır. Devamında idare, yazılı başvurumuza verdiği yanıt ile hukuka
aykırı bulduğumuz bu uygulamadan kısmi olarak vazgeçildiğini beyan etmiş, böylelikle hekimlerimizin yıllık
izin haklarının korunmasında başarı elde edilmiştir. Öte yandan, asistan hekimlerimizi ilgilendiren bir gelişme
olarak, Sağlık Bakanlığı kadrosunda olup da üniversitelerde uzmanlık eğitimi gören asistanlara döner sermaye
ek ödemesi yapılmasına dair, Samsun Bölge İdare Mahkemesi 3. İdari Dava Dairesi tarafından tesis edilen
güncel bir emsal karar üzerine, asistan hekimlerimizin yararlanması amacıyla bir örnek talep yazısı hazırlanmış
ve kullanıma sunulmuştur.
Odamız, kimi üniversiteler ile bakanlığa bağlı hastaneler arasında tesis edilen işbirliği ve birlikte kullanım uygulamalarını
da, bu konuda yaşanan ciddi mağduriyetler ve gelen yakınmalar üzerine geçen süreçte takibe almış;
nitekim Yenimahalle Devlet Hastanesi ile Yıldırım Beyazıt Üniversitesi arasında akdedilen işbirliği protokolüne
dair valilikten bilgi ve belge talep edilmiştir. Ancak bu talebimizin reddi üzerine Ankara Valiliği aleyhine bir
iptal davası açılmış ve Ankara 17. İdare Mahkemesi’nde 2015/3191 Esas no’su ile görülen bu davada, savunmalarımız
doğrultusunda lehimize iptal kararı verilmiştir. Emsal nitelikteki bu karar ile yargı, hekimlik meslek
örgütü olan ve kamusal faaliyet yürüten tabip odalarının bilgi ve belge taleplerinin karşılanması gereğine bir
kez daha vurgu yapmış bulunmaktadır.
Hukuk büromuzun diğer bir çalışma alanı, yine ciddi hak kayıplarının ve mağduriyetlerin yaşanmakta olduğu
özel hekimlik alanıdır. Bu kapsamda, özel sağlık kuruluşlarında 4857 Sayılı İş Kanunu ve sair iş mevzuatına
tabi olarak çalışmakta olan hekimlerimizin yaşadığı mağduriyetlerde de, gözle görülür bir artışın yaşandığını
söylemek yanlış olmayacaktır. Bu alandaki sağlık hizmeti sunumunun; kamusal gerekler yerine asıl olarak
kar-zarar dengesine tabi tutulması ve serbest piyasa ekonomisinin bilinen emek karşıtı doğası; hukuki açıdan
işçi statüsünde çalışan hekimlerimiz nezdinde de ciddi sorunları doğurmaktadır.
Özel hekimlik alanında hukuk büromuz öncelikle, özel sağlık kuruluşlarında çalışacak hekimlerimizin işverenler
ile imzalayacakları iş sözleşmelerini incelemekte ve bu sözleşmelerde, hekimlerimiz lehine gerekli değişikliklerin
ve iyileştirmelerin yapılmasını sağlamaktadır. Bu kapsamda çok sayıda sözleşme, iş hukuku alanında
uzmanlığı bulunan hukukçularımız tarafından incelenmiş, gerekli hukuki müdahalelerde bulunulmuştur. Yine
bu çalışmamız kapsamında, kimi özel sağlık kuruluşları yöneticileri yani işverenler ve işveren avukatları ile
doğrudan görüşmeler veya toplantılar da yapılarak, hekimlerimize sunulan iş sözleşmelerinde ve sağlanan
haklarda iyileştirmeler yapılmasına yönelik hukuki girişimlerde bulunulmuştur.
Özel sağlık kuruluşlarında çalışan ve çalışma yaşamına dair sorunlar yaşayan hekimlerimizin hak arayışlarına
da gerekli katkı ve destek geçen süreçte etkin biçimde sunulmuştur. Bu kapsamda, emeklerinin karşılığı olan
ücretlerini tam ve zamanında alamama, keyfi biçimde işten çıkarılma, görev ve iş tanımı dışında çalışmaya zorlanma,
işveren veya diğer çalışanlar tarafından mobing teşkil eden baskı ve ayrımcılık niteliğindeki eylemelere
maruz kalma şeklinde, çalışma yaşamına dair çeşitli sorunlar yaşayan hekimlerimize hukuki danışmanlık ve destek hizmeti sunumu yapılmıştır. Aynı zamanda bu hekimlerimiz adına; gereğinde adlarına ihbar/ihtar, itiraz
ve sair adli evraklar da düzenlenmiştir. Tek tek hekimlerimize sunulan hukuki danışmanlık ve destek hizmeti
yanında; kimi özel sağlık kuruluşlarında sorunlar yaşayan hekimlerimize yönelik, odamız tarafından düzenlenen
bilgilendirme toplantılarında da yer alınmıştır. Hukuk büromuz, hekimlerimizin anılan sorunları yaşadığı
kimi özel sağlık kuruluşu yönetimlerine yönelik olarak odamızca yapılan yazışmalara ve görüşmelere de hukuki
katkı ve destek de sunmuş, işverenlerin hukuki ve vicdani gereklere uygun davranması yolunda uyarıcı olmuş-
tur. Nitekim bu kapsamda, bu çalışma raporunun kaleme alındığı an itibariyle halen bir özel hastane yönetimi
nezdinde girişimlerimiz sürmekte olup; bu özel hastanede çalışan hekimlerimizin uzun süredir ücretlerini eksik
alması, bu nedenle işten ayrılan hekimlerimize ise hak ettikleri tazminatlarının ve diğer mali haklarının halen
ödenmemiş olması, son derece kaygı verici bir gelişme olarak gündemimizde yer almaktadır. Hukuk büromuz
avukatları, bu özel hastanede mağduriyet yaşayan hekimlerimize talepleri doğrultusunda doğrudan hukuki
destek sunumuna da başlamış olup, gereğinde adlarına arabuluculuk başvuruları ve devamında iş davalarının
açılması süreçleri de üstlenilmiş durumdadır.
Odamız, özel hekimlik alanındaki adli uyuşmazlıklarda, yargı organları tarafından muhatap görülen bir bilgi ve
belge kaynağı işlevini de öteden beri sürdürmektedir. Nitekim iş mahkemeleri tarafından sıklıkla odamızdan
bu yolda bilgi ve belge isteminde bulunulmaktadır. Hukuk büromuz, bu yoldaki taleplerin karşılanmasında da
çalışmalarda bulunmuş, maddi ve hukuki olgular çerçevesinde yargı organları ile yazışmalar gerçekleştirmiştir.
Geçen süreçte bu kapsamda çoğunlukla iş mahkemelerinden gelen 90 talebe yanıt verilmiş bulunulmaktadır.
Yine özel hekimlik alanında, muayenehane açma ve muayenehanesinde hekimlik yapma noktasında, özellikle
idari makamlar ve tek yanlı belirlenen standartlar nezdinde sorunlar yaşayan hekimlerimize yönelik de,
doğrudan hukuki danışmanlık ve destek hizmeti sunumu yapılmıştır. Muayenehanelerde idari makamlar tarafından
yapılan denetimlerde yaşanan sorunlara ve hekimlerimize keyfi biçimde uygulanan yaptırımlara karşı
da, hukuki danışmanlık sunumunda ve hekimlerimizin hak arayışlarına destekte bulunulmuştur. Yine özellikle
muayenehanesi olan hekimlerimiz nezdinde, “e-nabız projesi” kapsamında idari makamlardan gelen, ancak
mevcut lehe yargı kararları nedeniyle hukuki bulmadığımız talepler karşısında; başvuruda bulunan hekimlerimize
yönelik sözlü ve yazılı hukuki bilgilendirmelerde bulunulmuş, kendilerine destek sunulmuştur. Öte yandan
sigorta şirketleri tarafından “Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası” poliçelerinin
keyfi biçimde yenilememesinden ya da hekimlerimiz aleyhinde düzenlemelere gidilmesinden kaynaklı oluşan
mağduriyetler ve bu kapsamda hekimlerimizin başvurularına yönelik de, hukuki destek ve bilgilendirmelerde
bulunulmuştur.
Odamız hukuk bürosu, pratisyen hekim olarak muayenehane açma talebi idare tarafından ret edilen ve odamızdan
hukuki yardım talep eden bir hekimimiz adına, benzer sorunları yaşayan ya da yaşayacak hekimlerimiz
lehine emsal bir karar elde etmek amacıyla, Sağlık Bakanlığı ve Ankara Valiliği aleyhinde bir iptal davası da
açmış bulunmaktadır.
Aile hekimliği alanında hekimlerimizin yaşadığı sorunlar da, hukuk büromuzun bir diğer ağırlıklı çalışma gündemidir.
Bu kapsamda öne çıkan sorun başlığı; aile hekimlerimize yönelik keyfi nöbet ve fazla çalışma dayatmasından
kaynaklı geçmişte gerçekleştirilen iş bırakma eylemlerine yönelik idarece açılan soruşturmalar
ve aile hekimlerimize uygulanan ceza puanı işlemleri olmuştur. Bu işlemlere karşı aile hekimlerimize yargısal
süreçlerde doğrudan destek sunulmuş, arzu eden hekimlerimiz adına davaları üstlenilmiş ve anılan ceza puanı
işlemleri hukuk büromuz tarafından yargıya taşınmıştır. Geride kalan iki yıllık çalışma döneminde bu kapsamda;
aile hekimlerimiz adına takip edilen 7 dava bulunmakta olup, bunlardan 4 tanesinde hekimlerimiz lehine
kesinleşmiş kararlar da elde edilmiştir. Yine hekimlerimiz lehine sonuçlanan 2 dava, kanun yolu aşamasında
sürmekte olup; aleyhimize sonuçlanan 1 davada ise hukuk büromuz tarafından kanun yolu başvurusu yapılmıştır.
Öte yandan aile hekimlerimizi, birinci basamak sağlık hizmeti sunumunun kamusal aktörleri olarak değil de,
sanki bakanlığın kiracıları ve kendilerinden gelir elde edilecek iktisadi özneler olarak gören yerleşik anlayışın
yol açtığı sorunlar, geçen süreçte öne çıkan bir diğer başlıktır. Bir çok aile hekimimiz, hukuki ve maddi temelden yoksun bulduğumuz çeşitli gerekçeler ile sürekli olarak ödeme emirlerine ya da mali kesintilere maruz
bırakılmışlar, bu konuda hukuk büromuza başvuruda bulunan hekimlerimize de hukuki danışmanlık ve destek
hizmeti sunulmuş, gereğinde idari makamlar nezdindeki itiraz ve savunma metinleri adlarına hazırlanmıştır.
Geride kalan süreçte odamız, emekli hekimlerimizin hak arayışlarına yönelik olarak da çabalar sergilemiş-
tir. Bu kapsamda özellikle, 30 yılı aşan çalışmalarının karşılığı olan ikramiyelerinin ödenmemesi noktasında
yaşanan soruna dair emekli hekimlerimize, ilgili makamlar nezdinde yapacakları başvurularda hukuki destek
sunulmuş, arzu eden hekimlerimiz adına da Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) aleyhinde davalar açılmıştır. Hukuk
büromuzca yürütülen bu davaların tamamında lehe kararlar elde edilmiş, bilindiği üzere sonraki süreçte
hukuka aykırı olan söz konusu uygulamaya da bir yasa değişikliği ile son verilmiştir. Hukuk büromuz, 2017
yılı başında ilk elden kamu personeli nezdinde başlatılan “zorunlu BES uygulaması”na ve bu uygulamadan
cayma hakkına dair de, hekimlerimize yönelik bir hukuki bilgilendirme yazısı hazırlamış, hekimlerimizin hakları
ve mevcut usule dair bilgilendirmelerde bulunmuştur. Öte yandan hukuk büromuz, elektronik sertifika ve
mini kart okuyucular için hekimlerimizden para talep edilmesi sorunu hakkında; gerekli hukuki araştırmaları
yaparak, Sağlık Bakanlığı ve TUBİTAK Bilgem nezdinde odamızca gerçekleştirilen girişimlere hukuki katkı
sunmuş, aynı zamanda odamız web sitesinde yayımlanmak üzere hekimlerimize yönelik bir bilgilendirme yazısı
da hazırlamıştır.
Gündemde olan “şehir hastaneleri” uygulamasının hem hekimlerimiz, hem de genel olarak kamu nezdinde yol
açtığı ciddi dönüşümler ve mağduriyetler, geçen süreçte hukuk büromuzun bir diğer önemli çalışma gündemini
oluşturmuş bulunmaktadır. Bilindiği üzere, Ankara’da faaliyete geçirilmesi planlanan ve halen inşaatı süren iki
şehir hastanesi bulunmaktadır ve bu gerekçe ile, Ankara’da bulunan birçok kamu hastanesinin kapatılması,
varlıklarına son verilmesi söz konusudur. Hukuk büromuz, hem hekimlerimizin hak ve kazanımlarının, hem
de halkın sağlık hakkının korunması amacı kapsamında; Ankara Bilkent Şehir Hastanesi’nin açılacağı gerek-
çesi ile kapatılması ve varlığına son verilmesi gündeme gelen 6 kamu hastanesinin, anılan kapatılma işlem ve
tasarrufuna karşı Sağlık Bakanlığı aleyhinde iptal davaları açmıştır. Bu kapsamda; Ankara Çocuk Sağlığı ve
Hastalıkları Hematoloji ve Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin kapatılması yolundaki idari tasarrufa
karşı açılan davamız, Ankara 4. İdare Mahkemesi’nde 2018/400 Esas no’su ile; Ankara Fizik Tedavi ve
Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin kapatılması yolundaki idari tasarrufa karşı açılan davamız,
Ankara 5. İdare Mahkemesi’nde 2018/412 Esas no’su ile; Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin
kapatılması yolundaki idari tasarrufa karşı açılan davamız, Ankara 6. İdare Mahkemesi’nde 2018/406
Esas no’su ile; Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin kapatılması yolundaki idari tasarrufa karşı
açılan davamız, Ankara 8. İdare Mahkemesi’nde 2018/454 Esas no’su ile; Türkiye Yüksek İhtisas Eğitim ve
Araştırma Hastanesi’nin kapatılması yolundaki idari tasarrufa karşı açılan davamız, Ankara 15. İdare Mahkemesi’nde
2018/399 Esas no’su ile; Dr. Zekai Tahir Burak Kadın Sağlığı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin
kapatılması yolundaki idari tasarrufa karşı açılan davamız ise, Ankara 16. İdare Mahkemesi’nde 2018/395
Esas nosu ile, görülmeye başlanmıştır. Öte yandan odamız tarafından açılan bu davalara, diğer bir çok duyarlı
meslek örgütleri ile demokratik kitle örgüleri tarafından da lehe katılma taleplerinde bulunulmuştur.
Geride kalan çalışma döneminde odamız, 6023 Sayılı kuruluş yasasının verdiği hak ve yükümlülük kapsamında
genel olarak halkın sağlık hakkının korunması noktasında da çabalar gerçekleştirmiş ve hukuk büromuz bu
sürece de katkıda bulunmuştur.
Bu kapsamda, asbest maddesi barındıran Ankara Maltepe Havagazı Fabrikası’nın mevzuata ve usule aykırı
yıkımı işlemi ve bu nedenle kamu sağlığı noktasında oluşan ağır zarar ve tehlikeye yönelik, odamız ile Mimarlar
Odası Ankara Şubesi’nin birlikte gerçekleştirdiği çalışmalara hukuk büromuz tarafından katkı sağlanmış olup;
Mimarlar Odası Ankara Şubesi ile odamız adına ortaklaşa, Ankara Büyükşehir Belediyesi aleyhine bir iptal
davası da açılmıştır. Ankara 7. İdare Mahkemesi’nde 2017/589 Esas no’su ile görülmeye başlanan bu davada
öncelikle yürütmenin durdurulması kararı tesis edilmiş ve böylece yıkım engellenerek, kamu sağlığının korunması
noktasında önemli bir başarı elde edilmiştir. Ancak devamında bu dava aleyhimize verilen ret kararı ile
sonuçlanmış olup, bu karara karşı gerekli kanun yolu başvurusu yapılmıştır. Yine aynı süreçle ilgili, Mimarlar Odası Ankara Şubesi ile odamız adına Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na ortaklaşa bir suç duyurusunda da
bulunulmuş, yıkımın yol açtığı zararların tespitine yönelik olarak ayrıca bir tespit davası da açılmıştır.
Yine anılan kamusal gereklerden yola çıkan odamız, Ankara’nın az sayıdaki yeşil alanları arasında yer bulan
ODTÜ ormanını tahrip eden idari eylemlere karşı da girişimlerde bulunmuş; bu kapsamda hukuk büromuzca
gerekli hukuki hazırlık yapılarak, odamız adına Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na bir suç duyurusunda bulunulmuş,
sorumlular hakkında kamu davası açılması ve cezalandırılmaları talep olunmuştur.
Hekimlik mesleğinin hak ve menfaatleri ile halkın sağlık hakkının korunması yolundaki çabalarımız içinde; ne
yazık ki siyasi iktidar ve idari makamların kimi keyfi uygulamaları ile cesaret ve yaygınlık bulduğu gözlenen
sözde “alternatif tıp uygulamaları”, bir diğer önemli başlığı oluşturmaktadır. Bu kapsamda hukuk büromuz,
söz konusu uygulamalardan mağdur olan yurttaşlarımıza hukuki destek sunduğu ve sorumlular hakkında adli
ve idari merciler nezdinde girişimler gerçekleştirdiği gibi; özellikle “hacamat” uygulamasını tıp biliminin ve
hekimlik mesleğinin önüne koyan, bu kapsamda bilime aykırı ve halk sağlığına zarar verici kimi bilgiler paylaşan
“www.ankarasifahacamat.com” adresli bir web sitesine karşı da geçen süreçte gerekli yasal girişimleri
başlatmış bulunmaktadır.
Odamızın ve hukuk büromuzun, halkın sağlık hakkının korunması yolundaki çabaları içinde öznel bir başlığı
da; doğrudan yurttaşlarımızdan gelen başvurular oluşturmaktadır. Bu kapsamda hukuk büromuz; hekim ya
da sağlık çalışanı olmayan yurttaşlarımızdan gelen ve şüphesiz yine sağlık alanını ilgilendiren başvurulara da
yanıt vermeye ve hukuki destek sunmaya çabalamaktadır. Bu başvurular içerisinde; kimi nedenlerle sağlık
kuruluşlarına ve hekimlere erişme ve de nitelikli sağlık hizmeti alma hakkı, özellikle mali olanaksızlıklar ya da
kimi olumsuz idari uygulamalarından kaynaklı engellenen ya da kısıtlanan yurttaşlarımızın başvuruları öne çıkmaktadır.
Öte yandan, hekim olmayan kişilerin tıp alanına özgü hukuka aykırı uygulamaları nedeniyle mağdur
olan yurttaşlarımızın başvuruları da söz konusudur.
Hukuk büromuz, doğrudan oda tüzel kişiliğinin yargı organları nezdindeki hak arayışlarına veya oda tüzel
kişiliğinin aleyhindeki yargısal süreçlerde savunusuna yönelik gerekli hukuki iş ve işlemleri de geçen süreçte
gerçekleştirmiş bulunmaktadır. Bu kapsamda hukuk büromuz, odamız tüzel kişiliği tarafından veya odamıza
karşı çeşitli konularda açılmış davaların takibini de yapmakta, oda tüzel kişiliğini her türlü dava ve sair adli
süreçlerde temsil etmekte, oda vekilleri sıfatıyla bu yoldaki adli işlemleri yerine getirmektedir. Yine hukuk bü-
romuz, odamız organlarında görev alan hekimlerimizin, bu görevlerinden ve hekimlerimiz ya da kamu lehine
çabalarından kaynaklı maruz kaldığı haksız baskı ve saldırılara karşı da hukuki görevler üstlenmektedir.
Bilindiği üzere 2018 yılı Ocak ayı sonlarına doğru, TTB kurumsallığına ve TTB Merkez Konsey üyesi hekimlerimize
yönelik saldırılar gündeme gelmiş, Merkez Konseyi üyesi hekimlerimiz hakkında haksız bulduğumuz
gözaltı işlemleri de gerçekleştirilmiştir. Odamız hukuk bürosu, söz konusu adli süreçlerde TTB Merkez Hukuk
Büromuz ile dayanışma içinde olmuş, anılan adli süreçlerin takibine dair iş ve işlemlere katkı sunmuştur.
Öte yandan odamız yönetim kurulunun, bir kısmı bu çalışma raporunda yukarıdaki bölümlerde de yer verilen
iş ve eylemleri; aleyhlerinde kimi adli süreçlerin yaşanması sonucuna da yol açmıştır. Bu kapsamda, Ankara
Maltepe Havagazı Fabrikası’nın mevzuata ve usule aykırı yıkımı işlemine karşı kamu yararına gerçekleştirdi-
ğimiz çabalarımızdan kaynaklı, Maltepe Pazarı Seyyar Satıcılar Dayanışma ve İşletme Kooperatifi tarafından
odamız yönetim kurulu üyeleri aleyhine bir tazminat davası açılmış; Ankara 9. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde
2017/112 Esas no’su ile görülmeye başlanan bu dava hukuk büromuz tarafından takip edilmiştir. Odamız
aleyhinde siyasi baskı kurma amacıyla açıldığı anlaşılan ve devamında bizzat davacılar tarafından takip edilmeyen
bu dava hakkında, mahkemece işlemden kaldırma kararı verilmiştir. Yine aynı kamusal çabalarımızla
ilgili, odamız yönetim kurulu başkanı hakkında da, Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından bir suç duyurusunda
bulunulmuş olup; hukuk büromuz tarafından takip edilen bu adli soruşturmada Ankara Cumhuriyet
Başsavcılığı tarafından; savunmalarımız ve suçlamaya konu yapılan kamusal çabalarımız yerinde görülerek,
kovuşturmaya yer olmadığı kararı tesis edilmiştir. Geride kalan çalışma döneminde, odamız yönetim kurulu
veya ilgili komisyon üyesi kimi hekimlerimiz hakkında açılmış bulunan 3 ceza davası da ayrıca hukuk büromuz tarafından takip edilmekte olup; bu davalar, kimi basın açıklamalarını ve sağlık hakkının korunması kapsamında
yerinde yapılan inceleme ve raporlama çalışmalarını konu edinmekte, bu yoldaki hukuki ve meşru çabalar
ne yazık ki haksız suçlamalara konu yapılmış bulunulmaktadır.
Geride kalan süreçte bu alanda belki de en önemli hukuki gelişme ise, odamızın önceki yönetim kurulu ve onur
kurulu üyelerinin görevden alınması talebiyle Sağlık Bakanlığı tarafından açılan ve Ankara 23. Asliye Hukuk
Mahkemesi’nde 2014/64 Esas no’su ile görülüp lehimize sonuçlanan davada, bakanlığın temyiz başvurusu
ile Yargıtay nezdinde süren adli sürecin de lehimize sonuçlanması olmuştur. Yargıtay 18. Hukuk Dairesi’nin
17.05.2016 tarih ve 2015/10520 E., 2016/8068 K. sayılı kararı ile, lehimize tesis edilen yerel mahkeme
kararı onamıştır. Sağlık Bakanlığı’nın Yargıtay nezdinde bulunduğu karar düzeltme başvurusu da yine lehimize
ret edilmiş bulunulmaktadır. Bilindiği üzere bu dava, odamızın “Gezi eylemleri” sürecinde halk sağlığının korunmasına
yönelik insani ve meşru çabalarından dolayı açılmış olup; odamızın sözde “izinsiz sağlık reviri açıp
işlettiği” şeklindeki haksız bir iddiaya dayanmaktadır.
Hukuk büromuz, oda tüzel kişiliği adına gerçekleştirdiği çalışmalar kapsamında; odamıza aidat borcu ya da
disiplin yaptırımı olarak tesis edilmiş idari para cezası borcu olan ve bütün uyarılara karşın bu borcunu ödemeyen
üyelerimize yönelik; söz konusu borçların kamu alacağı statüsünde olması ve tahsilinin oda tüzel kişiliği
açısından yasal bir yükümlülük teşkil etmesinden de kaynaklı, gerekli icra takip işlemlerini başlatıp yürütmüş
bulunmaktadır. Bu kapsamda şu an 57 icra takip dosyası adli merciler nezdinde işleme konulmuş bulunmaktadır
ve bu takiplerimiz sonucu 43 alacak dosyasında odamız lehine tahsilat da gerçekleştirilmiştir.
Diğer bir önemli çalışma başlığı olarak hukuk büromuz; 6023 Sayılı Yasa ve TTB Disiplin Yönetmeliği hü-
kümleri uyarınca odamızca yerine getirilen mesleki disiplin soruşturması süreçlerinde; gerek odamız yönetim
kuruluna ve yönetim kurulumuz tarafından atanan soruşturmacılara, gerekse odamız onur kuruluna ve gere-
ğinde diğer ilgililere; etkin biçimde hukuki danışmanlık hizmeti sunmaya devam etmiş bulunmaktadır. Anılan
mesleki disiplin süreçlerinin, hukuki ve mesleki gereklere uygun ve nitelikli biçimde yürütülüp, hakkaniyetle
sonuçlandırılmasında, bu alanda uzmanlaşmış avukatımız kanalıyla doğrudan hukuki katkıda bulunulmuştur.
Bu kapsamda geride kalan iki yıllık süreçte; toplam 280 soruşturma ve/veya kovuşturma dosyasına dair hukuki
inceleme yapılıp mütalaa hazırlanmış ve ilgili birimlere sunulmuştur. Öte yandan hukuk büromuz, anılan
mesleki disiplin soruşturması süreçleri sonucunda tesis edilen kararlar aleyhinde ilgililer tarafından idari yargı
mercileri nezdinde açılan davaları da geçen süreçte takip etmiştir.
Hukuk büromuz, hekimlerimizin hak ve kazanımları ile ihtiyaç duydukları diğer alanlarda gerekli hukuki bilgi
ve donanıma sahip olmaları için, odamız ya da odamızın da katılımı ile diğer kurum ve kuruluşlar tarafından
gerçekleştirilen eğitim ve bilgilendirme toplantılarına da geride kalan süreçte etkin biçimde katılmıştır. Bu kapsamda,
çeşitli üniversitelerin tıp fakültelerinde intörn hekimlerimize yönelik gerçekleştirilen toplam 55 toplantıda
yer alınarak hukuki sunumlar yapılmış; genç hekimlerimizin mesleğe ve çalışma yaşamına hazırlanmasına
ve donanımlı kılınmasına katkıda bulunulmuştur. Ayrıca, odamız bünyesindeki Asistan ve Genç Uzman Hekim
Komisyonu tarafından Hacettepe Üniversitesi’nde düzenlenen bir toplantıda yer alınarak, asistanların haklarının
hukuki dayanaklarına dair bir sunum yapılmış; “Sağlık Çalışanlarının Sağlığı Çalışma Grubu” tarafından
Ankara Üniversitesi’nde gerçekleştirilen “Şiddet Çalıştay”ında hukuk büromuz adına yer alınarak katkıda bulunulmuş;
bunlar yanında odamızda gerçekleştirilen “Ticari hava yolu uçuşlarında ulusal ve uluslararası mevzuat”
konulu bir panelde de hukuk büromuz adına yer alınarak, sözlü bir hukuki sunum yapılmıştır.
Ankara Tabip Odası Hukuk Bürosu olarak; 2016 Mart ayından 2018 Mart ayına uzanan iki yıllık çalışma
dönemine dair raporumuzu bilgi ve takdirinize sunarken; siz değerli hekimlerimize ihtiyaç duydukları hukuki
desteği sunma ve hak arayışlarınıza katkıda bulunma çabamızı, bundan böyle de aynı kararlılıkla sürdüreceğimizi;
ancak bu yolda herkes gibi öncelikli beklentimizin, hukukun ve adaletin koşulsuz biçimde tesis edildiği bir
toplum düzeni olduğunu; bir kez daha ifade etmek isteriz.

Hekimlerin uzmanlık alanı dışında görevlendirilmelerine ilişkin hukuki bilgi notu

Kamuda görev yapan hekimlerimizin, gündemde olan pandemi ile mücadele kapsamında, uzmanlık alanları dışında doğrudan Covid-19 hastalığının teşhis ve tedavi süreçlerinde görevlendirildikleri, ancak bu konumdaki hekimlerimizin olası tıbbi kötü uygulama (malpraktis) iddialarına maruz kalmaktan kaynaklı haklı endişeler taşıdıkları odamıza iletilmiş olup; bu kapsamda aşağıdaki hususların hekimlerimizin bilgisine sunulması ihtiyacı duyulmuştur.

1219 Sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun m. 1, tıp mesleğini icra ve hasta tedavi edebilmek için tıp fakültesi diplomasına haiz olunması gerektiğini; m. 8 ise, ülkemizde bu koşulları taşıyan hekimlerin genel suretle hastalıkları tedavi hakkına sahip olduklarını ifade etmektedir. Ancak anılan kanun lafzında, tıbbın belirli alanlarında özel bir bilgi ve deneyim gerektiren ileri teşhis ve tedavi süreçlerine dair, usulünce elde edilmiş uzmanlık yetkisinin varlığına da ayrıca vurgu yapılmaktadır.

Mevzuat hükümleri yanında, tıp biliminin ve hekimlik mesleğinin bilinen gerekleri ve de toplumun Anayasal güvence altında bulunan yaşam ve sağlık hakkının önemi dikkate alındığında; Covid-19 hastalığının teşhis ve tedavi süreçlerinde öncelikle ilgili uzmanlık dallarının mensubu olan hekimlerin doğrudan sorumluluk alıp görevlendirilmeleri; ancak salgının ulaştığı boyutlardan kaynaklı hasta yoğunluğu ve uzman personel eksikliği gündeme geldiğinde, ilgili uzmanlık dallarının mensubu olmayan hekimlerin de süreçte görevlendirilebileceği öngörülmektedir. Nitekim Tıbbi Deontoloji Tüzüğü m. 3; tıp hekiminin, gerekli bakımın sağlanamadığı acil vakalarda, görevi ve uzmanlığı ne olursa olsun, gerekli tıbbi müdahaleyi yerine getirme yükümlülüğüne de işaret etmektedir.

Ancak bu durumda dahi, ilgili uzmanlık dallarına mensup olan hekimlerin, diğer meslektaşlarına yönelik konsültasyon süreçlerini etkin bir biçimde işletmesi; sağlık kuruluşları yönetimlerinin de bu yolda etkin bir işleyişe dair gerekli düzenlemeleri yaşama geçirmesi, hukuki ve deontolojik bir gerekliliktir. Başta Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği olmak üzere ilgili mevzuat lafzı, sağlık kuruluşlarında başhekimlik makamının bu yoldaki iç işleyişi belirleme, düzenleme ve uygulama sorumluluğuna işaret etmektedir.

Kaldı ki, Tıbbi Deontoloji Tüzüğü m. 24; hastanın da, teşhis ve tedavisini yürüten hekimden konsültasyon sürecinin işletilmesi talebinde bulunabileceğini ve hekimin de bunu kabul etme mecburiyetinde olduğunu hükme bağlamaktadır. Öte yandan aynı madde lafzı uyarınca, bir tıp hekimi de, her zaman için konsültasyon yapılmasını takdir edebilir ve hatta, hekimin bu takdiri hasta tarafından ret edildiği durumlarda, -deontolojik usul ve gereklere uygun olması koşuluyla- hastayı bırakma hakkı dahi tanınmıştır. Nitekim öğretide, hekimin hakları arasında konsültasyon hakkı da vurgulanmış olup; bu durumda uzmanlık alanları dışında görevlendirilen hekimlerin, hastaların tedavisi sırasında ilgili branş hekimlerinden konsültasyon talep haklarını etkin biçimde kullanmaları, olası malpraktis süreçleri açısından lehlerinedir.

Hekimlerin branş dışı müdahale durumunda olası cezai sorumlulukları açısından, ceza hukukunun “zorunluluk hali”ni düzenleyen hükümleri şüphesiz önem taşımaktadır. Nitekim 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu m. 25/2, “Gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez” düzenlemesini içermekte olup; gündemdeki pandemi ile mücadele gerekleri dikkate alındığında, hekimler açısından da her durumda bir zorunluluk halinin mevcut olduğu kabul edilmelidir.

Hukuk öğretisinde de bu durum vurgulanmış olup; “Uzmanlığı gerektiren bir tıbbî müdahalenin uzmanı olmayan tabip tarafından gerçekleştirilmesi halinde, ancak zorunluluk haline ilişkin koşullar (TCK, m. 25, f. 2) mevcutsa, sorumluluk cihetine gidilemez “ denilmektedir (Özgenç İ.: Tıbbî müdahale dolayısıyla ceza sorumluluğu).

Hekimlerin branş dışı görevlendirilmesi halinde olası tazminat sorumluluklarını açısından konuya bakıldığında ise; hastaya müdahalesi sırasında her hekimden beklenen ve ilgili kanun lafzında da belirtilen benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış” şüphesiz somut olayda gösterilmelidir. Ancak branş dışı bir hekimin bu durumda hukuki sorumluluğu, bir pratisyen hekimin sorumluluğu olarak kabul edilmektedir.

Hekimlerin branş dışı görevlendirilmesi durumunda, zorunlu mesuliyet sigortasının güvencesi açısından oluşan şüpheler konusunda ise, şu hususların bilinmesinde fayda görülmüştür;

“Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları” kapsamında

(Ek:RG-26/7/2014-29072) “Bu poliçe, kamu sağlık kurum ve kuruluşunda çalışan sigortalının kendi görev yeri ve branşı dışında da olsa ilgili mevzuat çerçevesinde görevlendirildiği yer ve branş (Ek:RG-26/7/2014-29072) lardaki faaliyetlerini de ilave sözleşme düzenlenmeksizin veya prim tahsil edilmeksizin kapsar.

(Ek:RG-26/7/2014-29072) Ayrıca, ilgili mevzuat uyarınca, aile hekimlerinin acil sağlık hizmeti sunmak üzere görevlendirilmeleri durumunda sigortalının mevcut poliçesi, söz konusu mesleki faaliyetleri ilave sözleşme düzenlenmeksizin veya prim tahsil edilmeksizin kapsar”

hükümleri yer almaktadır.

Görüldüğü üzere, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan hekimlerin branş dışı görevlendirilmeleri durumunda gerçekleştirdikleri işlemlerden kaynaklı açılacak olası tazminat davaları da sigorta kapsamı dahilindedir. Ayrıca aile hekimleri açısından da olası acil hizmet görevlendirmesi yine sigorta kapsamında bulunmaktadır. Hatta bu durumda ek bir bildirim ya da prim ödemeye dahi gerek yoktur.

Ancak, özellikle ispat hukuku açısından, idarenin görevlendirme tasarruflarının resmiyete dökülmesi ve idarece düzenlenen görevlendirme yazılarının hekimlere tebliği bu süreçte mutlaka sağlanmalı, hekimler bu yolda mutlaka talepte bulunmalı ve görevlendirme yazılarını da muhafaza etmelidirler.

Özel sağlık kuruluşunda çalışan hekimlerin Covid-19 tedavisi için servislerde branş dışı görevlendirilmesi ve adlarına hasta yatırılması durumlarında ise; bu hususun yine işverenin yazılı talimatına bağlanması sağlanmalı, ayrıca sigorta kapsamı açısından bir tereddüt yaşanmaması için bir ek düzenleme ile durumun netleştirilmesi önerilmektedir.

Her durumda mevzuat (Tıbbi Deontoloji Tüzüğü m. 6); bir tıp hekiminin, teşhis ve tedavi süreçlerinde vicdani ve mesleki kanaatine göre hareket edeceğini, hastaya tatbik edeceği tedaviyi tayinde serbest olduğunu ifade etmektedir. Nitekim Tıbbi Deontoloji Tüzüğü’nün 13 üncü maddesine göre bir tıp hekimi, bilimsel gereklere uygun olarak teşhisini koyacak ve gerekli tedaviyi tatbik edecektir. Hekimin tıbbi ve mesleki gereklere uygun çabaların mutlak suretle şifa ile neticelenmesinin beklenemeyeceğini ve hekimin bu nedenle deontolojik açıdan sorumlu görülemeyeceği de, yine ilgili mevzuat lafzında yer bulmaktadır.

Açıklanan nedenlerle;

1-)Sağlık kuruluşlarında Covid-19 hastalığının teşhis ve tedavi süreçlerinde ilgili uzmanlık dallarının mensuplarının ilk elden görevlendirilmesinin, kamu yararı ve hizmet gerekleri açısından öncelikli olduğu;

2-)Hasta yoğunluğu ve uzman personel eksikliği nedeniyle ilgili uzmanlık dallarının mensubu olmayan diğer hekimlerin de anılan teşhis ve tedavi süreçlerinde doğrudan görevlendirilebileceği; ancak bu durumda, anılan konumdaki hekimlere etkin bir konsültasyon desteğinin sunulmasının zorunlu olduğu ve bu konuda hastane idaresinin ilk elden sorumluluğunun bulunduğu;

3-)Covid-19 hastalığının teşhis ve tedavi süreçlerinde branş dışı görevlendirilen hekimlere, hastane idareleri/işverenler tarafından yazılı görevlendirme yazılarının tebliğinin sağlanması ve bunların ispat hukuku açısından muhafaza edilmesi;

4-)Özel sağlık kuruluşlarında çalışan ve Covid-19 hastalığının teşhis ve tedavi süreçlerinde branş dışı görevlendirilen hekimlerin sigorta kapsamına dair tereddütlerin giderilmesine yönelik gereğinde ek bir düzenlemeye gidilmesi, her durumda işveren ve sigorta şirketleri ile öncesinde iletişim kurulması;

5-)Usulünce yapılmış görevlendirmelerin mevcudiyeti ile uygun ve yerinde bir konsültasyon desteğinin de alınmış olması durumunda; ilgili uzmanlık dallarının mensubu olmayan hekimlerin gerçekleştireceği teşhis ve tedavi işlemlerine yönelik, sırf bu nedenle tıbbi kötü uygulama (malpraktis) iddialarının yöneltilemeyeceği, bu iddialara sırf bu nedenle bir haklılık ve hukukilik tanınamayacağı;

öngörülmektedir.

Her durumda tabip odamız hukuk bürosu, bu süreçte haksız suçlamalar ve olası adli/idari soruşturmalara maruz kalan hekimlerimize yönelik hukuki destek ve dayanışmayı her zaman olduğu gibi etkin bir biçimde sunacaktır.

Bilginize saygı ile sunarız.

ATO HUKUK BÜROSU

 


Ankara Tabip Odası Koronavirus Anasayfa

Hekim Postası

Hekim Postası

Video

Takipçimiz Olun