Sosyal Harcamalarda Kemer Sıkma Politikalarına Hayır!
Türkiye’nin makro ekonomik parametrelerindeki bozulmalar ve istikrarsızlıklar gündelik hayatı doğrudan etkilemektedir. Ülke ekonomisi daralırken işsizlik oranları artmakta, Türk Lirasının değer kaybetmesine paralel yüksek enflasyon ortamı sürmekte, halkın alım gücü her geçen gün gerilemektedir.
Krizden ve enflasyonist ortamdan çıkış amacıyla ‘bütçe açığını azaltmak’ ve ‘kamu borçlarını kontrol altında tutmak’ için yürürlüğe konan sıkı maliye politikaları ise kemer sıkma politikalarına dönüşmüş durumdadır. Başta Orta Vadeli Programlar olmak üzere, ekonomi politikalarında “tasarruf” adı altında kamu harcamalarında kesintilere gidilirken, vergi gelirleri artırılmakta, çalışanların üzerindeki yük ağırlaşmaktadır.
Ne yazık ki “tasarruf” adı altında uygulanan programlar ve paketler kamudaki savurganlığı, usulsüz ve şatafatlı harcamaları hedef almak yerine, temel kamu hizmetlerinde ve sosyal harcamalarda düşüşe yol açmaktadır.
Mutlak ve göreli yoksulluk oranlarının arttığı bir dönemde kamu sosyal harcamaları pek çok hane için kritik öneme sahiptir. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) “Yoksulluk ve Yaşam Koşulları 2024” istatistiklerine göre ülkemizde yoksulluk riski altında olanların oranı yüzde 29,3 olup, 25 milyon kişi yoksul sayılmaktadır. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın verilerine göre 2024 yılında aşırı yoksulluk içinde yaşayan 3,6 milyon hane bulunmaktadır.
Yüksek enflasyon, işsizlik ve kriz koşullarında kamu sosyal harcamaları sosyal eşitsizliğin ulaştığı boyutun bir göstergesi olduğu kadar, hanelerin ayakta kalma yollarından bir tanesidir. Buna karşılık Türkiye’nin sosyal harcama performansı negatif yönlüdür.
OECD’nin 2022 yılı verilerine göre kamu sosyal harcamalarının GSYH’ye oranında OECD ortalaması yüzde 21,1 iken, Türkiye yüzde 12,4 ile sondan ikinci sırada yer almaktadır.
Eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, çocuk ve engelli bakımı, işsizlik yardımları, emeklilik maaşları, barınma ve aile yardımları gibi kalemlerden oluşan toplam sosyal harcamalara ayrılan pay artmak bir yana düşmüştür. Bir puan düşüşle 2019 yılında yüzde 12,5’ten 2022 yılında yüzde 12,4’e gerilemiştir.
Yoksulluğu azaltıcı ve sosyal adaleti telafi edici nitelikteki kamu sosyal harcamalarının artması aynı zamanda bir halk sağlığı sorunudur. Ülkemizde işsizlik oranlarının artması, alım gücünün düşmesi, nitelikli eğitim ve sağlık hizmetlerinden ekonomik durumu iyi olanların yararlanabilmesi sosyal eşitsizliği derinleştirmektedir. Yeterli ve dengeli beslenemeyen, sağlıklı koşullarda barınamayan, güvenceli ve insan şartlarda çalışmayan milyonların sağlığı tehdit altındadır. Bu nedenle yoksulluğu önleyici, başta çocuklar olmak üzere dezavantajlı grupları koruyucu ve sosyal adaleti güçlendiren politikalar ve mekanizmalar yürürlüğe konmalıdır. Kamu harcamalarına daha fazla pay ayrılmalı; sosyal harcamalar ve yardımlar siyasi popülizmin aracı olmaktan çıkarılmalıdır. Gelir ve servet eşitsizliğine neden olan ekonomi politikaları terk edilerek kamucu ve planlı bir modele geçilmelidir.
Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu

