Ankara Tabip Odası, kamu hastanelerinde 01 Eylül 2026 tarihinden itibaren zorunlu tutulan Medula Onay Sisteminin, hekimler ve sağlık hizmeti sunumu açısından yarattığı olumsuzluklar hakkında Sağlık Bakanlığı ve Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığına (SGK) gönderdiği yazılarla uygulamaya son verilmesini talep etti.
Ankara Tabip Odası tarafından 05 Ekim 2026 Pazartesi günü gönderilen yazıda, Medula Onay Sisteminin hizmet gerekleri ilkeleri ile çatışan yönlerine değinilerek uygulamanın hekimler açısından yarattığı sorunlar yasal yönleriyle aktarıldı.
Gerek Sağlık Bakanlığından gerekse Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığından, Medula Onay Sistemi üzerinden hekimlerin yapması beklenilen iş ve işlemlerin mali ve teknik birimler ve ilgili personel aracılığıyla gerçekleştirilmesini talep eden Ankara Tabip Odası, uygulamadan kaynaklı sorunlar ve çözümlere dair iş birliğine hazır olduklarını aktardı.
Sağlık Bakanlığına Gönderilen Yazı
Konu : Bakanlığınıza bağlı kamu sağlık kurumlarında 01.09.2026 tarihi itibariyle uygulamaya konulan güncel MEDULA sistemi işlemlerinin hekimlerimiz ve sağlık hizmeti sunumu nezdinde yol açtığı mağduriyetler hk.
Bakanlığınıza bağlı kamu sağlık kurumlarında 01.09.2026 tarihi itibariyle uygulamaya konulan ve “SGK faturalandırma ve dönem sonlandırma süreçleri”nin bir gereği olarak her bir hekime; şahsi e-imzaları ile giriş yapacakları MEDULA sistemi üzerinden muayene, reçete ve ameliyat gibi tıbbi işlemleri bir fiil denetleme, kontrol etme ve onaylanma yükümlülüğü getiren uygulama; nitelikli sağlık hizmeti sunumu ve çalışma barışı nezdinde ciddi sorunlara ve mağduriyetlere yol açmakta, her durumda halkımızın nitelikli ve yeterli sağlık hizmetine ulaşma hakkına da zarar vermektedir.
Nitekim söz konusu uygulama, hekimlerimizi uzun zaman süreçlerinde ekran başına, üstelik bilinen mesleki faaliyet alanları ve görev tanımları dışında, yabancı oldukları kimi idari, mali ve teknik işlemlere hapsetmekte ve böylelikle, her durumda hastalarına ait olması gereken emek ve zamanı da çalarak, sonuçta “kamu yararı” ve “hizmet gerekleri” ilkeleri ile de çatışan bir tabloya yol açmaktadır.
Oysa bilindiği üzere, başta “Sağlık Meslek Mensupları ile Sağlık Hizmetlerinde Çalışan Diğer Meslek Mensuplarının İş ve Görev Tanımlarına Dair Yönetmelik” ile “Sağlık Bakanlığı Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği”nin emredici hükümleri olmak üzere ilgili mevzuat ve aynı zamanda yerleşik idari teamüller tarafından; kamu sağlık kurumlarının işleyişi ile personelin iş ve görev tanımlarına ve de bir kamu sağlık kurumunda gerçekleştirilen tıbbi iş ve işlemlerin olası idari, mali ve teknik kayıtlarının hangi birimler ve personel tarafından tutulup işleneceğine, aynı zamanda olası denetim ve kontrol mekanizmalarına dair açık belirlemeler mevcut bulunmaktadır.
Bu kapsamda “Sağlık Meslek Mensupları ile Sağlık Hizmetlerinde Çalışan Diğer Meslek Mensuplarının İş ve Görev Tanımlarına Dair Yönetmelik” madde 6 ve Ek 1 hükümlerine göre hekim; tıp ve uzmanlık eğitimi sırasında kazanmış olduğu bilgi, beceri ve tutum çerçevesinde, tıbbi ilke ve yöntemleri uygulayarak birey ve toplumu sağlık sorunlarından, hastalıklardan ve yaralanmalardan koruyucu tedbirleri almak; tanı, tedavi ve rehabilitasyon uygulamaları yapmak ve olası komplikasyonların önlenmesi için çalışmakla görevli ve yükümlü kılınmıştır. Buna göre hekim; tıp ve uzmanlık eğitimi ve sair mesleki eğitim ve bilimsel faaliyetler yoluyla kazandığı bilgi ve beceriler çerçevesinde yalnızca “hekimlik sanatını” icra edecektir. Anılan yönetmelik lafzında hekimlere; faturalandırma ve dönem sonlandırma süreçlerine dair verileri kimi teknik ve/veya mali verileri işleme, denetleme, kontrol ve onay yükümlülüğünü veren en ufak bir düzenleme yer bulmamaktadır.
Kaldı ki “1219 Sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun” ile “Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi” hükümleri ve de tıp bilimi ile hekimlik mesleğinin bilinen ilke ve gerekleri de; tıp hekimlerinin, tamamen vicdani ve mesleki kanaatlerine göre hastalıkları teşhis ve tedavi etmekle yükümlü olduklarını ayrıca ve açıkça hükme bağlamaktadır. Tıp hekimleri; bir kayıt ve arşiv memuru, bir kontrol ve denetim elemanı, bir muhasebeci ya da bir bilişim uzmanı değildirler.
“Sağlık Bakanlığı Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği” lafzı da; “VII – İdari İşlerde Çalışanların Görev ve Yetkileri” başlıklı bölümünde yer alan açık ve emredici hükümleri ile; asıl olarak “idari hizmetler” sınıfında görev alan ve şüphesiz idari, mali ve teknik alanda bilgi ve birikimi de bulunan özgün birimleri ve personeli, söz konusu iş ve işlemlerle görevli ve yükümlü tutmaktadır. Nitekim anılan yönetmelik; bir kamu sağlık kurumunun sıhhi, idari, mali ve her çeşit evrak ve cetvellerinin düzenlenip ait olduğu makama gönderilmesinde, yalnızca idari hizmetler sınıfını ve açıkça hastane idaresini (müdürlüğünü) işaret etmektedir. Yönetmeliğe göre kurumun idari, mali ve teknik hizmetleri; hastane idaresi (müdürlüğü) ve bağlı idari teknik birim ve personel tarafından yürütülmelidir. Bu nedenle hekimlerimize yönelik böylesi keyfi bir iş ve görev dayatması, kamu sağlık kuruluşlarının yerleşik işleyişini açık biçimde belirleyen anılan bu yönetmelik hükümleri ile de çatışmakta; hekimlerimize yönelik bir “angarya” teşkil etmektedir.
Öte yandan “5018 Sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu”nun emredici hükümleri de, şimdi hekimlere dayatılan bu keyfi iş ve görev dayatmasını ayrıca ve açıkça hukuka aykırı kılmaktadır. Anılan yasa lafzında açıkça yer bulan “harcama birimleri, muhasebe ve malî hizmetler ile ön malî kontrol ve iç denetim birimleri”nin belirgin görev ve yükümlülük tanımındaki iş ve işlemlerin, şimdi her nasılsa hekimlerimizin üzerine yıkıldığı görülmektedir. Üstelik anılan yasa lafzında, kamuda nitelikli ve yeterli bir iç denetimin yaşama geçirilmesi amacıyla yer bulan “malî yetki ve sorumlulukların bilgili ve yeterli yöneticilerle personele verilmesi” ilkesi de, söz konusu uygulama ile açıkça yok sayılmaktadır.
Bu açık hukuki tablo karşısında; şimdi hekimlerimize bu uygulamayı dayatan Bakanlığınıza bağlı kamu sağlık kurumları başhekimliklerinin, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 11 inci maddesi yer alan “amirin hukuka aykırı emir ve talimat vermeme kuralı”nı da açıkça ihlal ettiği açıktır. Öte yandan başhekimler açısından, TTB Disiplin Yönetmeliği lafzında yer bulup, açıkça yasaklanmış olan “Sorumlusu olduğu sağlık kuruluşunda hekimleri ve diğer personelini sağlık alanı ile ilgili görev ve yetki alanı dışında çalıştırmak” disiplin eyleminin de varlık kazandığı ve bir disiplin yaptırımı doğurduğu da söylenebilir.
Öte yandan söz konusu uygulama nezdinde ciddi işleyiş sorunlarının da ayrıca varlık kazandığı görülmektedir.
Nitekim kamu sağlık kurumlarında görev yapan hekimlerimiz tarafından Odamıza iletilen yakınmalarda, hekimlerimizin kendi şahsi e-imzaları ile giriş ve onay yapmak zorunda oldukları sistemdeki bütün tıbbi işlemleri, bunların gerçekliğini ve doğruluğunu dahi sorgulamaksızın ve bu nedenle ihtiyaç duydukları haklı bir zaman ve bilgilenme olanağı da kendilerine tanınmayarak, hastane idareleri tarafından peşinen ve derhal onaylamalarının talep edildiği, bu yolda kendilerine baskı yapıldığı iletilmektedir.
Ancak bu durumda, gerçekte diğer ilgili birim ve personel tarafından önceden sisteme girilmiş olan verilerde mevcut gerçeğe aykırı/hatalı bir durumun yol açacağı olası cezai, idari ve mali sorumluluklarının, kolaylıkla ve tek başına hekimlerimize yöneltilebileceği açıktır.
Bütün bu nedenlerle;
1-)Değinildiği üzere; kamu sağlık kurumlarında görev yapan hekimlerimizi ve hastaları mağdur eden, neticede nitelikli sağlık hizmeti sunumu ve çalışma barışı ile her durumda “kamu yararı” ve “hizmet gerekleri”ni olumsuz etkileyen söz konusu uygulamaya derhal son verilmesini;
2-)Anılan MEDULA sistemi üzerinden muayene, reçete ve ameliyat gibi tıbbi işlemleri bir fiil denetleme, kontrol etme ve onaylanma işlemlerinin; gereğinde ilgili hekimden de bilgi alınmak kaydı ile, her durumda kamu sağlık kurumlarında mevcut ilgili idari, mali ve teknik birimler ve personel eli ile gerçekleştirilmesini;
3-)Odamızın, anılan uygulamanın kamu sağlık kurumları ve kamu sağlık hizmeti sunumu nezdinde yol açtığı ağır mağduriyetler ve sorunlar ile olası çözümlere dair, hekimlerimizden gelen bilgi ve öneriler ışığında, Bakanlığınız ilgili birim ve yetkilileri ile görüşmeye ve işbirliğine hazır olduğunu;
Anayasa’nın 135. maddesi ile 6023 Sayılı Yasa’nın 1, 4 ve 28 . maddeleri uyarınca; bilginize sunar ve gereğini ivedilikle talep ederiz.
Saygılarımızla …
Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı’na Gönderilen Yazı
Konu : Sağlık Bakanlığı’na bağlı kamu sağlık kurumlarında 01.09.2026 tarihi itibariyle uygulamaya konulan güncel MEDULA sistemi işlemlerinin hekimlerimiz ve sağlık hizmeti sunumu nezdinde yol açtığı mağduriyetler hk.
Sağlık Bakanlığı’na bağlı kamu sağlık kurumlarında 01.09.2026 tarihi itibariyle uygulamaya konulan ve “SGK faturalandırma ve dönem sonlandırma süreçleri”nin bir gereği olarak her bir hekime; şahsi e-imzaları ile giriş yapacakları MEDULA sistemi üzerinden muayene, reçete ve ameliyat gibi tıbbi işlemleri bir fiil denetleme, kontrol etme ve onaylanma yükümlülüğü getiren uygulama; nitelikli sağlık hizmeti sunumu ve çalışma barışı nezdinde ciddi sorunlara ve mağduriyetlere yol açmakta, her durumda halkımızın nitelikli ve yeterli sağlık hizmetine ulaşma hakkına da zarar vermektedir.
Nitekim söz konusu uygulama, hekimlerimizi uzun zaman süreçlerinde ekran başına, üstelik bilinen mesleki faaliyet alanları ve görev tanımları dışında, yabancı oldukları kimi idari, mali ve teknik işlemlere hapsetmekte ve böylelikle, her durumda hastalarına ait olması gereken emek ve zamanı da çalarak, sonuçta “kamu yararı” ve “hizmet gerekleri” ilkeleri ile de çatışan bir tabloya yol açmaktadır.
Oysa bilindiği üzere, başta “Sağlık Meslek Mensupları ile Sağlık Hizmetlerinde Çalışan Diğer Meslek Mensuplarının İş ve Görev Tanımlarına Dair Yönetmelik” ile “Sağlık Bakanlığı Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği”nin emredici hükümleri olmak üzere ilgili mevzuat ve aynı zamanda yerleşik idari teamüller tarafından; kamu sağlık kurumlarının işleyişi ile personelin iş ve görev tanımlarına ve de bir kamu sağlık kurumunda gerçekleştirilen tıbbi iş ve işlemlerin olası idari, mali ve teknik kayıtlarının hangi birimler ve personel tarafından tutulup işleneceğine, aynı zamanda olası denetim ve kontrol mekanizmalarına dair açık belirlemeler mevcut bulunmaktadır.
Bu kapsamda “Sağlık Meslek Mensupları ile Sağlık Hizmetlerinde Çalışan Diğer Meslek Mensuplarının İş ve Görev Tanımlarına Dair Yönetmelik” madde 6 ve Ek 1 hükümlerine göre hekim; tıp ve uzmanlık eğitimi sırasında kazanmış olduğu bilgi, beceri ve tutum çerçevesinde, tıbbi ilke ve yöntemleri uygulayarak birey ve toplumu sağlık sorunlarından, hastalıklardan ve yaralanmalardan koruyucu tedbirleri almak; tanı, tedavi ve rehabilitasyon uygulamaları yapmak ve olası komplikasyonların önlenmesi için çalışmakla görevli ve yükümlü kılınmıştır.
Buna göre hekim; tıp ve uzmanlık eğitimi ve sair mesleki eğitim ve bilimsel faaliyetler yoluyla kazandığı bilgi ve beceriler çerçevesinde yalnızca “hekimlik sanatını” icra edecektir. Anılan yönetmelik lafzında hekimlere; faturalandırma ve dönem sonlandırma süreçlerine dair verileri kimi teknik ve/veya mali verileri işleme, denetleme, kontrol ve onay yükümlülüğünü veren en ufak bir düzenleme yer bulmamaktadır.
Kaldı ki “1219 Sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun” ile “Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi” hükümleri ve de tıp bilimi ile hekimlik mesleğinin bilinen ilke ve gerekleri de; tıp hekimlerinin, tamamen vicdani ve mesleki kanaatlerine göre hastalıkları teşhis ve tedavi etmekle yükümlü olduklarını ayrıca ve açıkça hükme bağlamaktadır. Tıp hekimleri; bir kayıt ve arşiv memuru, bir kontrol ve denetim elemanı, bir muhasebeci ya da bir bilişim uzmanı değildirler.
“Sağlık Bakanlığı Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği” lafzı da; “VII – İdari İşlerde Çalışanların Görev ve Yetkileri” başlıklı bölümünde yer alan açık ve emredici hükümleri ile; asıl olarak “idari hizmetler” sınıfında görev alan ve şüphesiz idari, mali ve teknik alanda bilgi ve birikimi de bulunan özgün birimleri ve personeli, söz konusu iş ve işlemlerle görevli ve yükümlü tutmaktadır. Nitekim anılan yönetmelik; bir kamu sağlık kurumunun sıhhi, idari, mali ve her çeşit evrak ve cetvellerinin düzenlenip ait olduğu makama gönderilmesinde, yalnızca idari hizmetler sınıfını ve açıkça hastane idaresini (müdürlüğünü) işaret etmektedir. Yönetmeliğe göre kurumun idari, mali ve teknik hizmetleri; hastane idaresi (müdürlüğü) ve bağlı idari teknik birim ve personel tarafından yürütülmelidir. Bu nedenle hekimlerimize yönelik böylesi keyfi bir iş ve görev dayatması, kamu sağlık kuruluşlarının yerleşik işleyişini açık biçimde belirleyen anılan bu yönetmelik hükümleri ile de çatışmakta; hekimlerimize yönelik bir “angarya” teşkil etmektedir.
Öte yandan “5018 Sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu”nun emredici hükümleri de, şimdi hekimlere dayatılan bu keyfi iş ve görev dayatmasını ayrıca ve açıkça hukuka aykırı kılmaktadır. Anılan yasa lafzında açıkça yer bulan “harcama birimleri, muhasebe ve malî hizmetler ile ön malî kontrol ve iç denetim birimleri”nin belirgin görev ve yükümlülük tanımındaki iş ve işlemlerin, şimdi her nasılsa hekimlerimizin üzerine yıkıldığı görülmektedir.
Üstelik anılan yasa lafzında, kamuda nitelikli ve yeterli bir iç denetimin yaşama geçirilmesi amacıyla yer bulan “malî yetki ve sorumlulukların bilgili ve yeterli yöneticilerle personele verilmesi” ilkesi de, söz konusu uygulama ile açıkça yok sayılmaktadır. Bu nedenle, gerekli idari, mali ve teknik bilgi ve deneyim sahibi birim ve personel dışında doğrudan hekimlerimize sorumluluk yükleyen söz konusu uygulamanın; Kurumunuz ve kamu maliyesi açısından da kimi olumsuz durumları doğurabileceği, bilgi ve deneyim eksikliğinden kaynaklı gerçekleştirilecek hatalı ve/veya eksik işlemler ya da gecikmeler nedeniyle kamu zararına dahi yol açma potansiyeli barındırdığı açıktır.
Öte yandan söz konusu uygulama nezdinde ciddi işleyiş sorunlarının da ayrıca varlık kazandığı görülmektedir.
Nitekim kamu sağlık kurumlarında görev yapan hekimlerimiz tarafından Odamıza iletilen yakınmalarda, hekimlerimizin kendi şahsi e-imzaları ile giriş ve onay yapmak zorunda oldukları sistemdeki bütün tıbbi işlemleri, bunların gerçekliğini ve doğruluğunu dahi sorgulamaksızın ve bu nedenle ihtiyaç duydukları haklı bir zaman ve bilgilenme olanağı da kendilerine tanınmayarak, hastane idareleri tarafından peşinen ve derhal onaylamalarının talep edildiği, bu yolda kendilerine baskı yapıldığı iletilmektedir. Ancak bu durumda, “SGK faturalandırma ve dönem sonlandırma süreçleri” nezdinde Kurumunuzun talep ettiği bilgi ve verilerin sağlıklı ve hatasız elde edilmesinde de sorunlar yaşanacağı açıktır.
Bütün bu nedenlerle ve Kurumunuz tarafından Sağlık Bakanlığı ile gerekli iletişim ve işbirliği de gerçekleştirilerek;
1-Değinildiği üzere; kamu sağlık kurumlarında görev yapan hekimlerimizi ve hastaları mağdur eden, neticede nitelikli sağlık hizmeti sunumu ve çalışma barışı ile her durumda “kamu yararı” ve “hizmet gerekleri”ni olumsuz etkileyen; aynı zamanda Kurumunuz nezdinde de olumsuzluklara yol açabilecek söz konusu uygulamaya derhal son verilmesini;
2-Anılan MEDULA sistemi üzerinden muayene, reçete ve ameliyat gibi tıbbi işlemleri bir fiil denetleme, kontrol etme ve onaylanma işlemlerinin; gereğinde ilgili hekimden de bilgi alınmak kaydı ile, her durumda kamu sağlık kurumlarında mevcut ilgili idari, mali ve teknik birimler ve bu alanda bilgi ve deneyim sahibi personel eli ile gerçekleştirilmesinin teminini; söz konusu Medula sisteminin ve işleyişinin, yukarıda anılan gereklere göre yeniden düzenlenmesini ve yapılandırılmasını,
3-Odamızın, anılan uygulamanın yol açtığı ağır mağduriyetler ve sorunlar ile olası çözümlere dair, hekimlerimizden gelen bilgi ve öneriler ışığında, Kurumunuz ilgili birim ve yetkilileri ile görüşmeye ve işbirliğine hazır olduğunu;
Anayasa’nın 135. maddesi ile 6023 Sayılı Yasa’nın 1, 4 ve 28. maddeleri uyarınca; bilginize sunar ve gereğini ivedilikle talep ederiz.
Saygılarımızla
